1 Mayıs 2015

Bir kuşağın eksik temisili

Eksik’in ilk dakikalarında gördüğümüz bir sahne filmin diliyle ilgili fikir sahibi olmamıza yetiyor. Koltukta dedesi ve babaannesi ile oturan küçük Deniz’den günümüze geçiyoruz; Deniz bu kez aynı koltukta elinde bira ve sigarasıyla yalnız başına oturmakta. Darbe günlerinden günümüze zaman atlamasını televizyondaki Kenan Evren’in sesinden Tayyip Erdoğan’ın sesine bir geçişle yapan bu sahne filmde neyi nasıl izleyeceğimize dair az çok fikir veriyor.


Barış Atay’ın 12 Eylül Darbesi’nin parçaladığı bir aileyi konu alan ilk filmi Eksik darbe atmosferinde başlasa da hikayenin büyük kısmı günümüzde geçiyor. Devrimci anne-babanın büyük oğlu Deniz eski asker dedenin yanında büyüyor. Küçük çocuk Devrim ise annesinin hamileyken sorguda polislerin işkencesine uğraması sonucu engelli olarak doğuyor. Deniz işten kovulduktan sonra yıllardır görmediği annesini arayıp onun yanına geldiğinde ise asıl hikayemiz başlıyor:  geçmişle, darbeyle ve devrimle hesaplaşma.

Baştan belirtelim, bu hesaplaşmaların hepsi kağıt üzerinde kalıyor, Atay hikayesini anlatırken her şeyin altını kalın çizgilerle çizdiği ve bas bas bağırdığı için meselesini filmin diline yansıtamıyor. Örneğin, Atay, Deniz’in geçmişinden kaynaklanan öfkesini göstermek için açıklayıcı diyaloglara yaslanmak zorunda kalıyor. Deniz kardeşine öfkeyle bağırdığında bile anne babasıyla özdeşleştirdiği ‘’devrim inancı’’na olan kızgınlığını  dile getiriyor. ‘’Devrim tam da senin gibi bir şey. Sakat, yarım, eksik’’ gibi replikler Atay’ın anlatmak istediği şeyi diyaloglarla açıklamaya çalıştığının göstergesi oluyor. Barış Atay ve senaryoyu kaleme alan Mehmet Kala ve Şeref Nokta anlatılmaya değer bir fikir bulup, tespitten öteye gidemeyen diyaloglar yazarken senaryonun olmazsa olmaz  öğelerini de es geçmişler.
Özellikle filmin zaman duygusu bir hayli sorunlu. Karakterler arası ilişkilerin ilerleyişindeki boşluklar ve çelişkiler fazlasıyla göze çarpıyor. Örneğin Deniz ile annesinin komşusu Dilek arasındaki ilişkinin ne zaman başladığı, ne zaman ilerlediği büyük oranda muğlak kalıyor. Zaman akışındaki belirsizlik bir sorun olarak görülmeyebilir de; ancak Eksik’te olaylar arası bağlantı çok zayıf olduğundan ve daha da önemlisi dramatik yapıyı bu bağlantılar taşıdığından sahneler kopuk, diyaloglar yerleştirme duruyor. Doğal olarak hikaye gelişimi de karakter gelişimi de tutarsız bir şekilde ilerliyor. Mesela, başa dönersek Deniz’in anne evine dönüşünün motivasyonu yeterince belirgin değil. Atay bu dönüşün nedenini somut bir şekilde göstermemeyi tercih etmiş ve kurduğu yapıda Deniz’in düştüğü boşluğa ikna olmamızı bekliyor. Deniz’in dedesiyle babaannesinin ölümü sonrası işten çıkarılmasıyla ortada kaldığı hissettirilmeye çalışılıyor. ‘’Neden şimdi?’’ sorusunun cevabıysa eksik kalıyor.  Bu sorunun cevabına asıl olarak hikayenin devamında Deniz ile Melek bir araya geldiğinde, anne-oğul arasında hesaplaşmaya dönüşen diyaloglarda vakıf olabilmemiz senaryo açısından sorun teşkil etmekte. Yine annenin ölümünün nedeni belirsiz kaldığı gibi, duygusu bile tam olarak seyirciye geçmiyor. Filmin neden-sonuç ilişkileriyle ilgilenmeyip meseleye odaklanan bir anlatımı olsa bu soruları belki sormayabiliriz ama hikayenin tamamı bu gibi kopukluklar üzerinden ilerlediği için bu da mümkün olmuyor.

Sakat kalmış devrim
Filmin, Atay’ın kendisinin canlandırdığı ana karakteri Deniz (Dedesi Türker diye hitap ediyor) 80 sonrası apolitik kuşağın bir temsilcisi. Sorumluluk almayan, ne öğrendiyse onu savunan, sorgulamayan, hatasını kabul etmeyen, kendini hep haklı gören, kimseye değer vermeyen, bir şekilde geçmişin travmasını yaşayan ve bu yüzden de herkese öfkeli bir karakter. Aslında çıkış fikri ve başkarakter olarak doğru bir şey yakalamış Barış Atay. Hem geçmişi hem de darbenin yarattığı etkilerin ve politikaların bir sonucu olarak doğan AKP iktidarının şekillendirdiği günümüz kültürünü sorgulamak için uygun bir hikayesi var filmin. Ancak, ne Atay bunu değerlendirebilecek bir yönetmenlik sergileyebiliyor ne de elindeki senaryo - buna alan açsa bile - meseleyi derinlemesine tartışmasına olanak sağlayacak bir malzemeye sahip. Bu yüzden de Evren’in sesinden Erdoğan’ın sesine yapılan geçiş bir kurgu hareketinden fazlası olamıyor.

Deniz’in annesi Melek’le hesaplaştığı kısımlar ise filmin meramını anlatıyor anlatmasına ama bunu o kadar düz bir şekilde yapıyor ki ‘’sinemaya ne gerek var’’ diye sorabilirsiniz. ‘‘Devletle savaşmayı oğlunuza tercih ettiniz’’, ‘’Peşinizde koştuğunuz devrim mahvetti bizi’’ gibi cümleler havada uçuşurken Melek’in cevabı ise bir tartışma programından çıkmışçasına kulağımızı tırmalıyor: ‘‘Baban bir hiç için ölmedi Deniz, onu öldürenler bir hiçti gözümüzde.’’ Diyalogların neredeyse tamamının bu düzeyde olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin, Melek, ‘’sakat kalmış devrim’’in bir alegorisi olarak hikayede yerini bulan engelli oğlu Devrim’i severken aslında Atay da devrimle ilgili fikrini yine doğrudan söylemeye çalışıyor. ‘‘Devrim sen herkesi sevebilirsin’’ gibi didaktizme bulanmış sevgi sözcükleriyle dolu sahnelere inanmak haliyle zorlaşıyor. Finalde Devrim’in fiziksel engeline rağmen abisinin tehlikede olduğunu düşünerek yardım çağırmaya çalışması ve bunu yaparken hayatını kaybetmesi ise yine çok didaktik olmasına ve sebep-sonuç bakımından iyi yazılmamış olmasına rağmen belki de Atay’ın yapmak istediğini gerçekten yapılabildiği tek sahne olmuş. Bir noktadan sonra ailenin darmadağın olmasıyla ilgili derinlikli bir yaklaşım beklemek de anlamsızlaşıyor elbette. Bu yüzden filmin fragmanında da yer alan Melek’in ağzından duyduğumuz ‘’Biz çok güzel bir aile olacaktık, keşke bizi yok etmek isteyecek kadar kör ve cani olmasalardı’’ gibi cümleler sadece duygusal etki uyandırma açısından işlev kazanabiliyor.

Atay’ın film boyunca yaptığı en doğru tercih ise Deniz karakterinin dönüşümünü  ailesinden kalan mektupların acısına, annesinin ölümüne, Dilek’in varlığına veya kardeşiyle baş başa kalmasına dayandırmayarak hesaplaşmayı naif bir yerden anlatmaya çalışmaması oluyor. Bu tercih iyi bir senaryo ile değerli bir şeye dönüşebilirmiş. Ancak metaforik olmaya ve döneme dair genel cümleler kurmaya çalışırken kör gözüm parmağına diyalog ve sahnelerden öteye gidemiyor Eksik. Bu yüzden iyi niyetli kırıntılar da kaybolup gidiyor.

(Altyazı - Mayıs)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder