5 Ekim 2014

Taşrada Mucizeler

Alice Rohrwacher, İtalyan kırsalında, modern dünyanın ‘nimetlerinden’ ve keşmekeşinden uzakta yaşayan, hayatını doğadan kazanan bir ailenin hikayesini anlattığı The Wonders’ta (Mucizeler), daha ilk dakikadan kamerasını ailenin bir parçası haline getiriyor. Rohrwacher, aile üyelerinin gündelik rutinin içine yumuşakça dalıyor ve bir süre sonra hikaye anlatmaktan vazgeçip seyirciyi taşraya taşımayı başarıyor. 


Sert ve inatçı baba Wolfgang, eşi, eşinin kız kardeşi ve dört kızıyla birlikte geçim derdiyle uğraşırken bir yandan da bitmek üzere olan bir yaşam tarzının keyfini sürüyor farkında olmadan. Rohrwacher, bu yaşama ağıt yakmaktansa evin en büyük çocuğu Gelsomina’nın peşinden giderek meseleyi büyüme sancılarıyla birleştiriyor. Bir süre sonra Gelsomina’nın içsel yolculuğu ve babasıyla ilişkisi hikayenin ta kendisi haline geliyor.

Asıl olarak arıcılıkla geçimini sağlayan ailenin hayatındaki değişim (ya da ‘’değişime direnme’’ diyebiliriz) Martin adındaki Alman bir çocuğu yanlarına almaları ve televizyondaki yarışma programının çekimlerinin ayaklarına kadar gelmesiyle başlıyor. Gelsomina ile babası arasındaki çatışma Martin’in aileye katılmasıyla artıyor, dahası Gelsomina’nın genç kadın kimliğiyle tanışması Martin’in varlığıyla karşılığını bulmuş oluyor. Yarışma programını sunan (Monica Bellucci’nin canlandırdığı) çekici Milly Catena ise tanrıça görüntüsüyle – ve temsil ettiği düzenle - bu geleneksel, yerel, saf dünyanın/ailenin tam karşısına yerleşiyor. Böylece Rohrwacher, imaj ile gerçek, vaat edilen ile yaratılan dünya ayrımını zarif bir şekilde alt metne yerleştirerek hem medya eleştirisini doğru yerden yapıyor hem de İtalya’nın (ve genel olarak tüm ‘gelişmiş’ ülkelerin) yaşadığı değişimi göstermiş oluyor.

Hikayede geçmiş ile yerellik yitip giden iki kavram olarak göze çarpsa da, Rohrwacher muhafazakar ve nostaljik bakış açılarından uzak durarak derdini kapitalizm üzerinden anlatmayı seçiyor. Senaryonun özellikle ikinci bölümünde, devletin çıkardığı yasalar ve yerel üretimin kıstırılmasına vurgu yapması, yarışma programınınsa içeriğiyle birlikte sistem eleştirisine dönüşmesi The Wonders’ın ‘bir doğa güzellemesi’nden fazlası olmasına yetiyor. Üstelik Gelsomina’ın yetişkinliğe geçişi ve kaçış isteğinin, Milly Catena’nın göz alıcı personası vasıtasıyla gerçekleşmesi de filmdeki karşıtlıkları besleyen bir başka öğe olarak karşımıza çıkıyor.

Rohrwacher, bu sade ve doğallıkla çevrili yaşamı anlatırken gösterişten uzak, sakin bir anlatımı tercih ediyor; karakterleri ve akışı dağınık bırakarak aile/ev içinde yaşanan bütün duyguları abartısız bir şekilde perdeye getirmeyi beceriyor. Hatta çocukların birbiriyle ve ebeveynleriyle ilişkilerinde kurmaca bir yapının emarelerini görmek zor hale geliyor. Bunda yönetmenin oyuncularından gerçekçi performanslar almasının payı büyük. Özellikle çocuk oyuncuların öfke, mutluluk, heyecan, pişmanlık gibi temel duyguları göstermek konusundaki becerisi, Alice Rohrwacher’in çıkardığı işin etkileyiciliğini gözler önüne seriyor.


Finalde karakterlerin aynı anda duygu patlaması yaşamasıyla dağılmasına ve odağını kaybetmesine rağmen The Wonders, kamerasının politik gücü ve kimseyi umursamayan doğal kareleriyle Alice Rohrwacher’in yeteneğini zihnimize kazıyor.

(Altyazı - Ekim)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder