16 Şubat 2014

8 numaralı jüri üyesi

Adalet söz konusu olduğunda (ki hep söz konusu olur, hiçbir zaman gerçeğine rastlayamayız) ''12 Kızgın Adam'' (12 Angry Men) düşer aklıma. Sidney Lumet'nin eskimeyen klasiği tüm kanıtların ve tanık ifadelerininin suçlu gösterdiği bir genç adam hakkındadır. 


Genç adamı görmeyiz. Filmin tamamı jüri odasında geçer. 12 kişiden oluşan jürinin kararı bellidir. Dava üzerine fazla düşünmezler, bir an önce karar verip evine dönmek isteyen 11 jüri üyesine göre genç suçludur. Sadece 1 tanesi aksi yönde görüş belirtir. Herkes şaşırır, suç bu kadar ortadeyken 8 numaralı jüri üyesi neden çoğunluğa uymamıştır? Bir bildiği mi var? Hayır, sadece bir insanın hayatıyla ilgili kararın 5 dakikada verilmeyeceğini savunur. Ve sonrasında 'suçlu' diye karar veren bütün jüri üyelerinin düşüncelerini değiştirecek gerçekleri izleriz. 12 Kızgın Adam, hukukun işleyişi, vicdan ve çoğunluğun tahakkümü üzerine kusursuz bir filmdir. Bugün hala 1957 yapımı bir filme referans verecek bir gündeme sahip olmamız ise bir o kadar acı…

Her güne yeni görüntülerle, ses kayıtlarıyla başlıyoruz. Geçmişin kirli hesapları bir bir ortaya dökülürken yaşadığımız sistemin baştan aşağı kokuşmuş olduğuna milyonuncu kez şahit oluyoruz. Şaşırmanın tedavülden kalktığı bu yeni dönemde normalleşme  iliklerimize kadar işlemiş durumda; görüntü, ses kaydı, belge vs. ne varsa sadece taraflar arasındaki gol düellosuna meze oluyor.