1 Eylül 2018

Venedik Günlükleri - Suspiria

Açıkçası, Suspiria’nın yeniden çekileceği ilk açıklandığında heyecandan daha fazla endişe ağır basmıştı. Korku sinemasının en iyi filmlerinden biri olan Dario Argento klasiğinin yeniden çevrimini yapmak hiç kuşkusuz altından kalkması zor bir iş. Luca Guadagnino da bunun farkında olsa gerek (!) orijinal filme birebir bağlı kalmak yerine biraz daha kendine alan tanıdığı “yeni” bir film yapmaya kalkışıyor. Ancak bu tercih yeni Suspiria için yeterli olamıyor. 


Hikaye, orijinal filmde olduğu gibi 70’lerde, bir dans okulunda geçiyor. Guadagnino’nun kurduğu ince detaylarla örülü, etkileyici dünyanın içine girmemek çok zor. Hem yarattığı karanlık dönem atmosferi hem de iç mekanlardaki zarif yönetmenlik hamleleriyle tansiyonu yükselten Guadagnino, - finale kadar olan kısımda- görsel açıdan beklentilerin de üzerine çıkıyor. Özellikle dans ve ölümü paralel kurguladığı sahneyle unutulmayacak bir seyir deneyimi yaşatıyor. Ancak, başkarakter Susie’nin hikayenin merkezinde olmasına rağmen olayların merkezinde olmaması ana çatışmaları oldukça zayıflatıyor. Finaldeki çözülme bazı şeyleri açıklasa da dramatik açıdan oluşan boşluklar izleğe de hasar veriyor. 150 dakika boyunca seyirciyi finale yan karakterler ve dolaylı bağlantılarla taşımaya çalışan Suspiria, gülünç ve çok kötü tasarlanmış final bölümüyle büyük bir hayal kırıklığına dönüşüyor. Filmin genel tonuna bakıldığında Guadagnino’nun kendini ciddiye almayan bir filme imza attığını, final bölümünde eğlendiğini varsaysak bile (ki biz eğlenmedik) düz bir şekilde arka plana yerleştirilen dönemin politik olayları, Yahudi soykırımıyla ilgili zorlama bağlantı, geçmiş, korku ve vicdan üçgeni üzerine kurulu metin, hiçbir zeka pırıltısı barındırmayan, psikanalitik okumalara alan açan göndermeler ve çorbaya dönüşen fikirlerle Suspiria, zayıf bir yeniden çevrim olarak kayıtlara geçiyor.

(Ekşi Sinema)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder