14 Temmuz 2017

İlkellik ve savaş

Not: Bu yazı filmdeki sürpriz gelişmelerden söz etmektedir.

Maymunlar Cehennemi dünyası (Pierre Boulle‘nin 1963 yılında yazdığı kitap/ 1968 yapımı ilk film ve eski seri/ TV dizisi/ İlk filmin Tim Burton imzalı remake’i/ 2011’de başlayan yeni seri) temel olarak insanlar açısından mı yoksa maymunlar açısından mı bir distopya anlatıyor? Bu sorunun cevabı filmden filme değişiyor. 



Seriler arasında bakış açısı farklılığı olduğu gibi aynı seri içindeki filmlerde de büyük farklar var. Bir önceki film Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti’nin sorunlarının kaynağında bu soruya net bir cevap veremeyişi yatıyordu. Film insanlarla maymunlar arasındaki savaşı anlatırken “orta yolcu” bir tutum sergiliyordu. Dünyanın gidişatının ve savaşın sorumluluğunu saflara eşit şekilde dağıtmaya çalışarak politik açıdan rahatsız edici bir söylemi sahiplenen Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti sahne kurulumlarında ve diyalog yazımında da cesur davranmaktan kaçınmıştı. Hikayenin bölüm bölüm insanların bakış açısından anlatıldığı filmde –onca “kötü” insan karaktere ve ilk filmin mirasına rağmen –korkunç deneylere maruz kaldığı için insanlardan nefret eden Koba’nın asıl “kötü karakter” olarak seçilmesi ve üstüne bir de “savaşı maymunlar başlattı” gibi diyaloglarla bezeli sahnelerin tercih edilmesi distopyanın içini boşaltıyordu.

Serinin son halkası Maymunlar Cehennemi: Savaş (War for the Planet of the Apes) ise ikinci filmde yapılan bütün yanlışlardan geri dönüyor. Yönetmen Matt Reeves, yaşamak için diğer türleri yok etmeyi kendine vazife eden insanlarla yaşam alanlarını gerilla taktikleriyle savunarak hayatta kalmaya çalışan maymunlar arasındaki savaşı farklı boyutlarıyla ele alıyor ve bu kez anlattığı hikayenin gezegenin sonunu getiren insanlar için değil maymunlar için bir distopya olduğunun altını çiziyor. Ceasar’ın karşısında bu kez amacına ulaşmak için her şeyi göze almış Albay yer alıyor. Lider Ceasar yine savaşmamayı seçiyor ancak ailesi öldürülünce Albay’dan intikam almak için yola koyuluyor. Maymunlar Cehennemi: Savaş, salt seyirciyi tatmin etmek yerine ele aldığı meseleyi derinlemesine işlemek için her aşamada hikayenin yönünü değiştiriyor. Başta vaat ettiği intikam ve savaş hikayesi sona doğru bambaşka bir kalıba giriyor. Ceasar’ın kendisiyle ve Koba’yla yüzleştiği yolculuk son ana kadar sürerken, Albay’la karşılaşması ve maymunların esir tutulduğu kampta öğrendiği gerçeklerle intikam geri planda kalıyor. Savaş ise aksiyon malzemesi olmaktan çıkıyor, seyirci asıl savaşın çok daha büyük olduğunu öğreniyor.


Önceki filmde iyilik-kötülük çatışmasını kötü karakterler üzerine kurduğu hikayeyle sathi bir şekilde ele alan Reeves, bu kez meseleyi hem Ceasar’ın intikamı hem de insanların tarafına geçerek türüne ihanet eden maymunlar üzerinden soru sorarak işliyor. Red Donkey, Winter gibi yaşamak için, korktuğu için ya da çıkarı için insanların safına geçen karakterlerin varlığıyla maymunların haklı mücadelesi ve özgürlük savaşı hayati bir mevzu olmasının yanı sıra kimlik meselesine de dönüşüyor. Diğer taraftan korku kavramı işlevsel bir şekilde işlenerek iyi-kötü kavramları arasındaki kalın çizgiler ortadan kalkıyor ve hikaye hamasi duygulardan uzaklaşıyor.

İnsanlığı yok eden virüsün mutasyona uğraması ve artık öldürmek yerine insanları ilkelleştirmesi ise senaryodaki en güçlü hamle kanımca. Kendisini diğer türlerden üstün gören ve onları yok etmek konusunda gelişmişliğini, aklını, düşünebilme yetisini kullanan insanlığın en geriye gitmesi bir nevi maymuna dönüşüyor olması ironik olduğu kadar anlatılan distopyayı insanlar açısından çıkışı olmayan bir kabusa çeviriyor.


Maymunlar Cehennemi: Savaş, göç, kamp, çatışma sahneleriyle insanlık tarihindeki en korkunç dönemleri hatırlatırken bir yandan da Albay’ın argümanları, maymunların çalıştırıldığı kamptaki koşullar, örülmeye çalışılan duvar ve Amerikan bayrağı ve marşı üzerinden kurulan söylemle Trump sonrası Amerika’ya denk düşüyor.  Askerlerin kaskına övünç kaynağı olarak yazdığı “maymun katili” gibi sıfatlar ya da “en iyi maymun ölü maymundur” gibi türcü/ırkçı - bize çok tanıdık gelen - cümleler ise Maymunlar Cehennemi: Savaş’ın kurduğu güncel distopya bağlamında basit ama etkileyici imgeler/cümleler olarak hikayeye yerleşiyor.

Maymunlar Cehennemi: Savaş stereotiplere ve klişelere yüz vermeyen tercihleriyle de övgüyü hak ediyor. Sırf katarsis için karakterlerini ve hikayesini feda etmemesi, sıradan bir “kötü” karakter olan Albay’ın ters köşe finali, "her iki tarafta da iyiler olsun" düsturuna uymayarak merhametli olması beklenen askerin klişelere yaslanmayan sonu, Ceasar-Albay karşılaşmasında beklenen anların hiç gerçekleşmemesi gibi tercihler bunlardan sadece birkaçı. Maymunların savaşarak değil zekasıyla özgürlüğe ulaşmaları ve görkemli bir savaş yerine doğanın insanlığı temizlemesi de senaryodaki en isabetli tercihler olarak filmi biraz daha yukarıya taşıyor.


Serideki diğer filmler gibi Maymunlar Cehennemi: Savaş da bir yanıyla aile ve birlik olmakla ilgileniyor ama bir önceki filme göre bu kez ailenin üyelerinin farklı olması ilişkileri de daha doğal kılıyor. Ailenin yeni üyeleri; konuşamayan küçük kız Nova’yla hikayenin dramatik yanı güçlenirken, mavi yeleğiyle filmin yıldızı olarak yükselen Bad Ape de mizahı sırtlayan karakter oluyor. “Maymunlar beraber güçlü” mottosunu asla unutmayan Ceasar ve Maurice ile Nova arasındaki ilişki ise eski seriden bugüne insan-maymun arasında kurulan bağın geldiği noktayı gösteriyor. Ve sinema tarihinin en güçlü karakterlerinden Ceasar’ın vedasıyla final sahnesi unutulmazlar arasında yerini alıyor.

(Arka Pencere)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder