1 Ocak 2014

Hayat sevince güzel

Çağan Irmak filmlerinin çoğunlukla sonlarıyla konuşulur olması yönetmene haksızlık olsa da Tamam mıyız?’da bu durum zorunlu bir hal alıyor. Biri fiziksel engeli yüzünden diğeriyse eşcinsel olduğu için ötekileştirilmiş iki karakteri bir araya getiren filmde, yönetmen kişisel gelişim kitaplarından fırlamış gibi gözüken ‘umutlu son’uyla hikayeye ve hayata bakışını açık ediyor. İyimserlikten bir tık ileride, empatiden ise tam anlamıyla bihaber...


 Irmak’ın Prensesin Uykusu, Ulak başta olmak üzere birçok filminde yakaladığı masalsı ton, Tamam mıyız?’ın açılışındaki rüya sahnesiyle başka bir boyuta taşınıyor. Temmuz’un rüyasında gördüğü İhsan’la gerçek hayatta yolunun kesişmesi, Temmuz’da büyük bir aydınlanmaya yol açtığı gibi seyircinin de bu kesişmeye yüklenen anlama inanmasını bekliyor Irmak. Yani, bir nevi filmin kendisini boş verip metnin ana fikrini seyirciye bir öğreti gibi sunuyor. Rüya, karşılaşma, tanışma, bağlanma şeklinde özetlenebilecek dostluğun tüm aşamalarının inandırıcılıktan uzak bir şekilde kurulmasının yanı sıra iki başkarakteri de figüranlaştıracak kadar geri plana iten ‘hayat yaşamaya değer’ temalı kaba bir mesaj çıkıyor ortaya. Bu mesajın öznesi İhsan olmadığı gibi Temmuz da değil. Özne ‘inanmak’ fikri. Yönetmene göre önce inanmak gerekiyor. Aynen, bütün kişisel gelişim ve spiritüel gelişim kitaplarının vaaz ettiği gibi.

Temmuz açısından bakalım. Cinsel yönelimi sebebiyle babası başta olmak üzere toplum tarafından dışlanmış (Bu ‘toplum tarafından dışlanmış’ kısmı aynen bir cümle olarak duruyor filmde) sevgilisi terk etmiş, yalnız, bohem hayatında maddi sıkıntılarla uğraşıyor. Başarısız bir sanatçı olarak da, hayata tutunmaya çalışan birey olarak da Temmuz’un kurtuluşu İhsan oluyor. İhsan’daki ölme isteği Temmuz’da tam karşıtını, büyük bir yaşam enerjisi yaratıyor. Temmuz’daki dönüşümü sağlayan şey İhsan’ın kendisi mi yoksa gördüğü rüyanın mucizeliği mi bilmiyoruz. Yine de sormadan edemiyoruz; her şeyin başlangıcı olan rüya sahnesi/mucize olmasaydı böyle bir dostluk/dönüşüm/değişim yaşanır mıydı? Yoksa biraz saf davranıp rüya sahnesini salt dramatik yapının bir parçası olarak mı görmeliyiz? Bu soruların cevabına da anahtar kelime olan ‘inanmak’ üzerinden ulaşmak mümkün.

Öte yandan, Tamam mıyız? söylemini engelli karakter İhsan’ın hayatı üzerinden kurmaya çalışıyor gibi görünse de asıl olarak Temmuz’un sorunları belirleyici oluyor. Temmuz’un gözünden İhsan’ı görüyoruz, Temmuz’un gözünden İhsan’ı anlamaya çalışıyoruz ve Temmuz’un gözünden İhsan’la empati yapmaya zorlanıyoruz. Bu da büyük bir sorunu beraberinde getiriyor. İhsan, hem Temmuz’un hayatı için, hem hikayenin gelişimi için, hem de hedeflenen(!) duygu yoğunluğu için yazılmış olmaktan öteye gitmiyor.

Her şeye rağmen yaşamak
Peki, kolları ve bacakları olmayan İhsan’ın hayatından umutlu bir son çıkmaz mı? Elbette çıkabilir ancak mesele Irmak’ın hikayesini kurduğu noktalarda başvurduğu kolaycılık ve bu kolaycılığın da ‘mutluluk elinizde’ başlıklı seminerlerde kurulmuş cümlelerden ibaret olması. İhsan’ı tanıdığımız kısa bölüm belki de hikayenin tek ‘gerçek’ kısmı; Yeşilçam’dan fırlamış fedakar anne ve kötü baba karakterinin plastikliğine rağmen İhsan’ın ‘yaşanmaz’ hayatına ikna oluyoruz. Hayattan hiçbir zevk almadığını ve annesine bir yük olduğunu düşünen İhsan’ın ölme isteğinin karşısına ‘her şeye rağmen yaşamak’ sloganını koyuyor Çağan Irmak. Sloganın parçaları: Farklı sınıftan gelen bir karakter yani Temmuz, Temmuz’un imkanları sınırsız olan varlıklı annesi ve İhsan’la annesini zor hayatlarından kurtaracak maddi olanaklar. Bir de Temmuz’un dostluğu var tabii!


 Rüyasına ve Temmuz’un hayatına olan etkisine bakarsak İhsan bir mucize. Ama sadece Temmuz için. Ya İhsan’ın hayatı? Temmuz, İhsan’a gerçekten yardım etmek istiyor (hatta ediyor gibi görünüyor) ama nasıl olacağını bir tek kendisi biliyor. (Anladığımız kadarıyla afili sözler ve duygusu yüksek bir sahneyle olacak) İhsan’ın sorduğu soru bile havada kalıyor. ‘‘Bir zaman sonra benden sıkıldığında ne olacak?’’ Gerçekten ne olacak? Rüyanın etkisi geçince, İhsan’dan sıkılınca, başka bir rüyadan başka bir anlam çıkınca ne olacak? İnanacak, tutunacak, boşluklarını dolduracak başka bir ‘şey’ bulduğunda İhsan nerede duracak? Sonuçta heykelini yontarken karşısına oturttuğu bir nesne ya da hayata farklı bir yönden bakmasını sağlayan başucu kitabı değil ki İhsan. Yoksa öyle mi?

Empatiye sırtını dayayan filmin seyirci açısından bunu başardığı düşünülebilir belki ama keşke Çağan Irmak’ın kendisi de karakterleriyle biraz empati kurabilseymiş. Keza, Irmak’ın yarattığı kahramanlardaki boşlukları kapatamadığı aşikar. Aynen, gerçek hayatta olduğu gibi ‘‘Mutlu olmak istiyorsan kendini sev’’, ‘‘Başarmak istiyorsan önce iste’’ gibi cümlelerle boşluklar dolmuyor maalesef. İhsan’ı karton karakter yapan da tam olarak bu zaten. Film bittiğinde İhsan’ın değişimi sadece yönetmen öyle istediği için oluyor. Ne biz buna inanıyoruz ne de İhsan’ın ölme isteği ya da bu fikrin değişmesi üzerine bir sorgulama yaşıyoruz. ‘‘İki karakter arasındaki sınıfsal farklar sorunları çözüyor’’ gibi yüzeysel çıkarımlar bile akla gelmiyor değil. İşin kötü yanı, bunun aksini düşündürtecek bir dostluğa inanmıyor oluşumuz.

Engeli bir karakterin ölme isteğini konu alan ve intihar ile ötenazi arasındaki çizgide incelikli bir anlatımla bizi mest eden ‘İçimdeki Deniz’ (Mar Adentro) gibi bir film beklemiyoruz elbette, ama İhsan’a bir şeyler öğretmek, hayatı sevdirmek isteyen Temmuz’un/hikayenin, bunu New Age eğilimler ya da modern tarikatlardan sıçramış içi ‘boş’ cümlelerle yapması sinemadan çok uzakta bir yere götürüyor bizi. Bu sebeple İhsan’ı ‘gerçek’ yapan veriler bulamıyoruz filmde. Üstelik ‘ağlatan mutlu son’ formülü işe yarıyor olsa bile ‘Tamam’ olma konusunda da ikna olmuyoruz ki. İhsan’ın ikna olduğuna da inanmıyoruz. Olsa olsa rol yapıyordur.

Son olarak, filmin açılışındaki Hakan Günday’a teşekkür cümlesi hikayede nereye oturuyor, filmi ile Günday’ın kitapları arasında nasıl bir bağ kuruyor Çağan Irmak, anlamak güç. Günday’dan sadece ötekileştirilmiş (ya da toplumun dışında kalmış) karakterler kısmını alıp gerisini boş vermiş anlaşılan. Çünkü gördüğümüz kadarıyla her şey bir teşekkür yazısından ibaret. Ya da kim bilir inanırsak o da olur.


(Altyazı - Ocak)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder