1 Ocak 2015

zaman sözlüğü.6.azalmak

''Şimdi yatakta uzanırken sabırsızlığımdan eser kalmadı, geriye kalan azıcık yaşamımı, onunla ne yapacağımı bilene kadar saklayabilmeyi isterdim. Ama olmuyor işte. O zaman dondurucuda yatmam gerekir ve bizim de yalnızca buzdolabının üzerinde küçük bir dondurucumuz var. Dışarıda insanların işten eve döndüklerini duyuyorum. Yemekte ne olduğunu merak ediyorlar, bense burada yatıyorum, bütün bunlar bana okuduğum bir kitabı anımsatıyor.


(...)

Pencereden dışarı, karşıdaki binada bir evin içine bakıyorum. Orada bir sürü insanın kendi yaşamlarını sürdürdüklerini ve bizim evimizden içeri hiç bakmadıklarını düşünmek tuhaf. Neye yarar ki komşular o zaman? Evlerinde dolaşıyorlar, ölmeyecekmiş gibi yapıyorlar, ama ölecekler, bakkaldakiler de ölecek. Yürüteçli ihtiyar belki de şimdiden ölmüştür bile. Rahat uyu, acımız büyük.

(...)

Alacakaranlık çökmeye başlıyor, kentin ışıkları ve yıldızlar beliriyor. Stein'i düşünüyorum, ama en çok Laika'yı düşünüyorum. Ona Küçük Kıvırcık, Küçük Böcek, Küçük Limon adını takmışlardı, iniş yapmak için tasarlanmamış bir uzay aracına bağlıydı. Şimdilerde uzaya yolculuk yapmak için bir çikolata reklamı bulmak yetiyor ve uzaya yolculuk yapan birinin döndüğü zaman yeryüzünde kaldığı zamankinden daha az yaşlandığını okudum, çünkü zaman göreceli. Örneğin Epsilon'la geçen gün bir gün onsuz geçen bir günle aynı değil.''

(Hızlandıkça Azalıyorum, Kjersti Skomsvold)


= Zaman Kapsülü'nün tamamı için tıklayınız =

Bazen de umut yoktur

2001 yılında gösterime girdiğinde övgüler alan ve önemli ödüller kazanan Jean-Pierre Jeunet imzalı Amelie, ‘‘Paris’in tatlı tarafını gösterip, masalsı bir dünya anlatırken gerçekleri -Paris gerçeğini; şehrin yoksul kısımlarını, gettolarını, eşitlik ve adaletten uzak çirkin yüzünü ve buna seyirci kalındığını- göstermediği’’ gibi gerekçelerle sert bir şekilde eleştirilmişti. Amelie’nin bu mesele üzerinden tartışılmasını ne kadar doğru olduğu ayrı bir tartışma konusu, zaten şehrin belirli kesimlerini görmezden gelme konusunda sorunlu olan tek film de Amelie değil elbette. 


‘Medeniyetin merkezi’ Avrupa şehirlerinin ‘tatlı’ ve turistik yönünü gösteren filmlerin ağırlıkta olduğunu söylemeye gerek yok. Oysa 2000’lerde dünyanın birçok yeri isyan ve ayaklanmalarla yangın yerine dönmüşken Avrupa da bu sorunun merkezinde yer aldı. Meselenin hasır altı edilmeye çalışılması ve göçmenleri dışlayan ve yok sayan – ve yasalarla desteklenen - bakış açısı İngiltere, Fransa, Almanya gibi şehirler başta olmak üzere Avrupa’nın genelinde sorunu gün geçtikçe büyüttü ve birçok şehirde ayaklanmalar ve çatışmalar ortaya çıktı, hala da çıkmakta. (27 Ekim 2005 yılında polisten kaçarken elektriğe çarpılarak hayatını kaybeden Kuzey Afrikalı Zyed Benna ve Traore Bauna’nın ölümü sonrası ortaya çıkan ayaklanmalar başta olmak üzere isyanın fitilini ateşleyen olaylar katlanarak büyümekte ve simgeleşmekte.) Ve, aralıklarla soğuyup dinse de her an patlamaya hazır bir halde ‘gelişmiş ülkeler’in önündeki en büyük engellerden biri olarak durmaya devam ediyor göçmen sorunu.

Bu ‘sıkıcı’ girizgahın nedeni ise, ‘’daha iyi bir hayat için’’ geldiği Fransa’da başı belaya giren ve kaçak bir hayat yaşamak zorunda kalan Samba’yla tanışmış olmamız.