25 Haziran 2014

Kötülüğü hak etmek!

"Kötülüğe karşı koymamak hakkında ne düşünüyorsun?" Uzandığı kanepesinden Aydın'a bu soruyu soran Necla, Çehov'un dünyasından Kış Uykusu'na usulca sızmış adeta. Aydın'a rahatsız edici sorular soran, onun yazılarını ve düşüncelerini eleştiren Necla, İyi İnsanlar'ın Vera Semyonovna'sı bir anlamda.


 "Kötülüğe karşı koymamak" üzerine uzunca tartışıyor Aydın ve Necla. Bir sahne sonrasında Aydın'ın eşi Nihal de katılıyor bu sohbete. Nuri Bilge Ceylan bu meseleyi filmin tam göbeğine yerleştirmiş. Necla, sorusuna karşılık Aydın'dan örnek vermesini değil, mantıksal bir açıklama yapmasını istiyor. Aydın, kardeşinin ne demek istediğini anlamıyor, sorunun anlamsızlığına öfkeleniyor, Necla ise konunun gayet basit olduğunu anlatmaya çalışıyor. "Mesela bir gün hırsızlar seni soymak istiyorlar, ama sen onlara karşı koymuyorsun..." Aydın'ın öfkesi konuşma ilerledikçe daha da artıyor, Necla aklındakini biraz daha netleştiriyor: "Kötülüğe karşı koymazsak dünya daha iyi bir yer olabilir mi?"

Necla nasıl bir kötülükten ve "kabullenme"den bahsediyor? Karakterlerin kendi evrenlerindeki kötülük nerede açığa çıkıyor ve filmin kötü adamı kim? Nuri Bilge Ceylan, karakterlerini salt iyi-kötü ya da haklı-haksız diye kodlamadığı için bu soruları kurcalamak adına bütün karakterler üzerinden bir zihin pratiği yapılabilir belki ama asıl olarak Aydın'a odaklanmak gerektiği açık. "İki kuruşluk" kirayı geciktirdiği için kiracısını evinden çıkartmak isteyen Aydın, cömert bağışlarla insanlara yardım etmeyi ihmal etmeyen bir karakter sonuçta! Doğadaki tavşanı öldürüp mağaraya hapsettiği atı özgür bırakan, karısına sürekli, "Seni tutan yok," dese de onu eve hapseden bir adam. Çelişkileriyle yüzleşmektense verdiği cevapları vicdanına göre ayarlıyor Aydın. Evine gelen -ve bir din adamı olan- Hamdi'nin ayağının kokmasını yerel bir gazetedeki köşesinde yazdığı yazısında genel bir analize dönüştürebiliyor. Sonraki sahnede adamın uzun yolu yürüyerek geldiğini öğrendiğinde ise sadece şaşırıyor!


"Bir kenti görmek için balona binip havalansan ister istemez kırları, ağaçları, ırmakları görürsün. (...) Bana öyle geliyor ki, çağımızın düşüncesi aynı noktaya çakılıp kalmış, bir adım ilerlemiyor. Şimdiki düşünce tarzımız önyargılara dayanıyor, o yüzden uyuşuktur, korkaktır, tutucudur. Seninle ben yüksek dağlara tırmanmaktan nasıl korkuyorsak, düşünürlerimiz de geniş, dev adımlarla atılım yapmaktan çekiniyor." (Çehov, İyi İnsanlar)


Aydın'ın kötülüğü saf kötülük değil elbette. Onu "kötü" yapan şey, kendi zihninden, yaşadığı dünyadan çıkamaması, etrafındaki insanlara uzak kalması. (Sezon dışı olduğu için ölü hale gelen turistik bölge gibi Aydın ve diğer karakterler de uykuda. Evlerinden çıkamayan, dışarıya sadece kendi pencerelerinden bakabilen insanlar...) Ceylan, Çehov'un 19. yüzyıl aydını için yazdıklarını yaşadığı çağa ve kendi toplumuna uyarlarken  karakterlerinin yaşamını sadece filmde gördüklerimizle sınırlamıyor; uzun ve katmanlı diyaloglar sayesinde Aydın'ın, Necla'nın, Nihal'in, Hidayet'in, İsmail'in ve Hamdi'nin geçmişine ve geleceğine uzanan zaman çizelgesi de yaratıyor. Bu sayede karakterlerin hangi davranışı neden yaptığını, neyi nasıl düşündüğünü anlamak mümkün oluyor. (Tabii hangi karakterin iyi ya da kötü, kimin haklı ya da haksız olduğuna kanaat getirmeden bir anlamak söz konusu.) 


Aydın'ı "kötü" olarak konumlandırabileceğimiz ilişki belki de evliliği. Nihal'i kendisine esir eden Aydın, alt sınıftan bir karakter olan öğretmen Levent'ten karısını kıskandığında Nihal'in zayıf noktasını kullanarak onu ezmeye çalışıyor ve bunda gayet başarılı da oluyor. Bu sahnede aklımıza Necla'nın/Vera'nın "kötülük" hakkındaki sözleri geliyor. Nihal, Aydın'ın kötülüğüne karşı koy(a)mayarak nasıl bir hayata sahip oluyor? Nihal, Aydın'dan ne kadar farklı, Aydın'ın dünyasına ne kadar uzak? Film boyunca "hak etmek" ve "kabullenmek" kavramlarını ince ince işleyen Ceylan, -Dostoyevski ve Camus'ye uğrayarak- "ahlak"ı hem bireysel hem de toplumsal olarak masaya yatırıyor. Başka bir sahnede ise Aydın, Nihal ve arkadaşına kendisinden yardım isteyen bir mektubu okuduktan sonra üçü birlikte yardım edip etmemeyi karara bağlarken iyiliği de "hak etmek" üzerinden tartışıyorlar. (Ceylan, burada karakterlerinin sadece sınıfsal konumunu kullanmıyor, aynı zamanda onların vicdanı yorumlama biçimlerini de açık ediyor.) Böylece "hak etmek", "acımasız" ve dogmatik bir olgu olarak hikayedeki yerini bulmuş oluyor.

"O gün iyiler cennete gidecekler, kötüler de hiç sönmeyecek olan ateşe, sonsuza dek yanmaya, iki gözüm. Benim anneme Maria'ya da şöyle söyleyecek Tanrı: Hiç kimseye bir kötülüğünüz dokunmadı, bu yüzden sağa cennete gidin siz..." (Çehov, Köylüler)

Kış Uykusu'nu Çehov'un hikayeleri üzerine kuran, hatta kendisi kabul etmese de Cheov'dan uyarlayan hatta birçok bölüm ve tiradı birebir filmine yerleştiren Nuri Bilge Ceylan (özellikle İyi İnsanlar öyküsündeki bazı pasajları, Köylüler öyküsündeki betimlemeleri ve ruh halini aynen kullanıyor), çok sevdiği ve referans verdiği büyük yazarlardan ödünç aldığı iyilik, vicdan, ahlak, merhamet gibi kavramları da roman tekniği ve derinliğinde ele almaya çalışıyor.


Ceylan, Kış Uykusu'nda, yoksul sınıfın onuru ile burjuva aydınının ikiyüzlülüğü ve gerçeklerden uzaklığı arasında bir dünya kuruyor. Shakespeare'den Dostoyevski'ye edebi referanslarıyla, sınıfsal analizleriyle ve elbette sinemasal tercihleriyle tartışılacak bir deneyim Kış Uykusu. (SabitFikir)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder