8 Haziran 2014

Samimiyet

6 ay önce, TRT’nin bir MİT güzellemesi olan ‘Kızılelma’ adındaki dizisinin tanıtımı yayınlandığında başlamıştı tartışma. TRT dizisinde Alevilere ayrımcılık mı yapılıyordu? Olacak iş değil! Aleviler tepki gösterdi, sonrasında suç duyurusunda bulunuldu. Ve geçtiğimiz hafta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tartışmaya noktayı koydu: ‘’Devletin Alevilere veyahut herhangi bir din, ırk, mezhep veya herhangi bir gruba katliam yapması veya hedef göstermesi mümkün değildir.” Evet, güldüğünüzü duyar gibiyim.


Komik ülkeyiz. Sinir bozukluğunun toplamından ancak böyle bir komedi çıkıyor ama olsun. Başsavcılığın kararından sonra diziye bir bakmayı düşündüm. Sonra vazgeçtim. İzlemeye gerek var mı? Bu dizide Alevilere yönelik bir ayrımcılık yapılıp yapılmamasının bir önemi var mı? Gerçekten neyin analizini yapacağız? Bıkmadık mı ülke pislikle yoğurulurken naif, işlevsiz çıkarımlar yapmaya?

Tarihi kanla dolu bir ülkede yaşıyoruz. Hala kan akmaya devam ediyor. Devletin Alevilerden (Ve Kürtlerden, Ermenilerden, eşcinsellerden, kadınlardan, kısacası ‘’Sünni Müslüman-Türk-Erkek’’ kalıbına uymayan herkesten) nefret ettiği, onları katlettiği bir ülke. İktidar onca ölüme rağmen gururla yükselmiyor mu her seçimde? Devletin ajansı, devletin kanalı iktidarın elinde değil mi? Böyle bir ülkede gerçekten TRT’den ne bekliyoruz? Sistemin parçası haline gelen bu tartışmalardan sıkılmadık mı?  

Kanımca, iktidar ve dalkavuklarını bir nebze rahatsız etmeyen, onların hoşlanacağı şekilde gündeme gelmelerini sağlayan çıkışlar giderek anlamsızlaşıyor. İnsanların devlet tarafından öldürülmesini haber yapmayan, yalan haberlerle toplumu yönlendirmeye çalışan bir televizyona bu diziyi mi çok görüyoruz!

Açıkçası ben görmüyorum. Hatta tutarlılık açısından devleti, devlet aygıtlarını ve devlet ağzıyla konuşanları gayet ‘‘samimi’’ buluyorum. Devlet tam da bu zaten. Dünyayı 100 yıl geriden takip eden, 100 yıldır aynı meselelerle yaşayan bir ülkeyiz. (Bari Rönesans’ı yaşasaydık, neler değişirdi değil mi!) Bütün rezil listelerde ilk 10’dayız. Bu yüzden faşizmin kolu olan polisin değil gazetecilerin ve bilimum medyaya bulaşan ismin onurlu olup simit satması gerekiyor. Bu yüzden samimi olmayanın bu durumdan rahatsız olan ‘’biz’’ler olduğunu düşünüyorum. Çünkü, rahatsız olup ne yapıyoruz mesela? 8 insan devlet tarafından öldürülmüşken otobüs durakları ve kaldırım taşlarına üzülen bir kalabalıkla aynı şehirlerde nefes alıyoruz. Onlarla aynı dizileri izleyip, aynı AVM’lere gidip, aynı kafelerde oturuyoruz. Hala analizlerden fazlası gerekmiyor mu?

TRT ya da Roboski’yi, Gezi’yi, Lice’yi, hiçbir gerçeği göstermeyen diğer ana akım televizyon kanallarını izlemeye devam ediyoruz değil mi? Diziler, tartışma programları çok heyecanlı değil mi? Bir sonraki bölümde neler oluyor acaba! Solcu yazarlar, afili isimler TRT’ye dizi yazsınlar tabii. 10 bin lira maaş alırken ses çıkarmayıp alternatif bir kanalda özgürce konuşmak da çok tatlı. Hepimiz ekmek parası peşindeyiz ne de olsa! Böyle böyle devreleri yakmaya izin vermiyoruz işte. Halbuki yaksak ne güzel olur. Yakmıyoruz, durumu sıradanlaştırıyoruz, sonra boykotun Facebook’taki içi boş davetlerden ibaret olduğunu düşünüyoruz. Ama değil. ‘’Protesto bir yaşam biçimidir’’ sözüne yakından bakarsak ne kadar iddiasız bir cümle olduğunu görürüz. Muhalif olmadan önce samimi olmamız gerektiğini anlamakta niye bu kadar zorlanıyoruz. Ne olduğu belli iktidara tapanlar ve sesini çıkarmayanlar güruhunu bir süreliğine boş verelim de yanı başımızdaki arkadaşlarımıza, yakınlarımıza, Twitter’da hoşumuza giden tweet’ler atanlara bakalım. Gerçekten ne kadar samimiyiz?

(Evrensel)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder