1 Şubat 2018

Travmalar ve hesaplaşmalar

İlk filmi Batı Beyrut’ta (À l'abri les enfants) Lübnan İç Savaşı’nın başladığı 1975 yılında savaşın ortasındaki üç gencin hikayesini anlatan yönetmen Ziad Doueiri, 20 yıl sonra Hakaret’te (L'insulte) bu kez savaşın travması üzerine bir hikayeyi perdeye getiriyor. 


Hakaret, Beyrut’ta sıradan bir günde basit bir tartışma esnasında sarf edilen bir hakaretin ülke çapında büyük bir olaya dönüşmesini konu alıyor. Oto tamircisi Tony’nin balkon giderinden akan suyun aşağıda çalışan işçilerin üzerine sıçraması ve bunun üzerine usta başı Yaser ile karşı karşıya gelmesiyle başlayan hikaye ikilinin arasındaki inatlaşma ve geçmişlerindeki travmalar nedeniyle giderek büyüyor ve mevzu Lübnan’ın tarihinin masaya yatırıldığı bir anlatıya dönüşüyor.

Filmin başında desteklediği siyasi partinin toplantısında gördüğümüz, evinin duvarında parti başkanının çerçeveli fotoğrafı yer alan Tony’nin, Lübnan’da mülteci olarak hayatını sürdüren Yaser’e karşı ırkçı ve nefret dolu tavrının altında yatan nedeni deşmeye çalışan yönetmen Doueiri, ikilinin arasındaki mevzuyu basit bir hakaretten öteye taşıyarak ülkesinin tarihiyle ilgili sorgulamalara girişiyor. Bunun için de hikayesini mahkemeye taşıyarak hesaplaşmalar için kendisine alan açmış oluyor. Hakaret davası kısa sürede ülke çapında krize ve çatışmalara yol açarken yönetmen Doueiri tarafları haklı-haksız, suçlu-suçsuz karşıtlığından çıkararak meseleyi toplumsal ve tarihi yönüyle ele almayı seçiyor.

Lübnan’ın tarihi ve ülkedeki toplumsal dengeleri anlayabilmek dışarıdan bakan seyirciler için biraz zorlayıcı olsa da Doueiri meseleyi evrensel boyutta ele alarak ve temel aldığı kavramları da bu evrensellik zemininde tartışarak Ortadoğu ülkelerinde yaşanan benzer sorunlara da dokunmuş oluyor. Öyle ki mahkemede kurulan cümlelerin birçoğu Ortadoğu’daki– Türkiye’nin de içinde bulunduğu – ülkelerin problemlerine de parmak basıyor. 

Lakin filmin büyük bölümünü oluşturan mahkeme sahnelerindeki didaktizm dramatik yapıya zarar veriyor. Yer yer piyes tadında ilerleyen bu sahnelerde yönetmenin tercihiyle - hakimin otoritesinin olmaması, avukatın müvekkilini polis gibi sorgulaması, avukatların arasındaki ilişki ve avukatların yaptığı savunmalarla– anlatım dili değişiyor, tuhaf bir hal alıyor. Duygu sömürüsüne bulaşmamak için mizahi bir ton yakalamaya çalıştığı bu bölümlerde Hakaret ironisini de sahiciliğini de yitiriyor. İki karakter arasındaki problemin çözüme ulaştığı final bölümünün politik açıdan tartışmalı olduğunu ve empati üzerine kurulu bu sahnelerin ikna etmek bakımından da güçlü olmadığını söylemek lazım. Doueiri, film boyunca tartıştığı meselenin geçmişteki bir olayla aniden çözülmesini sağlayarak açıkçası kolaya kaçıyor.


Yıllar geçmesine rağmen savaşın yaralarının kapanmadığını göstermeye çalışan Hakaret’in geçmişle hesaplaşmayı sinema diline dönüştürürken yaşadığı sorunlar anlattığı hikayenin önüne geçiyor.

(Arka Pencere Mecmua - Şubat)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder