12 Nisan 2014

Kendi hayatının misafiri


- 33. İstanbul Film Festivali notları - 

Başkası olmak… Başkasının hayatına sahip olmak… Kendi hayatından gitmek… 
Tayfun Pirselimoğlu’nun yönettiği Ben O Değilim’i izledikten sonra bunun gibi onlarca bitmemiş cümle üzerine düşünmek mümkün. Bitmemiş cümle çünkü kimlik değiştiren -filmin başkarakteri- Nihat için kendi hayatı ile başkasının hayatı arasındaki farklar çok da önemli değil aslında. 


Nihat'ın bir şeyi arzuladığını, istediğini, heyecanlandığını yahut korktuğunu görmüyoruz film boyunca. Hayat değiştirmek onun için sadece bir değişiklik. Bu sebeple filmin sorduğu/sordurduğu sorular çok daha anlamlı hale geliyor. En basitinden, çoğumuz hayatımız denilen koca zaman içerisinde bazen misafir gibi dolaşmıyor muyuz? Nihat, bu ''misafir olma'' halinin perdedeki yansımalarından biri sadece. Bilgisayar oyunlarında bölüm geçer gibi başka bir hayata geçebiliyor. Karşısına çıkan kadın bile onun tekrar yakalamaya çalıştığı – benzer – anın bir parçası olabiliyor en fazla. 

Pirselimoğlu, ağır bir meseleyi doğru ve ilgi çekici hikaye/karakter üzerinden anlatıyor. Ancak, finale kadar iyi getirdiği hikayesini son 30 dakikada oldukça zayıflatıyor. Final olabilecek sahneleri es geçiyor, zorlama bir şekilde cümlesinin sonunu getirmeye çalışıyor. Hikayeyi sündürüyor. 

Filmin genelinde – her şeyi akışına bırakan karakteriyle doğrudan alakalı olarak- serbest bir anlatım tercih eden Pirselimoğlu, maalesef son bölümde ‘’ben bunu söylemek istiyorum’’ diyen bir yönetmene dönüşüyor. Son olarak şunu da söylemek lazım, Ben O Değilim somurtkan bir film değil ama keşke Pirselimoğlu hikayenin kara mizaha şiddetle ihtiyaç duyduğunu görseymiş. Azıcık kara mizah, çok değil…

(Ekşi Sinema)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder