24 Kasım 2013

Sorun çıkarın, rahatsız edin

Cinayete teşebbüsten 20 yıl hapis cezasıyla yargılanan henüz doğmamış bir çocuk. Gezi’de öldürüldüğünde cebinden ekmek parası bile çıkmayan bir genç.* Milyarlarca dolar aklayan bir evsiz. Tuzla’da isimleri hatırlanmayacak kadar fazla ölen, sürekli ölen işçiler. Terör örgütü üyeliğinden sorgulanan komada bir adam... Avrupa’nın en yüksek binası olmakla övünen bir avm’nin inşaatında çalışırken boşluğa düşen ve cesedi uzun süre bulunamayan temizlik işçisi.**


Hangisi gerçek hangisi kurgusal artık fark etmiyor olsa gerek. Yoksa en azından bir tanesini garipserdik. Daha nasıl hayatlar sürmemiz, nasıl hayatların kayıp gitmesi gerekiyor değişim için! Sokağa çıkan kalabalıklara tepki gösteren çoğunluğun körleşmesini bile tutarlı bulduk diyelim sessiz kalanları nereye koyacağız? Sadece faturalarını ödeyebilmek için yaşayan milyonlar, faturalarını bile ödeyemeyen başka milyonlar varken hâlâ neyi konuşuyoruz gerçekten?

Aklımızda dönüp duran bu meseleler, tartışmalar, öfkeli haller Dot’un yeni serisi Makas Oyunları’nın ilk halkasını izledikten sonra bir kez daha alevleniyor. Dört kısa oyunda güçlü tahlillerle kapitalizme tekme tokat giriyor Makas Oyunları1. 

İlk oyun Şişman Adam, kapitalizmi bir kavram olmaktan çıkarıp çırılçıplak bir halde önümüze seriyor. Oyun, Şişman Adam’ın yani kapitalizmin sadece paramızı değil düşünce biçimimizi değiştirmek istediğini gösterirken basit bir soru soruyor; ‘‘Bir iPhone’um var, bu beni ikiyüzlü yapar mı yoksa tüketim toplumunun bir parçası mıyım?’’ 

Sonrasında ''bunu düşün ama seni oyalamasın, asıl soru şu'' diyor: Dışarıya, sokağa ne zaman çıkacaksın? Daha ne olması gerekiyor? Çıkacak mısın, çıkmayacak mısın? Yaşadığın ülkede ne olursa olsun oturup izleyecek, ‘’Amaaan zaten hiçbir şey değişmez’’ mi diyeceksin? Gerçekleri vermeyen televizyonda dizilerini izlerken, her gün 9-6 işe gidip gelirken, çocuklarına gelecek diye bir ev, bir de araba bırakırken, Twitter’da muhalif linkler paylaşmak çok güzelken, her ne kadar öyle sansan da memnun olan sen değilsin, Şişman Adam memnun. O sana kendini hep iyi hissettiriyor çünkü. Onun izin verdiği alanlarda muhalifsin. Şişman Adam sokağı da değişimi de sevmiyor. Nedeni belli değil mi?


Bazı Şeyler Çok Saçma ise devletin akıl dışılığını simgeleyen yerlerden sorgu odasında geçiyor. ‘‘Ben hiçbir şey yapmadım, masumum’’ diyen kadının söylediklerinin hiçbir geçerliliği yok, biliyoruz, her gün görüyoruz. Sorgulayan kadın ve erkeğin ağzından çıkanlar ise ülkenin, iktidarların özeti bir anlamda. Hukuksuz, kanıtsız herkes suçlanabilir, herkesin başına her an her şey gelebilir. Hatta öldürülebilir. Üstüne bir de öldürene hiçbir şey olmayacağı bilgisi eklenir. Ve en acısı da tüm yaşananların yanlış olduğunu herkesin biliyor olması. Yani, herkesin bildiği bir yanlışı herkesin gözü önünde yapıp herkesi buna alıştırmak! Siyaset daha güzel özetlenemez herhalde. Bu özete rağmen ‘‘Halimize şükredelim’ diyen kalabalıklar var ya hani. Bu kez de onlara rağmen değişim!


Pankart ise özetle demokrasi gibi naif kavramların ne kadar içi boş olduğunu yumuşak bir hikayeyle anlatıyor ama diğer oyunlar kadar sert bir etki bıraktığı da kesin. Ve Jean Baudrillard metinleri kadar umutsuz neredeyse... Aralarında 60 yıl olan iki çifti görürüz. Devrim mücadelesi veren iki çiftin umutlarını. Bir anlamda insanlığın nasıl bir kısır döngü içinde olduğunu da. Siyasetler de, iktidarlar da değişmiyor çünkü. İlk oyun Şişman Adam’a bağlanıyor zihnimiz hemen. Sistem sağlam, Şişman Adam hep mutlu, yapacak bir şey yok! Aslında var. Dördüncü oyun Hassas da bittiğinde ‘‘Evet var, yapılmışı var çünkü’’ diyebiliyoruz zevkle. 50 yıl önceki genç, bir gün demokrasi geleceğini, dünyanın değişeceğini umuyor. Birincisinde haklı. Sadece birincisinde. Nereden öngörsünler şimdilerde barış, kardeşlik, özgürlük gibi kavramların bile çerez niyetine kullanıldığını, o zamanlar hayal, kurtuluş olarak görülen demokrasinin koca bir yalan olduğunu... Yine de 50 yıl önceki çiftin söylediği bir şey var ki, dünya yıkılana kadar baki kalacak: ‘‘Memleketin sahibi biziz. Bizler, halk.’’ (Gezi direnişinden hatırlayalım: ‘’Korkma la, biziz halk.’’) Peki, daha iyi bir dünya umudu var mı hala? Olmasa bile daha kötüsüne mi layığız? Her defasında daha kötüsüne? Yaşadığımız şehirlere bakalım, nasıl ucube şekilde dönüştürülüyorlar. Buna da mı ses çıkarmayalım? 50 yıl önceki çift, demokrasinin seçimden seçime bir şey olduğunu mu sanıyordu hakikaten! Her şeyi boş verelim, 100 yıl önce sarf edilen ‘iş güvencesi’, ‘barınma hakkı’ ve diğer tüm sosyal haklar bugün hâlâ sadaka olarak dağıtılıyor ya da dağıtılma sözüyle dillere pelesenk ediliyorsa daha iyisini istemeyelim mi? Öfkelenmeyelim mi? Seçimden seçime öyle mi! O zaman oyumuz demokrasiye değil, değişime.


Hassas’ta bütçe kesintileri yüzünden akıl hastaneleri, klinikler kapatılır. Jack’in psikolojik tedavi gördüğü klinik de. Bunun üzerine, Jack terapistinin penceresine tırmanır, evine girer ve terapistiyle ‘gerçek’ konuşmasını yapar. Terapisti ‘‘Her şey çok karmaşık’’ dediğinde Jack ‘‘Hayır, çok basit aslında’’ der. Biz de bilir ve içimizden onaylarız. Terapisti karşı çıksa da Jack ‘‘Aslında biz önemli değiliz’’ der. Biz de bilir, onaylar ve öfkeleniriz. Öyle olmasaydı devlet her kafasına göre davrandığında birilerinin hayatı mahvolup, birilerinin yok olmazdı değil mi? Gerçekten, devletler için insanların hayatı ne kadar önemli sizce? Hiç. Koca bir hiç. Değerli olması için Jack’in dediği gibi ‘‘yataklarımızın altından çıkmalıyız.’’ Bazı şeyler değişebilir çünkü. Jack’in bir yerde terapistine sorduğu soru öylece duruyor, her zaman da duracak. ‘‘Mohammed Bouazizi’nin kim olduğunu biliyor musun?’’ İşte, bu yüzden, ‘‘her şey bombok, değişim şart.’’


Makas Oyunları1, klişeleşmiş kavramları, basmakalıp sözleri içlerini doldurarak canlı kanlı hale getiriyor ve metinlere sağlam bir siyasi ve tarihsel arka plan oluşturuyor. Gerçek hayatta karşılığı olmayan, kitaplardan çıkmayan çoğu terim, seyircinin karşısında gündelik hayatın bir parçası olarak görünür hale geliyor. Ve, altını çizmek gerekiyor, metinlerin bu kadar yüksek bir seviyede seyirciye geçmesinde oyuncuların performansının payı çok büyük. Öte yandan, değişim mottosunu insanlık tarihi üzerinden okumamızı sağlasa da Makas Oyunları1, asıl olarak Occupy hareketleri, Arap Baharı ve tüm dünyadaki isyanları arkasına alıyor, ve tabii ki Gezi direnişe çok şık ve değerli göndermeler yapıyor. Üstelik Gezi direnişine yaslanmayı, bunu popüler bir alan olarak kullanmayı elinin tersiyle itiyor. Oyunlar bir araya geldiğinde hem hep bir ağızdan tek bir kelimeyi, değişimi haykırıyor, hem de sistemi deşifre etmeye soyunan etkileyici bir iş ortaya çıkıyor. 

''Daha iyi bir dünya nasıl olur?
(...) Sorun çıkarmakla başlayın''


Oyunlar:
*Şişman Adam/ The Fat Man
*Bazı Şeyler Çok Saçma/Things That Make No Sense  
*Pankart/ A Bigger Banner
*Hassas/ Fragile

Fotoğraflar: Muhsin Akgün


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder