7 Eylül 2018

Hayaller ve hayaletler

"Nereye gitmeyi ümit edebiliriz? Artık güvenli bir cennet kalmadı, hayata yeniden başlayabileceğimiz veya geçmişteki haksızlıkları silebileceğimiz 'başka kıtalar, hayali kentler' yok. Bu kitabın yeniden keşfi bizler için bir ayılma anı ve aynı zamanda bir ikazdır: Seghers'in vaktiyle dikkat çektiği büyük tehlike bizim artık 'normal' gördüğümüz durumdur." Peter Conrad


Transit’in arka kapak tanıtımında yer alan bu alıntı Christian Petzold’un neden böyle bir uyarlamaya kalkıştığını özetliyor. Ve neden 40’larda yazılmış bir metni cüretkar bir şekilde günümüze uyarladığını da. Barbarave Yüzündeki Sır (Phoneix)ile ülkesinin tarihiyle yüzleşen Petzold için Anna Seghers’in romanı biçilmiş kaftan. İki dünya savaşına da tanıklık eden ve insanlık tarihinin bu karanlık dönemlerini Ölüler Genç Kalır, Güven, İlk Adımlar, Yedinci Haç, Transitgibi kitaplarıyla derinlemesine ele alan Seghers’in metinleri günümüz Avrupa’sına dair çok şey söylüyor. Çatırdamaya başlayan Avrupa Birliği fikrine ve göçmen meselesine geçmişten bakmayı tercih eden Petzold’un aidiyet, kimlik, yabancılaşma ve yalnızlık temalarına alan açan Transit, edebiyatla sinemanın muazzam buluşmalarından birine dönüşüyor. 

Seghers romanda kendi yaşadıklarından ve gözlemlerinden yola çıkarak Nazi faşizminden kaçan mültecilerin hayatından kesitler anlatır. Mülteciler için Nazi işgalindeki Fransa’da Marsilya sığınılacak son yerdir. Avrupa’nın bittiği bu şehir başka kıtalara kaçış yeridir aynı zamanda. Nazi kampından kaçıp Marsilya’da sıkışıp kalan ve transit belgesi almaya çalışan Seidler de şehirdeki mültecilerden biridir. Seidler’in otel odasında intihar eden bir yazarın kimliğine bürünmesiyle hikaye bambaşka yerlere savrulur. Petzold, bu olağanüstü kitabın serbest uyarlamasında zaman ve mekanda belirsizlik yaratarak hem Seghers’in zamanı aşan dilini sinemaya adapte ederek yeni bir dil yaratmayı hem de güncel bir mesele olan mülteci krizini bir yüzyıla yayarak ele almayı başarıyor. 

Petzold, zaman ve mekanda belirsizlik yaratsa da zamansız bir hikaye anlatmıyor. Aslında tek bir zamanın içine hapsolmuş bir anlatı kuruyor. Tarih kendini tekrar mı ediyor yoksa ilerleme kaydedilemeyen bir zaman düzleminde miyiz? Petzold, biraz bu soruların etrafında dolaşıyor ve tarihin hayaletlerinin peşinden gitmeye devam ediyor. Travmatize olmuş insanları birer “hayalet” olarak tanımlayanPetzold, Transit’te de yine hayaletleri anlatıyor. Zamanda hapsolmuş yahut Araf’ta sıkışmış hayaletlerin hikayesi. Yüzündeki Sır’da eve dönüş hikayesini perdeye getirirken burada tam tersine bir kaçış hikayesi anlatıyor. Evinden, yurdundan kaçmak zorunda bırakılan, hayatta kalmak için bambaşka coğrafyalara gitmeye çalışan hayaletlerin hikayesi. Alman birlikleri hızla yaklaşırken Meksika’ya kaçmaya çalışan Georg, intihar eden yazar Weidel ve gizemli kadın Marie. Geçmişten kopup gelen, geleceği olmayan ve şimdiki zamanda da var olamayan bu karakterler acılarıyla birlikte giderek silikleşiyor. Hiç kimsenin görmediği, duymadığı, umursamadığı yitip giden hayatlar. Belki de birer zombiler, nefes alıyorlar ama ölü olarak dolaşıyorlar, gömülmüyorlar, çürümeye bırakılıyorlar. Keza, Transit birçok açıdan George Romero’nun zombilerini de hatırlatmıyor değil. Transit’te zaman ve mekan gibi karakterlerin varlığı da belirsiz. Kim gemiye bindi, kim geride kaldı, kim kurtuldu, kim yaşıyor, kimin ölüsü aranıyor, kimin kimliği gerçek? 


Petzold, Transit’te karakterlerin görünmezliğini kimlik, aidiyet ve yalnızlık meseleleri üzerinden de yeniden yaratıyor. Gerçekle alegorinin arasında kurduğu anlatıyı bulanıklaştırarak bu görünmezlik durumunu işlevsel kılıyor ve filmin atmosferini tarifsiz bir ruh haliyle kaplıyor. Tarihin hayaletlerini bugünün gerçekliğine yerleştiriyor ve yarattığı Kafkaesk dünyada ait olamama ve yabancılaşma mevzusunu tüm boyutlarıyla ele alıyor. Bürokrasinin işlevsizliği, sınırlar, engeller, hayaller, geçmiş, gelecek, umut, özgürlük, hayal kırıklığı, yitip giden hayatlar, sınırlar, neoliberalizm, sermaye, milliyetçilik, yabancı düşmanlığı... Bir yazıya boca edilmiş gibi arka arkaya duran bu kelimler, kavramlar Petzold’un şaheserinde birbirine bağlı parçalar olarak olay örgüsünün zeminine yayılıyor.

“Nedir beklediğin? Cehennemdesin çoktan!”2

Petzold, kitaptaki güvensizlik hissini ve karakterlerin kırılganlığını da etkileyici bir şekilde işliyor. Adeta cehennemde sıkışıp kalan Georg; başkasının kimliğine bürünür, belge yeniler, Marie’nin peşine düşer. Arka planda ise mültecilerin geleceği ile ilgili belirsizlik ve endişe, onları taşıyacak gemilerle ilgili riskler ve peşlerindeki askerlerin yarattığı korku işlenir. Bir tarafta cehennem ve o cehennemin içinde yeni kimlik oluşturma çabası diğer tarafta ise belki de hiç gerçekleşmeyecek bir rüya olan, gerçekleşse bile asla kendi evi diyemeyecekleri bir ülkede kurulacak ve adına umut denilecek bir yeni hayat. 


2014 yılında hayatını kaybeden yakın dostu Harun Farocki’yle birlikte Transit’i defalarca okuduklarını ve birlikte yazdıkları bütün senaryoların bu kitaba dayandığını söyleyen Petzold, Avrupa’da aşırı sağın yükseldiği, milliyetçilik dalgasının büyüdüğü ve mülteci krizinin tüm dünyaya yayıldığı günümüzü geçmiş üzerinden anlatarak hem bir yüzleşmeye olanak tanıyor hem de gösterişsiz bir sinemayla eşsiz bir uyarlama ortaya çıkarıyor. Bu uyarlamanın zihnimizde yarattığı dalgalanma ise birbirinden farklı imgeleri, sesleri, hisleri, tarihi anları, anıları bir araya getiriyor. Casabalanca-vari bir melankoli, Ettore Scola’nın Özel Bir Gün’ündeki (Una Giornata Particolare) gibi umutla umutsuzluk arasında kalan sıkışmışlık hissi, Nazilerin kendisini yakalayacağından korkan ve intihar eden Walter Benjamin’in Pasajlar’ı, iki dünya savaşını gören Stefan Zweig’ın intihar mektubu, batan mülteci tekneleri, savaştan kaçıp başka ülkede şiddet görmeye devam eden Suriyeli sığınmacılar... Transit, hayranlık uyandıran anlatısı, klasikleşmiş filmleri hatırlatan görsel dili, ince ince işlenmiş senaryosu, uyarlama matematiği, referansları ve alt metinleriyle son yılların en etkileyici filmlerinden. Christian Petzold’un sadelikle örülmüş sineması parıltısını seyircisinin gözüne asla sokmuyor. Bu da Transit’in etkisini bir kat daha artırıyor.

1 http://www.altyazi.net/soylesiler/christian-petzold-ile-soylesi-alman-tarihinin-hayaletleri/
2 Transit, Anna Seghers, Everest Yayınları

(Yeni E - Eylül)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder