2 Eylül 2018

Venedik Günlükleri - 22 July

Yine yakın tarihte yaşanmış gerçek bir olay ve yine Paul Greengrass. Kanlı Pazar, 11 Eylül saldırıları ve Somalili korsanlar tarafından kaçırılan Captain Phillips’in hikayesinin ardından bu kez Norveç’te 2011 yılında gerçekleşen ve 77 kişinin öldüğü saldırıları anlatıyor. 


Greengrass, senaryosuna da imza attığı 22 July’da hikayeyi saldırıların bir gün öncesinde başlatıyor ve vakit kaybetmeden art arda gerçekleşen başbakanlık binasındaki patlamayı ve Utoya adasındaki yaz kampına yapılan saldırıyı gösteriyor. Bu yarım saatlik sürede Greengrass’ın soğukkanlı sineması tıkır tıkır işliyor. Adadaki dehşeti sömürüye kaçmadan ve uzatmadan perdeye getiriyor. Her zaman olduğu gibi gerilimi dozajında tutarak, mekanı ve zamanı ustalıkla kullanıyor. Lakin bu dakikadan sonra olayları bütün boyutlarıyla ele almaya kalkıştığı için derinleşemeyen ve drama yaslanan bir öykü takip ediyoruz. Saldırıları gerçekleştiren Anders Behring Breivik’in söylemleri, saldırıdan kurtulanların hikayeleri, Norveç’teki hukuk sistemi, Breivik’in avukatının ikilemleri, davanın seyri derken olayın bütün taraflarını gösteren ama hiçbir taraf hakkında dişe dokunur bir şey anlatamayan şablonlar üzerine kurulu bir film çıkıyor ortaya. Greengrass, filmin odağına Norveç’teki adalet sistemi/Breivik ile saldırıda ağır yaralanan Viljar arasında kurduğu karşıtlığı yerleştiriyor ama bu karşıtlık üzerinden de meseleye dair bir söz söylemiyor, onun yerine hamasete bulaşan, klişelerle dolu bir “gerçek hayattan uyarlanmıştır” hikayesi çıkarıyor. Avrupa’da aşırı sağın yükseldiği bir dönemde,  böylesine yakın tarihli çarpıcı bir olayı sinemaya uyarlayıp meseleyi derinlemesine tartışmak yerine mağdurlara saygı duyan bir dram anlatmayı tercih ediyor Greengrass. “Norveç’i çok kültürlülüğe karşı savunduğunu” söyleyen Breivik gibi bir profili inceleme fırsatı bulduğu halde Batı’ya, göçmen meselesine ve güvenlik-özgürlük ikilemine dair sorular sormamayı tercih ediyor. 

(Ekşi Sinema)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder