1 Kasım 2016

Tek sesli medya hayali

7 Haziran seçimlerinden sonra iktidarın milliyetçi kesimi arkasına almak için yaptığı hamlelerle birlikte kısa sürede devlet aslına rücu etmiş oldu. Ana akım medyayı tamamen ele geçiren ve Olağanüstü Hal sürecinde elini iyice güçlendiren iktidar partisi –geriye kalan- alternatif/muhalif medyayı da susturma operasyonuna girişti. Geçtiğimiz Eylül ayının sonunda çıkarılan KHK kapsamında, İMC tv, Hayatın Sesi, Özgür Gün TV, TV10, Denge TV, Jiyan TV, Azadi TV, Mezopotamya TV, Zarok TV, Van TV ve Özgür Radyo’nun aralarında bulunduğu TV ve radyoların yayını keyfi bir biçimde durduruldu. Daha önce de Ağustos ayında Özgür Gündem gazetesi kapatılmıştı. TGS’nin raporuna göre 15 Temmuz’dan sonra 3 bine yakın gazeteci işsiz kaldı. Yüzlerce gazeteci, yazar tutuklandı. Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma içinde olduğu için tutuklanan dilbilimci Necmiye Alpay ve yazar Aslı Erdoğan halen hapiste. Güneydoğu’da görevini yapmaya çalışan muhabirler devletin kesintisiz şiddetine maruz kalmakta. OHAL öncesi de durum pek farklı değildi bilindiği üzere. Sadece 2015 senesinde 774 gazetecinin işten çıkarıldığı, 200 basın mensubu, yedi yayın kuruluşunun soruşturmaya tabi tutulduğu, 156 gazetecinin gözaltına alındığı, 238 gazeteci için dava açıldığı biliniyor. Bu rakamlar bugüne gelene kadar katlanarak arttı. OHAL ile işler sadece hızlandırılmış ve kolaylaştırılmış oldu.

Kapatılan yayınlara bakıldığında neden seçildikleri rahatlıkla anlaşılıyor. Bu kanal ve radyoların her biri iktidara biat etmediği için senelerdir baskıya maruz kalan, devlet şiddetine uğrayan kesimlere kulak veren ve kısıtlı imkanlara rağmen ayakta kalmaya çalışan, sansürlenen ya da yayın yasağı getirilen haberlerde iktidarla olan ilişkilerini değil habercilik ilkelerini temel alan yayın organlarıydı. 

Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kısacası hak ve hukuk ihlaline uğramış kişi ve toplulukların sesi olmaya çalıştıkları için ve nefes almanın zorlaştığı bir dönemde geniş kitlelerin de ihtiyacı olan yayınlar yaptıkları için bir torba içerisinde kapatıldılar. 15 Temmuz’da CNN Türk binasına giren askerlerin yerini bu kez polisler aldı ve Hayatın Sesi’ne baskın yapıldı, İMC TV’nin canlı yayını kesildi, Özgür Radyo’nun çalışanları yaka paça, saçlarından sürüklenerek gözaltına alındı.
 
Kürt çocuklarının ana dilinde çizgi film izleyebildikleri, kendi yaşlarına uygun programları takip edebildikleri Zarok TV’nin kapatılması ise dünyanın en kısa fıkrası değil maalesef; devletin Kürt sorununa bakışını özetleyen önemli bir örnek. Zazaca yayın yapan ve ağırlıklı olarak kültür sanat programlarına yer veren Jiyan TV’nin kapatılması da öyle. 6-7 Eylül olaylarından Sivas’a, Çorum’dan Maraş’a, Hayata Dönüş katliamına, 90’lar boyunca Güneydoğu’ya, kısacası ülke tarihine bakıldığında net görülen bir şey var ki; anaakım medyanın sermayedarı, konumu ve rolü değişse de devlet politikalarındaki işlevi hiçbir zaman değişmedi.


Bundan üç yıl önce Gezi direnişine katılmak için binlerce insan sokağa çıktı. O dönemde yüze yakın medya çalışanı işinden olmuş, ülkenin batısında ana akım medyanın foyası ortaya çıkmış ve o güne kadar küçük bir kesimin takip ettiği Hayatın Sesi (O zamanki adı Hayat TV idi), İMC TV gibi birçok haber kanalı geniş kitlelere ulaşarak gerçek haberleri seyirciye ulaştırmıştı. Beğeniler, eleştiriler, bir yana, daha önce Reyhanlı’da, Roboski’de habercilik yapmış kanallardı bu kanallar. Daha sonra da habercilik yapmaya devam ettiler. Bir süre sonra Hayatın Sesi ve İMC TV eski reytinglerine geri dönerken, Gezi dönemindeki tavırları nedeniyle “penguen medyası” olarak da adlandırılan ana akım TV kanallarıysa toparlamaya başladılar, eski güzel günlere dönüş yaptılar. Hepsine iktidar tarafından gereken ayarlar verildi,  büyük bir temizlik yapıldı, yüzlerce çalışan işinden oldu. Siyaset böyle bir şeydi. Diziler, reality şovlar güzeldi. Geçen süre zarfında ülke savaşlar, katliamlar, canlı bomba saldırılarıyla yanarken sermaye medyası dimdik ayakta kaldı, bu olaylarsa kadrajlarının dışında bırakıldı.

OHAL’le birlikte artık yeni bir zaman dilimindeyiz. Alternatif/muhalif medyayı susturma yönündeki bu son büyük adımlarla,
iktidar tek sesli medya hayaline son sürat yaklaşmakta. Bu akıl dışı düzenin ne kadar süreceği meçhul. Diğer yandan, iletişim araçlarının sürekli yenilendiği ve teknolojinin her saniye dönüştüğü bir dünyada sansürün ve yasakların ömrünün çok uzun olmayacağını da biliyoruz neyse ki. Su akar yolunu bulur.
(Altyazı-Kasım)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder