15 Nisan 2015

Ne mutlu bu filmi izleyene!

Türkiye sinemasıyla ilgili resmi olarak kabul edilen ve tarihteki birçok ‘gerçek’ gibi doğruluğu tartışmalı olan bilgilerin başını ''Türk sinemasının 100. Yılı'' mevzusu ve tabii ki Türk sinemasının ilk filmi kabul edilen ''Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı'' çekmekte. Bu ilk film ve Türkiye sinema tarihinin başlangıcıyla ilgili diğer tartışmalar buraya sığmaz elbette. Ama meseleyi 22 dakika 19 saniye gibi ‘kısa’ bir sürede ele almayı başaran 'Müjdeler Var Yurdumun Toprağına Taşına, Erdi Sinemam 100 Şeref Yaşına!'dan bahsetmenin zamanı geldi geçiyor bile.


Melik Saraçoğlu ve Hakkı Kurtuluş’un yönettiği 'Müjdeler Var...' 14 Kasım 1914’te çekildiği iddia edilen fakat kimselerin görmediği ‘‘Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı’’ üzerine bir soruşturma olarak tanımlanıyor ama 22 dakikada bundan çok daha fazlasını başardığı kesin. 

Saraçoğlu ve Kurtuluş, kanıtlar ve boşluklar üzerinden giderek böyle bir filmin varlığını sorgularken neden bu kayıp filmin ‘ilk film’ olarak kabul edildiğini de anlamaya, anlatmaya çalışıyorlar. Hem de bunu çok basit sorularla ve güçlü bir sinemayla yapıyorlar. 
(Her şey ortada öylece duruyor çünkü. Gerçek bas bas bağırıyor. 'Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı'nı çektiği iddia edilen Fuat Uzkınay’dan yıllar önce bu topraklarda – O zamanlar Türkiye Cumhuriyeti henüz varolmadığı için Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde – çeşitli belge ve haber filmleri çeken Yanaki ve Milton Manaki Kardeşler sadece Müslüman olmadıkları ve Türk sayılmadıkları için ilk sinemacılar olarak kabul edilmiyor.  Üstelik çektikleri film kutularının üzerine bile Türkiye ibaresi yazan* Manaki Kardeşler’in filmlerine halen ulaşmak mümkün. Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı olan Manaki’lerin filmleri restore edilerek geçtiğimiz yıllarda birçok kez yeniden gösterildi.)

Saraçoğlu ve Kurtuluş 'Müjdeler Var...'da zekice yazılmış bir metinle ve çok iyi bir kurguyla Rus Abidesinin Yıkılışı’nın ilk film olduğu tezini madde madde çürütüyorlar. Kimsenin görmediği bu filmle ilgili yazılan ne varsa ortaya koyuyor ve kağıt üzerinde bile çelişkilerle dolu olan bu ‘gerçeğin’ içini deştikçe foyasını ortaya çıkarıyorlar. ‘Kayıp’ ama yine de ‘ilk’ olarak kayıtlara geçen filmin neden bir filmden fazlası olduğunu anlatmak konusunda da tüm maharetlerini gösteriyorlar. 'Müjdeler Var...' önce tarihi 1914’ten 1856’ya Manaki Kardeşler’e götürüyor sonrasında ise hikayeyi 1856’dan günümüze taşıyor. Bu hamleyle 22 dakika 19 saniye Türkiye sinema tarihinin en zeki satirlerinden birine dönüşüyor. Türklük üzerine kurulu tarih tezini, devlet aklını, değişmeyen refleksleri, kutsallarımızı, kan ve utançla dolu tarihimizi, koca bir deja vu’ya dönüşen geçmişimizi özetliyor adeta. Rus Abidesinin Yıkılışı ile Gezi Parkı, Manaki Kardeşler ile Hrant Dink arasındaki mesafe kısalıyor. Gerçeklerin peşinden giden iyi bir kurgu-belgesel çelişkilerle dolu ucuz bir kurguyu-tarihi bozuyor.

'Müjdeler Var...'ın Türkiye sinema tarihine geçecek nitelikte bir film olduğunu söylemek için erken değil. Uzun zamandır böylesine bir politik zekayı ve keskin mizahı bir arada görmediğimizden olsa gerek (Hatta yönetmenlerin önceki filmlerini düşününce gerçek bir sürpriz olduğunu belirtmek lazım.) hem anlatımı hem de konuya yaklaşımıyla büyük bir hayranlık uyandırıyor 'Müjdeler Var...'  Değişmeyen ‘devlet aklı’nı teşhir ederek yola çıkıyor. Çünkü bu akıl sadece sinemada değil bütün alanlarda geçerliliğini koruyor. (Bakınız; ilk roman tartışmaları) Tarihin kendisi bu bakış üzerinden yazılıyor. Müslüman-Türk olmayanların dışlandığı ve yok sayıldığı (Ve kovulduğu, sürüldüğü, linç edildiği, katledildiği) yine de pirüpak olarak öğretilmeye çalışılan bir tarih. Evde, okulda, medyada... Türk’ün yalnızlığı, başarısı, yüceliği üzerine milli duyguları okşayan bir dolu şey. 'Müjdeler Var...' işte bu milli duygular ve okşama halinin sinema tarihindeki tezahürünü sorguluyor. Resmi tarihteki detaylarla dalgasını geçerken Türk sineması-Türkiye sineması ifadeleri arasındaki üç harflik farkı da zekice kullanıyor. Daha doğrusu üç harflik fark üzerinden meramını dile getirmeyi başarıyor.

100. Yıl olarak kabul edilen 2014 yılını hatırlayalım, elimizde neler var bakalım: Kendi klasiklerini dahi restore ettirmeyen/ettiremeyen, internetten en iyi film oylaması ve Yeşilçam oyuncularının davet edildiği birkaç sergi hazırlamak dışında bir şey yapmayan bir Kültür Bakanlığı, büyük grupların tekelleştiği vizyon-dağıtım ağı, AVM’lerden ibaret sinema salonları, belediyelerin müdahalesiyle kişiliksizleşen festivaller, sansür yapan ve sansürü savunan bir Altın Portakal komitesi ve bu sansürü kabul eden sinemacılar, yok edilen bir Emek Sineması ve kültür politikalarıyla birleştirilerek tüm şehre çöken kentsel dönüşüm uygulamaları. hala çıkmayı bekleyen ve nasıl olacağına dair kuşkularla dolu Sinema Yasası, hep özlemini çektiğimiz ama asla hayata geçirilemeyen, herkesin erişebileceği bir sinematek ve daha bir dolu sorun. Her şey geçtiğimiz yıl AKM’nin üzerinde duran o bez afişe benziyor. Parlak bir kırmızının üzerinde dev bir 100. Yıl kutlama yazısı. Arkasında ise atıl konumda bomboş bir kültür merkezi. Özet diye buna denir.

İstanbul Modern’in ‘Türk sinemasının 100. Yılı’ için hazırladığı programdaki 5 kısa filmden biri olan 'Müjdeler Var...' tüm bunları ve çok daha fazlasını hatırlatıyor, düşündürtüyor, tartışıyor. Kati bilgilerle değil tartışmaya açık bir şekilde sona eriyor. Ve ''mutlaka izlenmeli'' ibaresini sonuna kadar hak ediyor.

*Burçak Evren, Türk Sinemasının 100 Yılı (Skylife, Haziran 2014) 

** Söz konusu tartışmayla ilgili daha fazla bilgi için – 'Müjdeler Var...'da teşekkür edilerek adı geçen Burçak Evren’in konuyla ilgili yazılarına, özellikle İlk Türk Filmleri (Es Yayınları) kitabına bakılabilir.

*** Bu yazının kısaltılmış versiyonu SabitFikir dergisinde yayımlanmıştır. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder