1 Nisan 2018

Bir distopya olarak İstanbul - Bölüm 2


Fotoğraflar: Elif Kahveci

“Kadıköy Rıhtım’a yapılacak 20 bin kişilik camii projesine Koruma Kurulu’ndan onay”, “Esenyurt'ta bir sitenin sakinleri yanı başlarındaki fabrika nedeniyle zor günler geçiriyor”, “Mecidiyeköy metrosuna AVM yerine cami yapılacak”, “Zeytinburnu'nda imar planı değişti, kaçak katlar legal oldu”, "TOKİ 150 yıllık sarnıcı yıktı, yerine konut dikti", “2018’de AVM sayısı 450’ye çıkacak”, “Kaçak olan ve ruhsatı bulunmayan yapılara yönelik af çıkartılıyor”, “Maslak, Mecidiyeköy, Şişli, Ataşehir, Fikirtepe ve Ümraniye’de yeni gökdelenler yapılması için inşaat şirketlerine ruhsat verildi”... Son iki ayda medyaya düşen haberlerden yalnızca birkaçı. Megapolis tanımını bile gölgede bırakan, kalıbına sığmayan bir şehir olarak İstanbul’un yakın gelecekte nasıl bir “şeye” dönüşeceği ile ilgili fikir yürütmek zor olmasa gerek. Tarihi binlerce yıl öncesine dayanan, Doğu Roma İmparatorluğu’ndan günümüze her zaman, jeopolitik öneme, çok kültürlü bir yapıya sahip bir şehrin yavaş yavaş can verişine şahit oluyoruz.

“Kentsel dönüşüm, rantsal dönüşüm ya da sağ devrim, karşı devrim, neoliberal tahakküm her neyse insanı canından etmiyor çoğunlukla ama yerinden, yurdundan, evinden sokağından, mahallesinden, semtinden, meydanından, caddesinden, komşularından, ağaçlarından, hayvanlarından, bahçesinden, avlusundan, manzarasından, dalgasından, dümeninden, sabahından, öğleninden, akşamından, gecesinden, baharından yazından, şarkısından türküsünden, keyfinden harmanından, argosundan küfründen, dansından halayından, çalgısından çengisinden, davulundan zurnasından, tamburundan kemanından kısacası yaşamasından ediyor.” 1

Geçen sayıda, izlediğimiz, okuduğumuz distopyalara ne kadar yaklaştık diye sormuştuk. Aslında bu şehirde yaşayan herkesin cevabını bildiği bir soruydu. Post apokaliptik senaryolar artık hiç uzak değil. Şehrin her köşesi rant alanına dönüşürken yoksullukla zenginlik arasında ahenksizlik, tutarsızlık, orantısızlık, kirlilik ve karanlık yükseliyor.

3. Havalimanı Proje Alanı, Kabataş İskelesi, Maltepe Nish Adalar ve Yassıada ile başladığımız “Bir distopya olarak İstanbul “dosyasının ikinci bölümünde Maslak, Gültepe, Feriköy ve Fikirtepe’yle devam ediyoruz. 

Haydar Ergülen, “Tebdil-i Mekanda İktidar Vardır: Devrim, Direniş, Taksim”, Milyonluk Manzara, İletişim Yayınları

MASLAK
#gökdelenler #plazalar #keşmekeş #İstanbulsilueti

Nerede?



Eskiden nasıldı? 
30-35 yıl öncesine kadar benzin istasyonu ve irili ufaklı birkaç yapı dışında yerleşime rastlanmayan, geceleri kurtların indiği, büyük kısmı ormanlık alandan oluşan ıssız bir yerdi Maslak. İstanbul’daki birçok semte göre çok daha geç gelişmeye başladı. Ancak “İstanbul’un Manhattan’i” olması hedeflenen semt o kadar hızlı bir şekilde büyüdü ki 2000’lere gelindiğinde eski görüntüsünden eser kalmadı. 

 Şu anda ne durumda? 
Askeri alan dışındaki ormanların yok edildiği ve doğanın katledildiği Maslak “modern bir iş merkezi” haline getirildi. Üçüncü dünyada veya az gelişmiş ülkelerde görülebilecek bu sahte modernizmin getirdiği şeyler ise ortada. Şu anda Avrupa’nın en yüksek şehri İstanbul. En fazla gökdelene sahip şehirler listesinde de İstanbul birinciliği kaptırmıyor. Bu istatistikte Maslak’ın katkısı ise tartışılmaz! İstanbul’un “yeni” siluetini oluşturan gökdelenlere ev sahipliği yapan semtlerin başında Maslak geliyor. İyice küçülen bölgedeki yeşillik alanın tamamen yok edilmesi için çalışmalar da hızla sürüyor. İmar planı değişikliği Danıştay tarafından durdurulan, İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından da plansız devam ettiği belirtilerek inşaat ruhsatı iptal edilen ve buna rağmen kaçak şekilde yapımı sürdürülen Maslak 1453 projesiyle ve bu projeye bağlı olarak yapılan yol genişletme çalışmasıyla Fatih Ormanı’ndaki ağaçlar sökülmeye devam ediyor. Şehir planlamasına bağlı olmadan büyümeye devam eden, dikey şekilde yerleşimin hakim olduğu Maslak aynı zamanda trafik ve park konusunda da şehrin en sorunlu yerlerinden bir tanesi.

Neden distopya?
Estetikten yoksun ihtişamı ve baş döndürücü düzensizliğiyle insanların ve zamanın kaybolduğu kabus gibi bir semt Maslak. Şantiye alanları, gökdelenler kadar yükselen vinçler, gökdelenlerin arasında kaybolan oteller, iş çıkış saatlerindeki servislerin yoğunluğu, dünya yok olana kadar bitmeyeceğini bas bas bağıran trafiği, birbirinin aynısı koşuşturan plaza çalışanları, birbirinin aynısı rutin günler... Diğer yandan Türkiye’nin en büyük finans merkezinin yanı başında inşaatların arasında, tozun toprağın altında bölük pörçük hayatta kalmaya çalışan köy benzeri yerleşimler. 


Yakın dünyalar:
Güneşin bile olmadığı Gizemli Şehir’de (Dark City’de) insanlar ışıksızlığın ve çıkışsızlığın hakim olduğu şehirde, her gün kendilerine çizilen sınırlar içerisinde, anıları silinmiş bir şekilde deney faresi gibi yaşarlar. Metropolis’ten Blade Runner’a, Brazil’den Code 46’ya sinema tarihindeki yakın ve uzak geleceği konu alan distopik evrenlerin birçoğunun benzeri Maslak’ta. Geçtiğimiz sene vizyona giren, şehir, geçmiş, hafıza ve katliamlar üzerine bir hikaye anlatan Kaygı’nın kullandığı mekanlardan birisinin Maslak olması da tesadüf olmasa gerek.

NEF 163, GÜLTEPE
#estetik #çevreyesaygı #insicamsızlık

Nerede?


Eskiden nasıldı?
Çarpık kentleşmenin bariz örneklerinden biri. 80’lerden beri evlerin birçoğu kaçak kat çıkılarak yapıldı. Sağlıksız ve plansız yerleşim her geçen yıl içinden çıkılamaz bir hal aldı. 

Şu anda ne durumda? 
Gültepe’nin ortasında tek başına dikilen, çevresine ne mimari açıdan ne de planlama bakımından bir uyum sağlamayan, alandaki yerleşimlerin arasında tek başına sivrilen bu bina çirkin görüntüsüyle Avrupa yakasındaki estetikten yoksun tablonun simgelerinden biri. 

Neden distopya?
Dört-beş katlı binaların arasında bu rezidansın ne işi var diye merak etseniz bile bunun cevabına ulaşmanız mümkün değil. Başka bir ülkede imar izni almasının mümkün olmayacağı yapısal özelliklere sahip, şehrin estetiğine, semtin dokusuna aykırı bir şekilde tasarlanan ve inşa edilen, çevreye saygısı olmayan bu binanın tek başına görüntüsü bile şehrin bu kısmına uğramamak için yeterli sebep.

Yakın dünyalar:
Böyle insicam yoksunu bir binayı gördükten sonra hafızadan bir an önce silmek için fotoğrafçı Marc Yankus’un New York binalarını konu aldığı çizim serisine, Judge Dredd çizgi romanındaki kule ve gökdelen tasarımlarına, Rémy Soubanère’nin terk edilmiş, ürkütücü şehir fotoğraflarına bakmakta fayda var.

FERİKÖY
#rezidans #gecekondu #eşitsizlik #dönüşüm

“Bayılırım şu düzenli dünyaya
Altta ölüler
Üstte diriler
Gel keyfim gel!” 1

Nerede?



Eskiden nasıldı?
İstanbul’un en eski semtlerinden. Geçmişte ağırlıklı olarak Ermenilerin, Rumların yaşadığı semtin demografik yapısı bugün değişmiş durumda. Bölgenin imara açılmasıyla doğallığını ve İstanbul semti görüntüsünü kaybeden Feriköy’de eski evlerin çoğu yıkılarak yerine “maliyeti düşük, malzemesi ucuz” prensibiyle, birbirinin tıpatıp aynısı küçük daireler yapılmakta. Feriköy’ün ünlü pastaneleri, manavları, kasapları, mahalle esnafları zamana dirense de dönüşüm maalesef tüm hızıyla sürüyor.

Şu anda ne durumda? 
Bölgenin imara açılmasıyla başlayan değişim geçmişi, mimariyi, estetiği yok sayarak hızla devam ediyor. Feriköy’ün çehresi şu anda tanınmayacak halde. Yüzyıllık mazisi olan sokaklar bir hafta gibi kısa bir sürede moloz yığınlarına dönüşüyor. Semtin her köşesi inşaat halinde. Semtin aşağı kısmı şehrin merkezine uzanan tünellere, yukarı kısmı Bomonti, Kurtuluş, Osmanbey, Nişantaşı gibi semtlere bağlanan Feriköy “cazibe merkezi” olarak sunulsa da asıl emlakçılar ve inşaatçılar için define adası işlevi görmekte. Hiçbir planlamaya bağlı olmadan rant üzerinden süren bu dönüşüm sonucu gecekondular ile rezidanslar, oteller ve lüks konutlar iç içe geçmiş durumda. Artık can güvenliği açısından risk taşıyan, suç oranın yükseldiği semtlerden biri olan Feriköy, kaotik atmosferiyle de dikkat çekiyor. Çok kültürlü, çok dinli, çok etnikli tarihine ve farklı ülkelerden gelen göçmenlerin yaşam alanı olmasına rağmen ülkede yükselen her milliyetçilik dalgasında Feriköy’de gerçekleşen nümayişler, ırkçı ve milliyetçi sloganlar, Türklük ve Müslümanlık üzerinden kurulan ayrımcı dil umutsuz bir tablo çiziyor.


Neden distopya?
İki ayrı dünya bir arada. Özellikle Feriköy ile  - eskiden birçok fabrikaya ev sahipliği yapan - Bomonti’nin kesiştiği noktada barakaların ve gecekonduların yanı başında yükselen lüks rezidansların yarattığı manzara korkutucu olduğu kadar üzücü de. Otoparkı, güvenliği, havuzu, her bir şeyi olan Anthill, Elysium, Divan gibi “akıllı” rezidansların, yeni nesi kahvecilerin, lüks restoranların dibindeki yoksulların yaşam alanları temizlenmeyi bekliyor!

Yakın dünyalar:
Lüks yaşam alanlarının dibinde ve dev kulelerin altında ülke gerçeği ve kentleşmeyle ilgili bütün veriler yatmakta. Zombilerin ele geçirdiği dünyada yoksullar kent duvarlarının ardında yaşam savaşı verirken korunaklı gökdelenlerde konforlu hayatlarını sürdüren zenginleri yani George Romero’nun Ölüler Ülkesi’ni (Land of the Dead)hatırlamamak imkansız. Rezidanslardan birinin adı boşuna Elysium değil. Elysium mitolojideki yeraltı cennetinin adı. Neil Blomkamp’ın aynı adlı filmi de mitolojiden yola çıkarak hikayesini zengin-yoksul ayrımı ve eşitsizlik üzerine kuruyor. Yine Blomkamp’ın yönettiği Yasak Bölge 9da (District 9) mülteci uzaylılar üzerinden uygarlık eleştirisi yaparken aynı meselelere dokunmakta. Ursula K. Le Guin’in anarşist romanı Mülksüzlerve Anthony Burgess’in yazdığı, Stanley Kubrick’in uyarladığı Otomotik Portakal (A Clockwork Orange) da bu “düzenli dünya”ya dair başucu kitapları niteliğinde.

Melih Cevdet Anday, Düzenli Dünya

FİKİRTEPE
#kentseldönüşüm #mutenalaştırma #sermaye #rant

Nerede?


Eskiden nasıldı?
Anadolu yakasının en eski yerleşim yerlerinden biri. (Yapılan jeolojik ve arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda Fikirtepe’nin 8 bin yılı aşan bir geçmişi olduğu ortaya çıkarılmıştı.) 1950’lerden itibaren başlayan iç göç sonucu kurulan ve dört mahalleden oluşan, çevresinde tarımsal faaliyetin sürdüğü alanlardan biri olan Fikirtepe’nin konumu 1970’lerde yapılan çevre yoluyla birlikte önem kazanırken bu tarihe kadar da hızla nüfusu artmıştır. 1970’lerde sol görüşlü insanların da yaşadığı mahallerden biri olarak dikkat çeken Fikirtepe’nin üzerinden 12 Eylül darbesi ve neoliberal politikalar geçti. Sermaye kenti İstanbul’da dar gelirli insanların mahallesi olan Fikirtepe’ye 2000’lerde yer kalmamıştı. Daha doğrusu eski Fikirtepe’ye ve dar gelirli insanlara yer yoktu! 

Şu anda ne durumda? 
Kadıköy merkezine yürüme mesafesinde olan Fikirtepe 2005 yılında kentsel dönüşüm özel proje alanı ilan edildi. Alt ve alt-orta gelirli grupların yaşadığı bölgedeki kentsel dönüşüm projesi medyada “Başlarına talih kuşu kondu” manşetleriyle verildi. Yıkımlar 2012’de başladı. Afet yasası sonrasında yeniden imar planı hazırlandı. Sonrasında süreç karmaşık ve belirsiz bir şekilde ilerledi. 2016’da çalışmalar tekrar hızlandı. Yeniden ihaleler yapıldı, yeni şirketler projeye dahil oldu. Fikirtepe’de yıkım komple, bütün bölgeyi kapsayacak şekilde gerçekleştiğinden bölgenin bazı kısımları şu anda terk edilmiş vaziyette. Mahallenin dar gelirli sakinlerinin büyük çoğunluğu şehir merkezinden uzaklaştırıldı. Kalanlar ise hüviyetini kaybetmiş bu rant bölgesinde tutunmaya çalışıyor. Ayrıca çok uzun süredir devam eden ve günlük hayatı etkileyen çalışmaların insan sağlığını tehlikeye soktuğu da belirtiliyor.1Anlaşılan talih kuşunu gören kimse olmamış!


Neden distopya?
Terk edilmiş bir bölge. Ölüler diyarından farksız. Dev inşaatlar, vinçler, bitirilmiş hayalet projeler ve toz bulutu... Sermaye-devlet işbirliğiyle gerçekleştirilen projelerin sonunda korunaklı, betonlaşan semtler, kendi içine kapanan konut alanları, şehir merkezinden sürülen yoksulların gettoları, kültürel geçişlerin ve sosyal hareketliliğin olmadığı kentler ortaya çıktı. Bu tablonun en can yakan noktalarından biri de Fikirtepe.

Yakın dünyalar:
Çorak topraklardan uzaklaşıp anılarındaki yaşanabilir yeri arayan Furiosa’nın savaşını anlatan George Miller’ın post apokaliptik serisinin son halkası Mad Max Fury Road. Tematik açıdan olmasa da ruh hali ve uzak çağrışımlarıyla Paul Auster imzalı Son Şeyler Ülkesinde. Terk edilmiş sokakları ve ürpertici atmosferiyle 28 Gün Sonra (28 Days Later) ve 28 Hafta Sonra (28 Weeks Later).

http://www.kuzeyormanlari.org/2017/07/25/kadikoy-zehir-soluyor/


Bu yazı Art Unlimited dergisinin Mart-Nisan sayısında yayınlanmıştır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder