22 Eylül 2017

Amerikan havası yaramamış!

Senarist ya da yönetmen olarak dokunduğu her şeyi özgün kılmayı, hangi türe el atsa çıtayı yükseltmeyi beceren Matthew Vaughn, 2015 yılında çektiği Kingsman: Gizli Servis’te (Kingsman: The Secret Service) yine bütün maharetlerini sergilemiş, yönetmenlik açısından adeta bir ziyafet sunmuştu. Ajan filmlerine alaycı yaklaşırken son derece havalı ve şık bir ajan filmi ortaya çıkaran Vaughn, kendisini farklı kılan mizahını daha da keskinleştirirken politik açıdan da isabetli tercihlerle dört dörtlük bir iş ortaya koymuştu. Haliyle devam filmi haberiyle beklentiler artmış oldu. Ancak, Kingsman: Altın Çember (Kingsman: The Golden Circle) maalesef büyük bir hayal kırıklığı olarak Vaughn filmografisindeki eksi değer hanesine geçen tek film olmayı başarıyor!


Matthew Vaughn’un “devam filmlerinin genel sorunları” başlıklı başlangıç sınavına takılacağını kim düşünebilirdi ki! Bununla kalsa yine iyi. Vaughn’un ilk filmi eğlenceli olduğu kadar farklı kılan her şeyden vazgeçeceğini de kimse tahmin etmiyordu galiba. Ya da alaycı ve doğal mizahtan uzaklaşıp demode şakaları tercih edeceğini de. İkinci filmin daha “büyük” bir hikayeyle perdeye geleceğini tahmin etmek zor olmasa da Vaughn’un filmini bir cümbüşe dönüştüreceğini de beklemiyorduk galiba. Peki ne oluyor da film tatsız bir cümbüşe dönüşüyor?

Film Kingsman’in yok edilmesiyle açılıyor. Kingsman ajanı olarak sadece Eggsy ve Merlin hayatta kalıyor. Dünyayı kurtarmak için harekete geçen ajanlarımız Amerika’daki Statesman adlı teşkilata ulaşıyor ve Amerikalı ajanlarla ortaklığa giderek filmin çılgın ve kötü karakteri Poppy’nin oyununu bozmaya çalışıyorlar. 


Öncelikle en büyük sıkıntı akılda kalmayacak kadar zayıf yazılmış karakterler. Öyle ki Channing Tatum, Halle Berry, Emily Watson gibi oyuncuların varlığı bile sorgulanır hale geliyor. Hikayede önemli bir işlevi olmayan, dramatik açıdan geliştirilmemiş, hiçbir özgünlük içermeyen karakterlerin fazlalığı hikayenin tamamen aksiyona yaslanmasına neden oluyor. Julianne Moore’un canlandırdığı Poppy ise uyuşturucu ticaretiyle ilgili fikirleri ve kendine yarattığı retro pop art dünyayla iz bıraksa da karakteristik açıdan şablonların dışına çıkamıyor maalesef. Hatta zayıflıkları, argümanları, türün kendisiyle dalga geçecek kadar güçlü kurulmuş retoriğiyle parlayan ilk filmin kötü karakteri Valentine’ın yanına bile yaklaşamıyor. Yine Sofia Boutella’yı yıldız yapan, etkileyici dövüş sahnelerinde bizi kendine hayran bırakan Gazelle’in muadili olarak hikayeye dahil edilen – ilk filmin kaybedenlerinden – Charlie ise basmakalıp bir karakter olarak aksiyona hizmet etmekten öteye gidemiyor. 



Filmin diğer büyük sorunu Amerika havasının hikayeye hiç ama hiç yaramaması. Kentucky’li ajanların dahil olmasıyla birlikte Vaughn’un ilk filmde yarattığı doku tamamen bozuluyor. Kingsman’in ABD’deki karşılığı olan teşkilat Statesman ile kurulan ortaklık hikayeye alan açsa da filmin dilini, tonunu, atmosferini,  değiştirmeye mecbur bırakıyor. Altın Çember’de yapısal olarak hikaye matematiği işlese de doku bozulduğu için Eggsy, Merlin ve Harry misafir bir filme konuk olmuş gibi oradan oraya koşturuyorlar. Üstüne zayıf yan karakterler, merak ve gerilim unsurundan yoksun hikaye ve “komik olmaya çalışan” diyaloglar sayesinde alelade bir ajan filmi ortaya çıkıyor. Ritim ve duygu devamlılığı konusunda hikayenin sürekli sapmalar yaşaması ve hiçbir Matthew Vaughn filminde görmediğimiz biçimde kurgunun her sekansta tökezlemesini de ekleyince Kingsman: Altın Çember hayal kırıklığına dönüşüyor. İlk filmdeki antolojilere geçen kilise sahnesinin yerini kilisede gerçekleşen düğünün alması ise asıl dram!

(Arka Pencere)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder