31 Temmuz 2015

Endişeye mahal yok

Beşinci filmin senarist-yönetmeni olarak Christopher McQuarrie açıklandığında beklentiler biraz düşmüştü açıkçası. Olağan Şüpheliler dışında üst düzey bir senaryosu olmayan, yönetmen olarak da oldukça vasat iki filme, The Way of the Gun ve Jack Reacher’a imza atan McQuarrie’nin nasıl bir iş çıkaracağı büyük bir soru işaretiydi. Serinin vasat bölümlerine, John Woo ve J.J. Abrams imzalı ikinci ve üçüncü filme benzemesi ise en kötü senaryoydu.


Görevimiz Tehlike serisi bir diğer ajan-casus hikayesi olan Bourne üçlemesi (Matt Damon’ın oynamadığı filmi seriye dahil etmek zor!) kadar sofistike ve dört başı mamur bir seri sayılmaz belki ama Brian De Palma imzalı ilk filmi ve Brad Bird’ün yönettiği Ghost Protocol’ü sadece serinin değil türün en iyileri arasında rahatlıkla gösterebiliriz. Bu yüzden dördüncü film çıtayı yükseltmişken neden daha bir yönetmen seçilmedi sorusu kafamızda dönüyordu. Neyse ki endişelerimiz fazlasıyla yersiz çıktı.

Rogue Nation, Görevimiz Tehlike dünyasının olmazsa olmazlarından vazgeçmiyor. Ekibin-Ethan Hunt’ın yalnız bırakılması, hikayenin dünyanın birçok şehrine yayılacak şekilde ilerlemesi, adının hakkını verecek şekilde imkansız görevlerin aşılması, her başarılı görevin ardından tehlikenin daha da büyümesi, değişen yüzler, adrenalin dolu sahneler... 

1 Temmuz 2015

İsyanın çıplak hali

Uzun bir süredir adını duymuyorduk Başar Sabuncu’nun. İlk tutkusu tiyatroya 2000’lerde de devam etmişti ama sinemadan uzaklaşalı çok olmuştu. 1994 yılında yönettiği Yolcu’dan sonra bir daha dönmedi sinemaya. 1985’ten 1994’e kadar geçen kısa sürede çektiği altı filmle kendine has bir dünya yaratmayı başaran, yeni bir dilin, anlatımın peşinden giden özel bir isimdi.

12 Mart Darbesi’nden sonra yurtdışına çıkan, darbe sonrası yargılanan Sabuncu hem tiyatroda hem de sinemada bağımsız kalabilmek için mücadele verdi ve hiçbir dönem siyasi duruşundan vazgeçmedi. Sabuncu bu tavrını oyunlarına ve filmlerine de taşıdı, toplumsal eleştiriyi metinlerinin merkezine koydu. Sinemaya senaryo yazarı olarak giriş yapan Sabuncu, Bilge Olgaç, Atıf Yılmaz, Kartal Tibet ve Ertem Eğilmez tarafından filmleştirilen Şöhret BudalasıAdakTalihli AmeleŞalvar DavasıNamuslu gibi senaryolarındaki toplumsal damarı ilk yönetmenliği olan Çıplak Vatandaş’ta da sürdürdü.

Devlet memuru İbrahim’in geçim sıkıntısı yüzünden birden fazla işte çalışmaya başlamasını ve sonunda akıl sağlığını kaybetmesini konu alan Çıplak Vatandaş, benzer temaları işleyen filmlerden birçok açıdan farklıdır. Sabuncu’nun senaryosunu yazdığı ve Ertem Eğilmez’in yönettiği Namuslu’da da benzer bir hikâye vardır örneğin. Yine Şener Şen’in canlandırdığı dürüst, namuslu, işinde gücünde bir karakterin, başına gelenler sonrasındaki dönüşümünü izleriz. Yine fonda dönemin fotoğrafı vardır ve yine toplumsal eleştiri boyutu ön plandadır. Fakat Yeşilçam anlatısının yerleşik kalıplarını devam ettiren bir filmdir Namuslu. Bir yıl sonra çekilen Çıplak Vatandaş ise Yeşilçam bağları kuvvetli olmakla birlikte Başar Sabuncu’nun dokunuşlarıyla –özellikle de finale doğru– psikolojik yönü ağır basan, sosyal içeriğine rağmen gerçeklik duygusunu çok da önemsemeyen bir filme dönüşür.