15 Kasım 2015

Mizahçıların sineması: Kocaman bir çöplük

Her ay kapaklarına koyduğu ölüleri sömürmekte beis görmeyen, içeriye doluşturduğu ünlü isimler, naftalin kokulu yazılar ve aforizmalarla çok satmayı başaran malum dergiler henüz yokken mizah dergileri en çok satan dergiler arasında başı çekiyordu. Leman, L-Manyak, Lombak ve sonrasında Penguen ve Uykusuz iyi ve yeni yazar-karikatüristler çıkardığı gibi yeni gelen kuşakları yakalamayı da başarmıştı. ‘‘Mizah kalitesinden ve zekasından şüphe duyulmayan’’ birçok karikatürist daha sonra sinemaya da adım attı. Peki, 2000’lerle birlikte yükselişe geçen yerli komedi sinemasına  mizahçıların1 nasıl bir katkısı oldu? 


Önce biraz rakamlara bakalım.2 2005 yılında vizyona giren 29 yerli film arasında 7  komedi filmi3  yer alıyor. Bu sayı sonraki yıllarda yavaş bir tempoyla da olsa artıyor. 2006’da vizyona giren 34 yerli filmin 7’si; 2008’de vizyona giren 51 yerli filmin 10’u; 2012’de vizyona giren 60 yerli filmin 13’ü; 2014’te ise vizyona giren 112 yerli filmin 28’i komedi türünde. Bu yıl ise rakamlar komedi sineması açısından neredeyse iki katı artmış görünüyor. Şu ana kadar vizyona giren (Kasım ayı itibariyle) 123 yerli film arasında 46 komedi filmi bulunuyor. Nicelik olarak büyük bir sıçrama olsa da ortaya çıkan toplamın nitelik bakımından iç açıcı olduğunu söylemek imkansız.

Ertem Eğilmez sonrası tükenen, 90’larda tek tük örneklere rastlanan komedi sineması 2000’lerin başında  Cem Yılmaz 4 , Yılmaz Erdoğan gibi komedyen-yazarların sinemaya atılmasıyla bugünkü şeklini aldığı yola girmiş oldu. Yatırılan onca paraya ve sömürülen onca insana rağmen bir türlü sektörleşemeyen ve her geçen yıl niteliksiz bir şekilde büyümeye devam eden yerli sinema pastasından önemli bir pay alan komedi sineması (Örneğin; 2014 ve 2015 yıllarında en fazla gişe yapan 20 yerli yapımın 12’si komedi filmi) bugün ülkenin vasatlığını anlamak için önemli bir veri sunuyor. Yılda 50’ye yakın komedi filminin yapıldığı ülkede (Üstelik romantik-komedi gibi karma türe ait olan filmler dahil değil bu rakama) 15 yıl içerisinde türün kendisine dair kafa yoran, veya kendi alt türlerini yaratmaya çalışan, hicve, satire bulaşan, ya da sosyo-politik, kültürel yahut sinemasal kodlar taşıyan bir üretim söz konusu değil. (Bizde ancak filmlerin kendisi veya toplamı sosyolojik bir incelemenin konusu olabiliyor.) Kayda değer bir üretim olmamasının birçok sebebi var elbette; tepeden aşağıya kadar toplumun tamamına sirayet eden eril dilin kendisi, hükümetin kültür politikaları, televizyonun baskın bir araç olarak sinemayı etkilemesi, ‘bir sanat olan sinemanın aynı zamanda eğlence olduğu’ gerçeğinin ‘sadece eğlence’ olarak memlekette kabul görmesi gibi birçok başlık sayılabilir.

‘‘Kolay para kazanma’’ tercihini de unutmayalım tabii. Çünkü burada asıl mevzumuza, sinemaya transfer olan mizahçılar meselesine baktığımızda bu seçenek ister istemez karşımıza çıkıyor. Yerli güldürü sinemasının en önemli isimlerinden Ertem Eğilmez’in son filmi olan Arabesk’in senaristi Gani Müjde mizahçı kimliğini perdeye taşıyan isimlerin başında geliyor. Uzun yıllardır televizyon ve sinemaya iş yapan Müjde mizah dergilerinden gelmekte ve halen de birçok gazete ve dergide mizah yazıları yazmakta. Birçok kitabı bulunan Müjde’nin Arabesk dışında televizyona yaptığı Kaygısızlar, Ruhsar, Ayrılsak da Beraberiz gibi bazı erken dönem işlerinde belirli bir düzeyi yakaladığı, dönemin öne çıkan işlerine imza attığı görülmekte. Ancak, geçmişte kalan bu diziler dışında Müjde’nin, sıradan, sabun köpüğü işlerin ötesine geçemediği de ortada. Televizyonda oldukça üretken olan Müjde’nin reyting almak için formülleri tutuyor mu kim bilir ama kendisine mizahçı demek oldukça zor. Müjde’nin senaryosunu yazdığı ve yönettiği, cinsel içerikli esprilere ve kör gözüm parmağına politik göndermelere dayalı Kahpe Bizans (2. 472.162 seyirci) ve Osmanlı Cumhuriyeti (1.423.303 seyirci) sinemanın temel öğelerinden yoksun filmler olarak box office listesinde kendine yer buluyor sadece. Bir de Magazin Gazeteciler Derneği’nden aldığı ödül var tabii! Çağın gerisinde kalan tonlarca ve iki-üç yıl bile yaşayamayan onlarca espriyle dolu parodi türündeki iki film de neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Malkoçoğlu, Battal Gazi gibi filmlerin parodisi olan Kahpe Bizans’ın kadını meme-kalçadan ibaret gören bayağı şakaları mı yoksa Osmanlı Cumhuriyeti’nin aşağılık kompleksi ve yabancı düşmanlığı mı daha itici karar vermek zor.

Sinemaya geçen mizahçılar 
Sinemaya transfer olan diğer mizahçılar da Müjde’yi aratmıyor. L-Manyak, Lombak gibi dergilerde birçok kuşağın takip ettiği, Hayat Bilgisi adlı köşesini kitaplaştıran önemli mizahçılardan Kemal Kenan Ergen, piyasadaki gişe yapan, ‘ucuz’ filmlerin kadrolu senaristi olarak isim yapalı çok uzun zaman oldu örneğin. Kahpe Bizans, Ömerçip, Hababam Sınıfı (1.581.457 seyirci), Hababam Sınıfı Askerde (2.700.080 seyirci), Hababam Sınıfı 3.5 (2.068.165 seyirci), Polis Akademisi Alaturka (59.946 seyirci), Zaman Makinesi 1973 (85.736 seyirci)... Böylesi bir filmografi herkese nasip olmaz! Ergen, klasikleşen Hababam Sınıfı’nın şablonunu bile taklit edemezken, karakter yaratma konusundaki beceriksizliğini de gösteriyor. 

Ya da bir başka örnek; Kırık Leblebi köşesinde kendine ait dünya yaratmayı başarmış Suat Özkan ile Erkut Abi, Öğreten Adam, Zıçan Adam gibi karakterlerin yaratıcısı Kaan Ertem ikilisinin Şafak Sezer aşkı mizah aşklarıyla yarışacak boyutta. Kötü Türkçeye, kaba bir dile, cinsiyetçi küfürlere, türlü şaklabanlıklara dayalı ucuz komedi anlayışının temsilcilerinden Şafak Sezer’in başrolündeki Kolpaçino: Bir Şehir Efsanesi (457.687 seyirci) ve Kolpaçino Bomba’yı (736. 320 seyirci) yazan ikilinin (Kaan Ertem Sezer’in başrolündeki Kutsal Damacana 2: İtmen’in de senaristlerinden.) sinema macerasını nasıl okumak lazım? Mafya komedisi olarak tanımlanabilecek bu filmlerde Ertem ve Özkan mafya ağzını yazdığını zannederken ‘karı’, ‘top’, ‘pezevenk’ ve benzeri argo, küfürlerle bu filmlerin kitlesini sinemaya çekmek için adeta dibi görüyor. İçindeki kabahati örtecek bir komiklikten bahsetmek bile imkansız. Katlanılmaz bir acı! Yıllarca çizdikleri sayfalar ile yazdıkları filmleri kendileri yan yana koyabiliyorlar mı? İki iş de aynı mizahın ürünü mü? Değilse sadece para bu kadar korkunç bir iş ortaya çıkarmak için itici güç olabilir mi? Yoksa yetenekleri o sayfalarla mı sınırlı? 


Sorular aynı isimler farklı. Leman dergisinin kurucularından, gündelik hayata dair ayrıntıları yakalamak konusunda usta bir isim olan, Cümbür Cemaat, Kıllanan Adam gibi klasikleşen köşelerin yaratıcısı Ahmet Yılmaz ise Şafak Sezer’li diğer seri Kutsal Damacana’nın yazarı. Parodi niteliğindeki Kutsal Damacana (627.855 seyirci) ve Kutsal Damacana Dracoola (230.751) Yılmaz’ın türün en kötü senaristlerinden biri olduğu gerçeğini haykırıyor adeta. Robinson Crusoe & Cuma’nın yaratıcısı Gürcan Yurt, önce yönetmenliğini de yaptığı Destere (261.080 seyirci) adlı parodi filminde (Tahmin edeceğiniz üzere Testere serisini ti’ye alan, folklorik unsurlar ve esprilerle dolu bir hikaye!) mizahtan soğuttu seyredeni. Ki, kendisi bu film için özür bile diledi  okurlarından. 5 Ancak daha sonra ‘özür dilenecek’ bir filme daha imza attı. Yine kendisinin yazıp yönettiği Robinson Crusoe & Cuma (89.611 seyirci), adeta ‘‘bir film nasıl olmaz’’ın cevabı niteliğindeydi. Çizgi olarak karakterlerini ete kemiğe büründürebilen, mekanı bile karakter haline getiren, anlık durum komedisi yaratabilen Yurt, filmde bunların hiçbirini yapamadığı gibi karikatürden uyarladığı filmde karakterleri karikatürleştirerek perdeye getiriyor. 

Absürt komedi dendiğinde akla ilk gelen isimlerden, yıllarca Terelelli köşesinde keskin mizahını ve gözlem yeteneğini gösteren, Gülşen Abi dizisinin de senaristi Can Barslan ise Leman ve L-Manyak yazarı Atilla Atalay ile birlikte güldüremeyen, 90’lar televizyon mizahının bile gerisinde, hikaye ve karakter yazımı açısından fecaat bir iş olan Manda Yuvası’na (61.548 seyirci) imza attı. 

Penguen çizerlerinden Serkan Altuniğne de sinemaya geçmiş isimlerden. Gişe rekortmeni Recep İvedik serisinin ilk iki filminin senaryo ekibinde yer alan Altuniğne, bu yıl vizyona giren Hayalet Dayı (60.099 seyirci) ve Yok Artık’ın da senaristi. (266.445 seyirci) İncelikli mizahtan ve zekadan yoksun olan, içinde bir tane parlak fikir barındırmayan, kendisini gönderme sanan çalıntı sahnelerle dolu (Örneğin; Yok Artık’taki Olağan Şüpheliler’e gönderme yapayım derken İstanbul Film Festivali için yapılan reklam fikrinin kopyasına dönüşen final fikri için ‘çalıntı’dan daha doğru bir kelime bulmak zor maalesef), cinsiyetçi dile sahip bu senaryolar Altuniğne’nin sinema serüveninin nasıl devam edeceği hakkında az çok fikir veriyor.

Mesele sadece para mı?
Sorular fazla. Çünkü ‘çok sevilen, düşündüren, güldüren’ mizah dergilerinin yazar-çizerleri gerçekten bu filmleri nasıl yazıyor merak ediyoruz. Mesele ‘‘sadece para’’ deyip geçilebilir mi? ‘‘Daha çok para kazanmak için yapıyorlar’’ yeterli bir sebep mi? Elbette mizahçı senaristler komedi sinemasındaki bu sorunun sadece bir parçası. Ama başka bir ülkede sinemayı yukarıya çekebilecek yazar-çizerlerin bir kısmının, çöplüğe dönüşen komedi sinemasındaki katkıları da ortada! Ayrımcı, cinsiyetçi dili, homofobik söylemleri yeniden üretmeleri ve bu dilin sinemaya ve mizaha yerleşmesine katkıları gülünüp geçilecek bir mesele değil. (En azından diğer taraftan Cem Dinlenmiş, Umut Sarıkaya gibi hem güncel olana farklı bir bakış getirebilen hem de sokaktaki mizahı yakalayabilen çizerlerin diline yakın bir mizah duygusu bir gün sinemaya sirayet edebilir diye umut ediyoruz.) Mesele elbette sadece para değil. Biraz da yetenek lütfen! Bu yazar-çizerler kendi sayfalarındaki mizah ile bu filmlerdeki bayağılık arasında nasıl bir bağ kuruyor mesela? O ayrı bu ayrı mı? Bizce de ayrı! Kitaplaşan, sosyal medyada dolaşan yazıları, çizgileri ne kadar komik olursa olsun bu çizgiler, espriler sinema diline nasıl dönüşür keşke üzerine biraz kafa yorsalar. Ya da senaryonun temel öğeleri nedir diye öğrenseler, olmadı bir bilene danışsalar. İletişim teknolojileriyle birçok şey değişmişken, Gezi sonrası mizah sokaklara taşmışken, yeni gelen kuşaklar mizah dergilerini gölgede bırakacak denli dillenmişken ucuz şakalarla seyirci toplamanın bir sonu olduğunu göremiyorlar mı? Kendi okur kitleleri bu filmlerden memnun ayrılıyor mu bilmiyoruz ama yazdıklarının senaryo olmadığını bizce onlar da biliyorlar. Allah için öyle bir iddiaları da yok zaten. ‘‘Biz insanları güldürmek istiyoruz, rakamlar da ortada’’ diyorlar. Rakamlar altında ezildiğimiz doğru. ‘‘Türkiye nelere gülüyor’’ gibi bu yazının konusu olmayan sorulardan bıktığımız da doğru. Fakat, bu yazıda komediyi yaratanların, komedi sinemasının ustalarının, Türkiye komedi tarihinin mihenk taşlarının bir tanesinin bile adının geçmemesinin bir nedeni var: İçinde defalarca adı geçmesine rağmen bu yazının komedi sinemasıyla yahut sinemayla hiçbir alakası bulunmuyor. Adı geçen mizahçılar parantez içindeki rakamlarla birlikte okunmaya muhtaç. Birileri için sinema birileri için çöplük. Para ise her şekilde kazanılıyor.

1 Mizah dergilerinden yetişme yazar ve çizerler.

2 Gişe rakamları boxofficeturkiye.com sitesinden alınmıştır.

3  Burada ‘komedi’ ile kastedilen; sadece güldürmeyi amaçlayan ve afişinden fragmanına seyirciye bunu vadeden filmler baz alınmıştır. Komediyi başka türlerle birleştiren, romantik-komedi, aksiyon komedi gibi türlerdeki filmler dahil edilmemiştir.

4 Mizah dergilerinden yetişmiş olmasına rağmen karikatürleriyle değil stand up gösterileriyle ünlenen Cem Yılmaz değerlendirme dışı bırakılmıştır.


6 Sadece televizyon dizisi-programı yazmış (Mutlu Ol Yeter adlı dizinin senaryo grubunda yer alan Yiğit Özgür gibi) veya komedi dışında işlere imza atmış (Bahadır Boysal’ın yazdığı Büşra filmi gibi) karikatüristler yazının kapsamı dışında kalmaktadır.

(Evrensel Kültür - Kasım)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder