20 Ocak 2014

Amerikan ahlaksızlığı*

Tarihi değiştirmiş bir adamın filmini çekmeye kalkışıp onu sadece ''ahlaksız'' ve ''haksız'' göstermeye çalışmak için deli gibi çabalamak (ve becerememek) filmin kendisini ahlaksız yapmaktan başka işe yaramıyor maalesef. Julian Assange'ın ve kurucusu olduğu Wikileaks'in hikayesini anlatmaya soyunan The Fifth Estate, sinema tarihinin en kötü propaganda filmlerinden biri olmakla kalmıyor üstelik bunu zayıf bir senaryo ve çok ucuz numaralarla yapıyor.


Üç farklı kitabı referans alan ve ''Biliyor musun Assange çok iğrenç biriymiş'' demekten öteye gidemeyen The Fifth Estate, Wikileaks'in yayınladığı belgeleri sorgulamaya girişmeye, etik açıdan tartışmaya açmaya, bu belgelerin yarattığı etkinin peşinden gitmeye ya da bilgi akışının geldiği noktayı irdelemeye ya da Assange'ın karakterini deşmeye çalışmak yerine, Assange ile daha sonra yolları ayrılan Daniel Berg'ün ilişkisine odaklanmayı seçiyor. Ancak, bunu da hem Berg'ün bakış açısından, tek taraflı olarak yapıyor hem de - daha kötüsü - Assange'ı seyirciye kötülemek için elinden geleni yapıyor. Hatta başka bir şey yapmıyor.  Hikaye o kadar ''kötülemek'' üzerine kurulmuş ki ''Sahtekar Assange saçını boyuyormuş'' kıvamına bile geliyor sonunda.

Filmi ısmarlayan ve yapanların (Yönetmenin diyemeyeceğim çünkü ortada bir yönetmenlik yok) amacının sinema yapmak olmadığı açık. Amaç, belgelerin yayınlanmasının ne kadar ahlaksızca olduğunu söyleyerek propagandist metni filmleştirmek. (Dediğim gibi belgeleri etik yönden tartışmayı bile seyirciye bırakmıyor film, fikrini empoze etmeye çalışıyor) Bunu yapmak için başvurduğu bütün yollar sinemada mübah(!) sanıyorlar ve fazlasıyla ucuza kaçıyorlar. Son dakikaya kadar Berg ve Guardian gazetesinin ağzından Assange'ın kişiliğine saldırılıyor, karikatürize politikacılar ve muhbir hikayesi üzerinden belgelerin insanların hayatını tehlikeye attığı dramatik bir fon yaratılıyor ve en sonunda bunun doğru yol olmadığı vaaz ediliyor. Tabii ki, yapımcılar belgelerdeki korkunç olaylarla, elini kana bulamış Amerika ve diğer devletlerle, yok edilen binlerce hayatla, kirli politikalarla ilgilenmiyor. ''Assange pisliğin teki'' demeleri yetiyor onlar için. Finalde de Assange'ın çekim sürecindeyken film hakkında söylediği olumsuz sözleri seyirciye izleterek aklı sıra eşek şakası yapıyorlar. (Ama filmin en komik, acınası sahnesi başlarda vuku buluyor; Assange'ı çürütmek için G. Orwell'a sığınmaya çalışıyor senaristler.  Ve işte o an yüksek sesle gülebilirsiniz)

Uzatmaya gerek yok aslında, The Fifth Estate fazlasıyla mide bulandıran bir film. Amerikan propagandası yapmayı bile beceremiyor. Hatta film olmayı da.

-----

*Söz konusu film dolayısıyla bu başlık seçilmiştir. ''Amerikan'' yerine herhangi bir başka toplum koyulabilir. ''Türk'' çok yakışır mesela.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder