1 Ağustos 2018

İkili hayaller

Ingmar Bergman’ın kariyerindeki dönüm noktalarından biri olan Monika’yla Bir Yaz’ın (Sommaren med Monika) konusunu kabaca “hayaller ve gerçekler” olarak özetleyebiliriz. 


Bir işçi sınıfı ailesinin çocuğu olan Monika ile aynı mahallede çalışan Harry’nin ilişkisi romantik aşk filmlerindeki gibi başlar. Monika ve Harry’nin kurduğu hayaller onları etraflarındaki bütün olumsuzluklardan ve gerçeklikten uzaklaştırır. Nefret ettikleri hayatlarını, işlerini, ailelerini geride bırakıp, Harry’nin teknesine atlayarak yazı şehirden uzak adalarda geçirirler. Ateşin başında geçirdikleri romantik bir anda Harry, hep yalnız olduğunu, annesinin ölümünden sonra iyice yalnızlaştığını söylediğinde Monika, tam tersi kalabalık bir ailede büyüdüğünü, hiç yalnız kalamadığını anlatır. Ama farkında olmasa da Monika’nın yalnızlığı tam da böyle bir yalnızlıktır. Kimsenin onu anlamadığı, yoksulluktan bıktığı, daha iyi bir hayatın hayalini kurduğu bir yalnızlık. Bu sebeple aynı hayali kurduklarını zanneden Monika ve Harry’nin rüya gibi başlayan aşkları kısa bir süre sonra değişmeye, bozulmaya başlar.

Filmin ilk anından itibaren hikayesini imgelerle derinleştiren Bergman, güçlü bir görsellikle Monika ve Harry’nin ilişkisini çözümleyecek detaylar verir seyirciye. Doğa görüntülerini uzunca ve sık sık göstererek karakterlerini şehirden, insanlardan uzaklaştıran ve ardından onları doğada yalnızlaştıran Bergman, Monika ve Harry’nin uzaklaşmak istediği her şeyi şehirle özdeşleştirir. Özellikle yakın plan çekimlerde ikiliyi hep yan yana, ayrılmaz bir şekilde gösteren Bergman filmin ilk yarısında Amerikan sinemasından ödünç aldığı büyülü aşk hikayesi formüllerini kullanır. Monika’nın hamile kaldığını söylediği andan itibaren ise sorunlar baş göstermeye başlar. Hayaller biter, gerçekler başlar. Birlikte geçirdikleri yaz ikisini de değiştirmiştir. Şehre geri dönmeleriyle birlikte kaçtıkları şeylerle yeniden yüzleşirler. Yoksulluk, geçim derdi, sorumluluklar ve üstüne bir de bebek doğunca kavgalar da beraberinde gelir. Harry’nin hayali devam eder aslında; Monika’yla bir ömür. Ama Monika üstüne bir palto bile alamadığı, ailesinin yanında yaşadığı hayatın aynısı olan bu yeni hayatı istemez. Hayallerini ister Monika. 

Bergman, ilişkinin sonuna kadar Monika ve Harry’nin birlikte göründüğü sahnelerde kadraja başka bir karakter, yüz, imge yerleştirmez. Yeni doğan bebeklerinin yüzünü bile göstermez seyirciye. Son bölümde Monika’nın sorumluluklarını bırakıp eğlenmek için gittiği kafede karşısında başkası vardır ama o kişiyi de görmeyiz. Bir başka sahnede Harry eve geldiğinde Monika’yı rakibi Lelle ile birlikte görür ve yıkılır ama biz yine kim olduğunu göremeyiz. Sadece Harry’nin yıkılmış ifadesine tanık oluruz. Çünkü her şey Monika, Harry, birlikte geçirdikleri yaz ve ikilinin hayalleriyle ilgilidir. Bir başkasıyla ilgili değildir izlediğimiz hikaye.

Bergman imgelerle kurduğu bu hikayeyi başladığı yerde yine imgelerle bitirir. Harry kafenin önünde kucağında bebeğiyle birliktedir. O ana kadar göremediğimiz bebeğin yüzünü ilk kez görürüz. İmge olarak Monika’nın yerine geçmiştir. Harry’nin aklında ise Monika’yla geçirdiği yaz vardır. Monika’nın çıplak tenine dokunduğu, arkasından denize doğru gidişini izlediği büyülü anı hatırlar. 


Öncesinde Monika’yı kafede başkasıyla gördüğümüz sahne ise filmin en önemli sahnesidir aynı zamanda. Açılışta gördüğümüz imgeler burada tekrar eder. İlk sohbetlerinde Harry Monika’nın sigarasını elindeki kibritle defalarca denedikten sonra yakabilmiştir. Şimdi ise Monika’nın karşısında bir başkası vardır ve elindeki çakmakla tek seferde Monika’nın sigarasını yakar. Daha sonra Monika kameraya doğru bakar sinema tarihinin en acı ve unutulmaz anlarından birine şahit oluruz. Ömrünü birlikte geçirmek istediği, onu dertlerinden sıkıntılarından kurtaracak kişiyi bulduğunu sanan, hayallerinin peşinden giden ve rüya gibi bir yaz geçiren Monika’nın bakışlarında kocaman bir hayal kırıklığı vardır. Toz pembe hayalleri dağılmış, eski hayatına geri dönmüş, yenilmiş bir Monika’nın bakışlarıdır. Monika’nın kameraya baktığı bu an seyircinin Monika’ya ve filme dair fikirlerini değiştirecek denli güçlüdür. Seyirciyi özellikle filmin ikinci yarsında Harry’nin yanında konumlandıran Bergman dördüncü duvarı yıktığı bu sahnede her şeyi ters yüz eder. Monika’nın kendi hayatına ve alışılagelmiş kalıplara karşı isyanı ile Bergman’ın klasik sinemanın ve hatta kendi sinemasının dışında kurduğu anlatı aynı derecede yıkıcıdır.


(Altyazı - Temmuz-Ağustos)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder