1 Aralık 2015

Gerçek orada bir yerde

Amerika’da gazetecilik okullarında ders niteliğinde gösterilen Alan J. Pakula’nın, Watergate skandalını konu alan 1976 yapımı klasiği Başkanın Bütün Adamları’nda bir sahnede; gündem toplantılarından birinde Watergate haberinin gerçek olduğuna inanmayan bir editör, skandalı ortaya çıkaracak olan muhabirleri Carl Bernstein ve Bob Woodward’ı kastederek şu soruyu soruyor: ‘‘Şehirde iki bin tane muhabir var ve Watergate ile ilgilenen bir tek onlar var. Tek akıllı Washington Post mu?’’ Mesleki olduğu kadar politik de bir sorudur bu. Dönemin ABD Başkanı Nixon’ın istifasına yol açan ve Amerikan siyasi tarihinin en önemli olaylarından biri olarak gösterilen skandal ortaya çıkarılana kadar kimsenin ilgisini çekmez çünkü. Gerçekle ilgilenen iki muhabir dışında... Başkanın Bütün Adamları’ndan kırk yıl sonra perdeye gelen Gizli Dosya, bir haber üzerinden gerçeği, gerçekle ne kadar ilgilendiğimizi sorgulamaya soyunuyor. Bunu ne kadar başardığı tartışılır ama yine de gazeteciliğe dair birçok sorunu ve sorunsalı gündeme getirmeyi beceriyor.

Gizli Dosya, ABD’nin Irak’taki Ebu Garip Cezaevi’ndeki mahkumlara uyguladığı işkenceyi ortaya çıkaran CBS’te yayınlanan 60 Dakika programının sunucusu Dan Rather ve yapımcı Mary Mapes’in hazırladıkları yeni bir haber sonrası başına gelenleri konu alıyor. ‘‘Başkan Bush’un geçmişindeki bir yalanla’’ ilgili olan bu haber sonrası Mapes ve Roth işinden oluyor. Film de Mapes’in o süreçte yaşadıklarını anlattığı kitaptan uyarlanıyor.

Mapes’in işinden olmasına sebep olan haber Başkan George W. Bush’un Vietnam Savaşı’na gitmemek için aile bağlantılarını kullandığını iddia ediyor. Mapes, haberi hazırlarken farklı kaynaklara doğrulatmak, belgelerin doğruluğunu uzmanlara onaylattırmak gibi aşamaları atlamıyor fakat haber yayınlandıktan sonra Bush’un geçmişi değil haberin kendisi tartışma konusu oluyor. Önce belgelerin gerçekliği tartışılıyor, sonrasında Mapes’in kaynaklarında sorun çıkıyor ve en sonunda da haberin asıl kaynağı olan canlı şahidin söylediği ‘küçük’ yalanların ortaya çıkması Mapes ve ekibini hedef tahtasına koyuyor. Bush ve medyası 60 Dakika’nın yayınladığı belgenin sahte olduğunu iddia ederek, saldırıya geçip gündemi değiştiriyorlar. Yönetmen James Vanderblit, bu dakikadan sonra CBS, Mapes ve Rather’ı hedef alan diğer kanallar gibi haberin kendisiyle ilgilenmeyi bırakıyor. Gerçeğin kendisiyle ilgilenmeyen medyayı anlatmaya soyunuyor.

Ancak Gizli Dosya uyarlandığı kitap nedeniyle başkarakterinin bakış açısına hapsolduğu için asıl mevzusundan da sapmış oluyor. Filmin en can alıcı noktası olan ‘gerçeğin peşinden gidilmemesi’ mevzuunu bırakıp Mapes’in kendini aklamaya çalışmasına odaklanıyor yönetmen Vanderblit. Mapes’ın kaynaklarından askeri bir yetkili belgeyi onaylamadığını söyleyerek geri adım atarken haberin doğru olduğunu inkar etmiyor. Diğer bütün medya grupları gibi Mapes’in kendi kanalı CBS bile haberin doğruluğuyla ilgilenmemeye başlıyor bir süre sonra. Peki neden kimse artık gerçeklerle ilgilenmiyor? Nasıl oluyor da ABD Başkanı’nın söylediği bir yalan, askerlik görevini yerine getirip getirmediğine dair bir haberin içeriği değil haberi hazırlayan gazetecilerin işi, özel hayatı ilgi çekiyor? Vanderblit bu soruları soruyor, karakterlerinin ağzından da duyuyoruz ama hikayenin içinde kayboluyor bu sorular. Senaryoda bu soruların üzerine gidildiğine dair emareler görmek mümkün olmuyor. 

Filmin birçok bölümünde çağımızda gazeteciliğin değiştiğini vurgulayan Vanderblit, hikaye tam da bu meselenin üzerinden işlemeye başladığında bunu bırakıyor ve Mapes’in mücadelesine odaklanıyor. Fakat, Mapes’in mücadelesi o kadar kişisel bir yerden işliyor ki, meseleyi çok boyutlu tartışmak imkansızlaşıyor. Mapes ve ekibinin haberi hazırlarken bıraktıkları açıklar, yaptıkları hatalar süreç içerisinde bir hesaplaşmaya dönüşmüyor, tartışılmıyor bile. CBS’in kendi habercisinin arkasında durmaması nasıl acı bir gerçekse, haberi hazırlayan ekibin bu hataları kendi içinde tartışıyor olmamaları da o kadar inandırıcılıktan uzak. Mapes’in haberini ve kendini savunmak için söyledikleri ne kadar doğru olursa olsun gazetecilik etiği ve gazeteciliğin yapılma şekliyle ilgili oldukça yüzeysel bir sorgulama gerçekleşiyor. Rather gerçek gazeteciliğin sonuna gelindiğini söylüyor, Mapes kendini haklı argümanlarla savunuyor. Ancak elindeki malzemeye rağmen hikaye iki gazetecinin işine son verilmesinden fazlasını söyleyemiyor. Haberin kendisi ve Mapes ile ekibinin başına gelenler haklılık-haksızlıktan çok daha fazlasını anlatmak için iyi bir malzeme sunsa da, Mapes’in anılarından yola çıktığı için film bir süre sonra onun kendi geçmişiyle hesaplaşma ve işini kaybetmesine neden olanlara söz söylemesine dönüşüyor. Örneğin, Mapes’in avukatıyla birlikte kendini savunduğu sahne özgür gazetecilik tarifi ile bir gazetecinin kendini aklaması, ders vermesi arasında gidip geliyor. Bu sahnede kurulmaya çalışılan denge Gizli Dosya’nın yapmaya çalıştığı şeyi gösteriyor aslında. Ama filmin genelinde bu denge ‘‘Mapes’in kendini savunması’’ tarafına kayarak dağılıyor. Senaryonun en zayıf taraflarından biri olan Mapes’in babasıyla olan ilişkisi de hikayede bu şekilde yer alıyor. Karakterin motivasyonunu açmak ve giriştiği mücadeledeki kırılganlığını göstermek için hikayeye eklenen bu detay dramatik anlamda etkili olamadığı gibi filmin odağının kaymasına da neden oluyor. Böyle bir hikayede sisteme dair sarf edilen sözler sistem hakkında sağlam bir analiz olamıyor maalesef.


Değişen iletişim teknolojileri, özgür gazeteciliğin mümkünlüğü, yalanlar üzerine kurulan iktidarlar, sermayenin medyayla ilişkisi, işinden olmamakla gazetecilik yapmak arasında seçim yapmayı zorunlu kılan bir sistem, gerçek haberleri değil halkın görmek istediği haberleri üreten televizyon kanalları, yeni gazete ve gazeteci tipleri... Gizli Dosya’da günümüze, medyaya ve politikaya dair birçok şeyi görebilirdik. Lakin tüm bu meseleler silik bir şekilde uğruyor perdeye. James Vanderblit hiçbirini detaylıca ele alamıyor, buna kalkışmıyor da zaten. Örneğin, Mapes’in avukatının ‘‘Ya işin ya ilkelerin’’ dayatması bile başlı başına bir mesele olarak derinleştirilebilecekken sadece ‘Mapes’in dürüstlüğü’ üzerinden işlendiği için bir diyalogdan ve hikayenin gerçekliğine vurgu yapan bir detaydan fazlası olamıyor. Kim bilir belki de kitabın film hakları alınırken yapılan anlaşmadan dolayıdır. Çok önemli bir gazeteci olan Mary Mapes’in hikayesi belki de kendisinin yüzünden hakkıyla sinemaya gelememiştir, bilmiyoruz. Gördüğümüz şey karakterine söz vermekle olayın kendisini anlatmak arasında gidip gelen bir senaryo.


Vanderblit’in röportajlarında sürekli bahsettiği ve çok etkilendiğini söylediği Başkanın Bütün Adamları, Bernstein ve Woodward’ın haberi doğrulatmalarının hikayesidir bir bakıma. Yüzlerce arama yaparlar, doğrultana kadar haberi girmezler. Gizli Dosya’da gördüğümüz üzere Mary Mapes ve ekibinin doğru yapamadığı şeylerden biri bu. Hikayenin kendisi de buradan doğuyor. Bizim gibi gazeteciliğin yerlerde süründüğü, haberciliğin öldüğü, ucuz photoshop haberlerin bile sorgulanmadığı bir ülkede ‘’haber doğrulama’’ ile ilgili herhangi bir hikayenin içeriği doğal olarak izlenmeyi hak ediyor. Gizli Dosya tam olarak burada duruyor. Devamı ‘keşke’ler ve hayıflanmalarla dolu.

(Altyazı - Aralık)


2 yorum:

  1. Bu filmin ismini öğrenebilir miyim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Truth / Gizli Dosya http://www.imdb.com/title/tt3859076/

      Sil