28 Mart 2015

Erkekleri anlamaya çalışalım!

Yılda bilmem kaç yüz film vizyona giriyor, film sayısı sürekli artıyor, yeni hikayeler anlatılıyor ancak bazı şeyler hiç değişmiyor Türkiye sinemasında. Perdede hep erkeğin dünyasına buyur ediliyoruz. Kadın erkek ilişkilerine dair ağır bir dram ya da romantik komedi fark etmiyor, elde kalan erkeklerin dünyası oluyor. 


Filmin mottosu olan en fiyakalı replikler ayrılık ya da kavga sonrası erkek arkadaşını teselli etmeye çalışan diğer erkekten geliyor ve ‘’Kadınların sorunu ne biliyor musun...’’, ‘’Kadınların istediği aslında...’’ ile başlayan cümlelerden ileri gidemiyor. En geniş anlamda bir ilişkinin iki tarafına da bölüştürülebilecek olumsuzluklar yahut sorumluluk meselesi mutlaka kadına yükleniyor. Erkek okulun camını kıran çocuk misali hatasını anladığı ve acı çektiği için affedilmeyi bekliyor. Seyirciden de zaaflarıyla, yanlışlarıyla, geçmişteki travmalarıyla, büyümeyen adam prototipleriyle, arkasına sığındıkları çocuksu halleriyle, af dilerken giriştikleri romantik çabalarıyla erkeklerin duygularını anlaması bekleniyor. 

Yerli sinemanın hali pür melali böyle. Bir yerinden kırılsın istiyoruz bu durum ama olmuyor. Geçtiğimiz ay vizyona giren, sancılı bir aşk hikayesini konu alan İlksen Başarır’ın son filmi Bir Varmış Bir Yokmuş da bu genellemenin içine hapsolmaktan kurtulamıyor maalesef.

1 Mart 2015

Victoria: Tek planda yalnızlık


Victoria’nın ilk yarım saati filme adını veren başkarakterinin yalnızlığı üzerine kurulu. İlk olarak bir gece kulübünde dans ederken ve birileriyle tanışmaya, konuşmaya çalışırken görüyoruz Victoria’yı. Ve sonrasında bisikletine atlayıp yalnız ayrılırken. Bu yalnızlık, daha sonrasında Victoria’nın gece boyunca yaşayacağı ve sabahın ilk ışıklarıyla birlikte devam edecek olayların motivasyonu oluyor bir anlamda. 


Madrid’den Berlin’e gelmiş ve burada hayatını bir kafede çalışarak sürdürmeye çalışan Victoria ile karşısına çıkan dört ‘’serseri’’nin kesişme noktası tam olarak bu yalnızlıkla alakalı. Zorlama okumalara gerek yok belki ama karakterlerin göçmen ya da alt sınıftan olması dolayısıyla ‘’bir yere ait hissetme’’ mevzusu da hikayede yerini bulmuş oluyor bu kesişmeyle. 

Gelgelelim 140 dakika tek plandan oluşan Victoria’nın teknik becerisine. Filmin jeneriğinde ilk önce görüntü yönetmeni Sturla Brandth Grovlen’in adının yazması boşuna değil. Banka soygunu, silahlı çatışma gibi ağır ve tek planda çekilmesi çok zor sahnelerin olduğu gerçek zamanlı bir hikaye/macera izliyoruz ve 140 dakika boyunca tüm kusurlarıyla birlikte hayranlık uyandıran bir iş çıkıyor ortaya. 

Yönetmen Sebastian Schipper’in en büyük başarısı ise biçimsel gösterişten uzak durarak, göz boyamadan iyi bir hikaye anlatmaya çalışması oluyor. Hatta filmin etkileyici bölümlerinin durgun dakikalarda iyi yazılmış diyaloglarla yaratılan romantik ve melankolik sahneler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

(Altyazı - Mart)