28 Mart 2015

Erkekleri anlamaya çalışalım!

Yılda bilmem kaç yüz film vizyona giriyor, film sayısı sürekli artıyor, yeni hikayeler anlatılıyor ancak bazı şeyler hiç değişmiyor Türkiye sinemasında. Perdede hep erkeğin dünyasına buyur ediliyoruz. Kadın erkek ilişkilerine dair ağır bir dram ya da romantik komedi fark etmiyor, elde kalan erkeklerin dünyası oluyor. 


Filmin mottosu olan en fiyakalı replikler ayrılık ya da kavga sonrası erkek arkadaşını teselli etmeye çalışan diğer erkekten geliyor ve ‘’Kadınların sorunu ne biliyor musun...’’, ‘’Kadınların istediği aslında...’’ ile başlayan cümlelerden ileri gidemiyor. En geniş anlamda bir ilişkinin iki tarafına da bölüştürülebilecek olumsuzluklar yahut sorumluluk meselesi mutlaka kadına yükleniyor. Erkek okulun camını kıran çocuk misali hatasını anladığı ve acı çektiği için affedilmeyi bekliyor. Seyirciden de zaaflarıyla, yanlışlarıyla, geçmişteki travmalarıyla, büyümeyen adam prototipleriyle, arkasına sığındıkları çocuksu halleriyle, af dilerken giriştikleri romantik çabalarıyla erkeklerin duygularını anlaması bekleniyor. 

Yerli sinemanın hali pür melali böyle. Bir yerinden kırılsın istiyoruz bu durum ama olmuyor. Geçtiğimiz ay vizyona giren, sancılı bir aşk hikayesini konu alan İlksen Başarır’ın son filmi Bir Varmış Bir Yokmuş da bu genellemenin içine hapsolmaktan kurtulamıyor maalesef.

Anaokulu öğretmeni Nehir ile rock şarkıcısı Ozan’ın inişli çıkışlı ilişkisini anlatıyor Bir Varmış Bir Yokmuş. Bir tarafta aşık olan, kırılan, üzülen, sevdiği kişiyi anlayamayan, yapıcı olmaya çalışan Nehir, diğer tarafta ise ‘’seni seviyorum’’u cevapsız bırakan, istediği zaman gelip istediği zaman gidebilen, anlaşılamayan, anlaşılmayı beklemeyen, bir kere bile söz vermeyen ve bu sebeple sadece dürüst olduğu için övünebilen Ozan var. Aslında filmin büyük bir kısmında ilişkinin iki tarafı arasında doğru işleyen bir çatışma kurmayı başarıyor İlksen Başarır ve senaryoyu birlikte kaleme aldığı Mert Fırat. Kimi bölümlerde hem Nehir’in hem de Ozan’ın açısından ilişkiye bakabilmek için seyirciye alan bırakmayı da ihmal etmiyorlar. Ancak, hikayenin bağlandığı kısım yani final bölümü filmi başka bir düzleme taşıyor ister istemez. Ozan’ın ‘’ciddi bir ilişki’’den kaçınmasıyla, agresif tavırlarıyla; Nehir’in eşyalarına dokunmasına, kitaplarını evine yerleştirmesine bile tepki göstermesiyle, sırtında çantasıyla her an kaçacakmış gibi hissettirmesiyle Nehir’de mutsuzluk seyircide ise şüphe yaratmayı hedefliyor hikaye. Fakat Ozan’ın geçmişi üzerinden yaratılmak istenen bu şüpheyi finale bir gizem veya sürpriz gibi taşıması Bir Varmış Bir Yokmuş’un en zayıf tarafı oluyor. Üstelik seyircinin kolayca öngörebileceği bu gizemli geçmiş karşımızdaki karakteri de klişe bir ‘ıssız adam’a dönüştürmekten öteye gitmiyor.

Bir Varmış Bir Yokmuş hikayesini kurarken fazla vakit kaybetmiyor ve zamanda kısa atlayışlar yaparak ilişkinin aldığı yolu, uğradığı durakları ve dönüştüğü hali göstermeyi beceriyor. Senaryo matematiği bakımından bir yere kadar her şey yolunda işliyor fakat sonuç kısmında – hikayenin sona ermesi anlamında değil teknik anlamda sonuç bölümünü kastediyorum – hiçbir hamle yapamıyor Başarır. İlişkinin tüm dinamiğini ve karakterlerin motivasyonu ve reflekslerini gösterdikten sonra her şeyi Ozan’ın geçmişine bağlayarak filmin –zaten sorunları olan - dünyasını tek boyuta indirgiyor. Ozan’ın geçmişi mevzusu sadece ‘’Ozan’ı anlayalım’’ kolaycılığında hikayeye eklemlendiği için karakterler arası bir hesaplaşama yaşanmadığı gibi seyirciye de sadece üzüleceği ya da tam tersi mutlu bir şekilde salondan ayrılacağı bir hikaye anlatılmış oluyor. Hikayenin diğer tarafında yer alan Nehir’in duyguları kısmı ise ‘’onla da olmuyor, onsuz da’’ diye özetlenebilecek kendini tekrar eden bir acıya dönüşüyor. İzlerken bu bölümlerde Nehir’in yakın arkadaşı (x) karakterine biraz daha yer açılmasını bekliyoruz ister istemez. Böyle bir karakterin eksikliğini bariz bir şekilde görmenin yanı sıra (x)’le Nehir’le arasında geçen sahnelerin artırılmasıyla Nehir’in bakış açısına bir derinlik kazandırılabilirmiş diye düşünmeden de edemiyoruz.

Bir Varmış Bir Yokmuş’un özellikle ilk yarım saatinde bir gerçeklik duygusuna sahip olduğunu belirtmek lazım. Hem karakterlere, hem ilk karşılaşmaya ve aralarındaki kimyaya hem de küçük bir tesadüfle başlayan ilişkiye inandırmayı başarıyor seyircisini. Ancak ikinci bölümden itibaren Nehir ve Ozan arasındaki diyaloglar fazlasıyla basmakalıplaşıyor. Gündelik dili yakalamaktan ve doğallıktan uzak, bir ilişkinin çerçevesini herhangi bir ilişkiymiş gibi çizerek anlamını daraltan diyaloglarla doluyor filmin ikinci bölümü. Diğer yandan masallarla kurulan alegorik anlatım da işlevsel olamadığı için repliklerde ve diğer bütün detaylarda kayboluyor.


Teknik anlamda standardın üzerinde bir iş çıkaran İlksen Başarır, keşke filmin ilk dakikalarında Ozan karakterini özetleyen stereotiple dalgasını geçtiği sahnenin peşinden gitseymiş. Keşke biraz daha cesur, seyirciyi hesap etmeyen hamleler yapabilseymiş. Her şeyi geçtim, dalgasını geçtiği stereotipin dramına üzülmemizi beklemeseymiş keşke. Daha ne kadar süre bu erkek karakterleri anlamaya çalışacağız? Daha ne kadar süre yalnızlığıyla ya da acılarıyla baş başa kalan, ‘’böyle bir ilişkiye hazır değilim’’, ‘’sen benden daha iyisine layıksın’’ bakışlarıyla ortadan kaybolan erkeklerin dramını izleyeceğiz? Arkadaşlarının yanında sevgilisine ‘’sevgilim’’ diyemeyen, kimseye söz ver(e)meyen, bağlan(a)mayan, sorumluluk al(a)mayan yalnız ve cool erkeklerin böyle olmasının yani ıssız adamlığının sebebini gerçekten hala merak ediyor muyuz?


(Altyazı - Nisan)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder