1 Mart 2017

Küllerinden doğdu

Not: Bu yazı adı geçen filmlerle ilgili sürpriz gelişmelerden bahsetmektedir.  


Hem eleştirel anlamda hem de gişede dibi gördüğü Son Hava Bükücü (The Last Airbender) ve Dünya: Yeni Bir Başlangıç (After Earth) faciaları sonrasında M. Night Shyamalan’ın bir daha eski günlerine dönemeyeceğini düşünenler çoğunluktaydı. Hatta bu iki filmin öncesindeki filmleri de tartışılmaya başlanmış, neredeyse bütün filmleri sert eleştirilerden nasibini fazlasıyla almış, yerden yere vurulmuştu. Aslında Altıncı His (The Sixth Sense) dışında hiçbir filminin geniş kitleleri memnun etmediğini söyleyebiliriz. Shyamalan da bu eleştirilere kafayı takmış, verdiği röportajlarda eleştirmenleri eleştirmişti! Hatta eleştirilerini/hislerini perdeye taşıyarak Sudaki Kız’da (Lady in the Water) karakterlerden birini sinema yazarı yapmış ve bu karakteri hikaye içerisinde bir güzel öldürmüştü! Fakat daha sonraki filmleri eleştirmenleri haklı çıkarmış, Altıncı His’le birlikte kendisine büyük umutlar bağlanan Shyamalan’ın kariyeri tepe taklak olmuştu. Yapımcılardan da eleştirmenlerden de seyircilerden de pek saygı görmüyordu artık yönetmen. Bu çöküşün ardından sessiz sedasız geri döndü Shyamalan. Geçmişteki hatalarından ders almış bir şekilde. Önce Ziyaret (The Visit) ve şimdi de Parçalanmış’la (Split) adeta küllerinden doğmaya çalışıyor. Ama bunu yaparken anaakım sinemanın kucağına bırakmıyor kendisini. Tartışılan, küçümsenen, çok anlaşılmayan, facia filmlere imza atan bir isim olarak Shyamalan’ın bu “yeniden doğuş” döneminde güvenli sularda yüzmeyi seçmemesi fazlasıyla umut verici.

Parçalanmış’a geçmeden önce Shyamalan’ın ilk dönem sinemasını hatırlamakta fayda var. Çünkü burada dikkat çekici olan şey, kariyeri boyunca büyük yapım şirketleriyle çalışan ve ticari olarak geniş kitleleri hedef alan bir yönetmenin bu kitleleri hesap etmeden ya da onların beklentilerine sıkı sıkıya bağlı kalmadan film yapmaya çalışması. Shyamalan’ın seçtiği bu yolun sinemasını anlamak için önemli bir anahtar olduğunu da söylemek lazım. Çünkü Altıncı His sonrasında aklındaki doğaüstü hikayeleri perdeye aktarırken türün klişelerine başvurmaktan çekinmese de Amerikan sinemasının bildik formüllerinden uzaklaşıp yeni, kendine has denemelere kalkıştı. Bu filmlerin birçoğunun “hayal kırıklığı” olarak adlandırılmasının bir sebebi de bu olsa gerek. Anlattığı hikayeler, bu hikayelerin vardığı finaller ve kamera kullanımı başta olmak üzere Shyamalan’ın tematik ve biçimsel tercihleri geniş kitlelerinin beklentilerini karşılayacak türden değildi. Örneğin, Altıncı His’ten sonra çektiği Ölümsüz’e (Unbreakable) bakalım. Film çizgi romanlarla ilgili bir bilgi ile açılıyordu: “Çizgi romanlarda ortalama 35 sayfa ve 124 resim vardır. Tek bir sayının değeri 1 dolardan 140 bin dolara kadar değişir. Amerika’da her gün 172 bin çizgi roman satılır. Her yıl 62 milyon tane. Ortalama bir çizgi roman koleksiyoncusu 3.312 çizgi romana sahiptir. Ve hayatının yaklaşık olarak bir yılını onları okuyarak geçirir.’’ Bu bilgi Ölümsüz’ün anlatısıyla alakalı olduğu kadar Shyamalan’ın kurduğu çizgi roman estetiğinin de parçası aynı zamanda. Shyamalan Ölümsüz’de, gerçekle gerçek üstü arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran bir estetik yaratarak, ana akım sinemanın formüllerinden uzak, bir hayli karanlık hikaye anlatıyordu ve finaliyle de aslında başka bir sinema yaptığını da gösteriyordu.

Sonraki filmi İşaretler’de de (Signs) uzaylıların istilası gibi sık işlenen bir mevzuyu kullanmasına rağmen tercihleriyle yine risk alıyordu. Bilimkurgunun en popüler temalarından birini yine seyirciyi memnun edecek ya da daha önce kullanılmış formüllerle değil, bir ailenin hikayesine malzeme olacak oranda işlemeyi tercih ediyordu. Gerilim ve gizem unsurlarını kullanmaktan kaçınmasa da kurduğu sahnelerle kendi çizdiği rotanın dışına çıkmıyordu. Bir uzaylı istilası filminde olması beklenen sahneler yoktu İşaretler’de. Köy’ün (The Village) sonunda bir Shyamalan alemat-i farikası olan şok edici finallerinden birine imza atmakla kalmıyor, korku sinemasının muhafazakar kodlarını ters yüz ettiği gibi, bir korku filminin içinde, korkunun kendisini toplumsal eleştirinin parçası yapmayı beceriyordu.


Tüm bunlar Shyamalan’ın “Altıncı His kadar heyecanla karşılanmayan” filmlerinde yapmaya kalkıştığı şeylerin bir kısmı. “Çöküş dönemi”nden iki yıl sonra gelen, el kamerasıyla çektiği  Ziyaret’in ilk dönem sinemasına yakın olmasının sebebi de benzer şeyler yapmaya çalışmasaydı. Düşük bütçeli bir yapımda bir yandan türün olmazsa olmazlarını yerine getirip, gerilim ve merak unsurlarını son dakikaya kadar taşımayı becerirken, teknoloji ve sinemanın teknik olanakları üzerine kafa yorduğunu da hissettiriyordu. Shyamalan, Ziyaret’te diğer filmlerinin aksine mizahı da hikayenin temel öğelerinden biri olarak kullanıyordu. Shyamalan’ın çokça eleştirilmesine neden olan kendini fazla ciddiye alma durumunu da tersine çevirdiğini söyleyebiliriz bu filmiyle.

GERÇEK DÜNYADA GERÇEKÜSTÜ SAVAŞ
Şimdi tüm bu hatırlatmaların ışığında Parçalanmış’a baktığımızda – Altıncı His, Ölümsüz ve Köy’de olduğu gibi-  yine finalle birlikte hikayedeki parçaların birleştiğini görebiliyoruz. Ve yine final sahnesi hikayenin anlamını belirleyen, anlatısını farklılaştıran unsur olarak öne çıkıyor. Finaldeki sürpriz sadece hikaye açısından önem taşımakla kalmıyor, Shyamalan’ın yapmaya çalıştığı şeyi de anlaşılır kılıyor. Parçalanmış, üç genç kızı kaçıran yirmi üç farklı kişiliğe sahip Kevin’ı odağına alıyor. Film boyunca Kevin’in kişiliklerinden birkaçıyla (Dennis, Patricia, Hedwig...) tanışıyoruz. Çoklu kişilik bozukluğuna sahip Kevin’ın üç genç kızı neden kaçırdığını ise yirmi dördüncü karakteri Canavar’ın ortaya çıkmasıyla anlıyoruz. Canavar ortaya çıkana kadar bir kişilik bozukluğu hikayesi, bir gerilim filmi olarak devam eden ve Canavar’ın gerçekten var olup olmadığı meselesini gizem unsuru olarak koruyan Parçalanmış finalle birlikte “doğaüstü” hüviyetini elde etmiş oluyor. Bununla da kalmıyor. Finale kadar son derece sıradan bir hikayeye, hiçbir derinliği olmayan karton karakterlere ve tür açısından yenilik barındırmayan anlatıma sahip Parçalanmış sürpriz finaliyle Ölümsüz’de anlatılan dünyanın bir parçası oluyor. Süper kahraman mitolojisi üzerine kurulan ve iyiyle (David Dunn) kötünün (Mr. Glass) karşılaşması olarak da okunabilecek Ölümsüz’ün dünyası Parçalanmış’ta yeni bir boyut kazanmış oluyor. Gerçek dünyadaki bu gerçek üstü savaşın yeni aktörü Kevin yani Canavar oluyor. Sürpriz finalle birlikte seyirci aslında baştan beri Canavar’ın doğuşunu izlemiş oluyor dersek yanlış olmaz. Böylece Kevin’ın kaçırma hikayesinin tekdüzeliği de yan karakterlerin yüzeyselliği de önemini yitirmiş oluyor. Shyamalan, bir kez daha başka bir hikaye anlattığını deklare ederek noktalıyor filmi.


Kevin’ın kaçırdığı üç genç kız arasında Casey karakteri öne çıkıyor. Casey  Shyalamalan’ın neredeyse bütün filmlerinde kurduğu geçmiş formülünün taşıyıcısı konumunda. Altıncı His’te Psikolog Crowe’un geçmişteki bir hastasını tedavi edememiş olması hikayenin başlangıcı ve sonuydu. Ölümsüz, Mr. Glass’ın bebekliğiyle açılıyor, hikaye onun çocukluğu ve hastalığı üzerinden kuruluyordu. Finalde de sürpriz yine bu geçmişe bağlanıyordu. İşaretler’de Graham Hess’in inancını yitirmesine sebep olan geçmişi ana hikayenin taşıyıcısı olurken, kardeşi Merril Hess’in geçmişindeki başarısızlık da finalde uzaylıya karşı mücadelenin motivasyonu oluyordu. Köy’de ise hikaye tamamen yalan bir geçmiş üzerine kuruluydu. Bir masal olarak tasarlanan Sudaki Kız ve paranoyadan beslenen Mistik Olay’da da (The Happening) geçmişin hikayeye sızdığını görmek mümkündü. Ziyaret’te ise küçük kardeş Tyler’ın geçmiş travması sonunda ablasıyla kendisinin hayatını kurtarmasına yarıyordu.

Bu formülü Parçalanmış’ta da işletiyor Shyamalan. Casey’nin çocukluğundan flashback’ler gösteriyor aralıklarla; Casey’nin babası ve amcasıyla ilgili anıları finalde Canavar’la karşılaşmasında işlevsel hale geliyor. Casey’nin psikolojisi ve vücudundaki izler Canavar’ın zayıf tarafını ortaya çıkarıyor. Bir anlamda Casey’nin kurtuluşu, geçmişindeki travmaya bağlı oluyor. Ancak geçmişle ilgili hikayesini filme derinlik katmak için dahil etmiyor Shyamalan. İyi-kötü, güçlü-zayıf karşıtlıklarının da ve geçmiş hikayesinin de fazlasıyla basit ve didaktik durması, Shyamalan’ın kurduğu yapıyla alakalı. Ölümsüz’de Mr. Glass’ın çizgi romanlara ve iyiyle kötünün varoluşuna dair sarf ettiği cümleleri Parçalanmış’a taşıyor. Çizgi romanlardan bildiğimiz dünyayı yeniden yaratıyor. Dramatik yapıyı “gerçek dünyada geçen doğaüstü hikaye” üzerine kuruyor. Çatışmalarını bu sebeple basit tutarken, türü eğip bükmekten zevk alıyor. Korkutmak, gerilimi sağmak, tekinsiz karakterler ve anlar yaratmak, hikayeyi şok edici finallere taşımak, unutulmayacak sahnelere imza atmak... Shyamalan bunları yapmakta zaten mahir bir yönetmen ve beklentileri karşılamakla ilgilenmiyor. Kafasındaki hikayeleri anlatmak için sürekli farklı yollar tasarlıyor. Çoklu kişilik bozukluğu olan bir karakterin üç genç kızı kaçırdığı hikayeyi Canavar adında fantastik karakterin hikayesine dönüştürüyor. Tür içerisinde tür değiştiriyor. Facia işlere imza attığı doğru olsa da eski günlerini hatırlatan performanslarla yavaş yavaş ısınıyor Shyamalan. Kredisinin sonsuz olması için “Ölümsüz ve Köy’ün yönetmeninden...” ibaresi yetmez mi zaten?

(Altyazı - Mart)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder