15 Kasım 2016

Özel bir gün

Stefan Zwaig 22 Şubat 1942’de karısıyla birlikte intihar ettiğinde arkasında bir not bırakmış, vedasını şu cümlelerle bitirmişti: “Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hala görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum..." Hitler’in yarattığı dünyanın yıkıcılığı altında kalan Zweig daha fazla dayanamamıştı. İki dünya savaşı gören Zweig, savaştan uzaklaşıp gittiği Brezilya’da faşizmin yarattığı umutsuzluktan kurtulamamıştı. “(...) Avrupa'nın kendi kendisini yok etmesinden sonra, hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu. Ama 60 yaşından sonra yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyacım vardı. Benim gücüm ise, uzun yıllar süren yurtsuz gücüm sırasında tükendi.”


Ettore Scola’nın 1977 yapımı başyapıtı Özel Bir Gün (Una Giornata Particolare) Hitler’in Roma’ya, Mussolini’yi ziyaretiyle açılır. Açılışta gerçek görüntüleri izleriz. Hitler’in trenle gelişinden itibaren başlayan görkemli ve coşkulu karşılama, havadaki gösteri uçakları, dalgalanan Nazi bayrakları, Roma’nın her karışını dolduran İtalyanlar ve siviller kadar kalabalık askerler, toplar, tanklar, marşlar... Aynı anda selama duran binler.... Kahramanlık, fedakarlık, yücelik gibi kelimeler faşizmi kutlayan yüzbinlerce insanın coşkusu üzerine düşer. Adı “Barış anlaşması” olan görüşme için şehre gelen Hitler’i karşılayan kalabalığın görüntülerini dokuz dakika izleriz. Ettore Scola, faşizmi Hitler’i coşkuyla karşılayan kalabalığın arasında değil resmi geçide katılmayıp evde kalan altı çocuklu ev kadını Antonietta ile radyodaki işine son verilmiş eşcinsel komşusu Gabriele arasındaki ilişki üzerinden anlatır. Bir çocuk daha yaparsa hükümetin kalabalık ailelere vereceği ödülü alacaklarını söyleyen Antonietta, ait olduğunu sandığı hayatın dışına Gabriele ile geçirdiği günün sonunda çıkar. Faşizmin çepeçevre sardığı bu hayatta ikisi de yalnızdır. Antonietta, Gabriele ile konuştukça, gözünün içine baktıkça yalnızlığını fark eder, kadınlığını hatırlar. Gabrilele düşünceleri ve cinsel kimliği yüzünden kaybettiği ve zor tutunabildiği hayata yeniden bağlanmak ister Antonietta ile. Bir günlüğüne de olsa. Dışarıda dünya tarihinin dönüm noktalarından biri yaşanırken içeride faşizmin gündelik hayattaki varlığını incelikli bir şekilde gösterir Scola. Ölümün, kahramanlığın, vatanseverliğin, erkekliğin, tek sesli medyanın, tek tip düşüncenin ve inancın kutsandığı korkunç bir zamanda büyük bir sitede hayatları kesişen iki yabancının birlikte geçirdiği özel bir gün çok şey anlatır. Film boyunca Antonietta ve Gabriele’nin göz göze geldiği anlara dışarıda çalan marşların sesi düşer. Birlikte çamaşırları topladıkları sahnede Gabriele gülmeyi unutan Antonietta’yı yeniden güldürür. O an beyaz çamaşırların arasından gerçekler ve umut belirir. İki yabancı, yalnız ruh bütünleşirken resmi geçit sesleri kesilmeden devam eder.


Stefan Zweig’ın intiharından üç yıl sonra Nazi imparatorluğu yıkıldı ve Hitler intihar etti. Zweig, bu dünyadan umudunu çoktan kesmişti. Zweig, Nazi egemenliği henüz başlangıcındayken yazdığı “Rotterdam’lı Erasmus’un Zaferi ve Trajedisi”nde Batı hümanizminin kurucusu Erasmus’un hayatını anlatır. Zweig, kendi yaşadığı dönemin karanlığına bu eserle karşı çıkmış, zorbalığa, bağnazlığa karşı özgür düşünceyi, mantığı, bilimi, sanatı Erasmus’un hayatını kaleme alarak savunmuştu. Martin Luther’i değil Erasmus’u seçerek Avrupa’da savaş henüz başlamamışken bir nevi faşizmin ayak seslerine karşı uyarmaya çalışmıştı Avrupalıları.

1 Kasım 2016

Tek sesli medya hayali

7 Haziran seçimlerinden sonra iktidarın milliyetçi kesimi arkasına almak için yaptığı hamlelerle birlikte kısa sürede devlet aslına rücu etmiş oldu. Ana akım medyayı tamamen ele geçiren ve Olağanüstü Hal sürecinde elini iyice güçlendiren iktidar partisi –geriye kalan- alternatif/muhalif medyayı da susturma operasyonuna girişti. Geçtiğimiz Eylül ayının sonunda çıkarılan KHK kapsamında, İMC tv, Hayatın Sesi, Özgür Gün TV, TV10, Denge TV, Jiyan TV, Azadi TV, Mezopotamya TV, Zarok TV, Van TV ve Özgür Radyo’nun aralarında bulunduğu TV ve radyoların yayını keyfi bir biçimde durduruldu. Daha önce de Ağustos ayında Özgür Gündem gazetesi kapatılmıştı. TGS’nin raporuna göre 15 Temmuz’dan sonra 3 bine yakın gazeteci işsiz kaldı. Yüzlerce gazeteci, yazar tutuklandı. Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma içinde olduğu için tutuklanan dilbilimci Necmiye Alpay ve yazar Aslı Erdoğan halen hapiste. Güneydoğu’da görevini yapmaya çalışan muhabirler devletin kesintisiz şiddetine maruz kalmakta. OHAL öncesi de durum pek farklı değildi bilindiği üzere. Sadece 2015 senesinde 774 gazetecinin işten çıkarıldığı, 200 basın mensubu, yedi yayın kuruluşunun soruşturmaya tabi tutulduğu, 156 gazetecinin gözaltına alındığı, 238 gazeteci için dava açıldığı biliniyor. Bu rakamlar bugüne gelene kadar katlanarak arttı. OHAL ile işler sadece hızlandırılmış ve kolaylaştırılmış oldu.

Kapatılan yayınlara bakıldığında neden seçildikleri rahatlıkla anlaşılıyor. Bu kanal ve radyoların her biri iktidara biat etmediği için senelerdir baskıya maruz kalan, devlet şiddetine uğrayan kesimlere kulak veren ve kısıtlı imkanlara rağmen ayakta kalmaya çalışan, sansürlenen ya da yayın yasağı getirilen haberlerde iktidarla olan ilişkilerini değil habercilik ilkelerini temel alan yayın organlarıydı. 

Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin, kısacası hak ve hukuk ihlaline uğramış kişi ve toplulukların sesi olmaya çalıştıkları için ve nefes almanın zorlaştığı bir dönemde geniş kitlelerin de ihtiyacı olan yayınlar yaptıkları için bir torba içerisinde kapatıldılar. 15 Temmuz’da CNN Türk binasına giren askerlerin yerini bu kez polisler aldı ve Hayatın Sesi’ne baskın yapıldı, İMC TV’nin canlı yayını kesildi, Özgür Radyo’nun çalışanları yaka paça, saçlarından sürüklenerek gözaltına alındı.