16 Kasım 2013

Sesinden bile güzel insan

‘Ahmet Kaya dinlemek’ deyince bir şeyler eksik kalıyor. Böyle sıradan bir tarif değil. Başka bir durum, hayatın doğal bir parçası sanki. 


İçimiz acıdığında, aşık olduğumuzda, kaybettiğimizde, kaybolduğumuzda, düştüğümüzde, hata yaptığımızda, ayağa kalkamadığımızda, her şeyi mahvettiğimizde, hiçbir şey yapamadığımızda, kartvizitimiz, koltuğumuz, başarı öykülerimiz olmadığında, sevdiğimiz terk ettiğinde, baba, polis, devlet, erkek olan, güçlü olan ne varsa çatıştığımızda, başkalarıyla en çok da kendimizle mücadele etmemiz gerektiğinde, dört duvar arasında, hayat bir hapse dönüştüğünde, en heyecanlı anımızda, bir fotoğraf karesinde, 80’lerin hüznünde, 90’ların en acı yerlerinde ve daha binlerce ruh halinde sesi kulağımızda, zihnimizde. Ötesinde kalanların çok anlamı yok aslında. Ama öyle çukur bir ülkede yaşıyoruz ki, sesinden bile güzel olan bu adamı hatırlarken onu ölümüne götüren yüzleri, yazıları unutmak mümkün olmuyor.

13 yılda yüzlerce yazı yazıldı. Yüzlerce günah çıkarma örneği. İktidar Ahmet Kaya’ya sahip çıkarak imajına katkı yapmaya çalıştı. Yalan haber ve nefret kusma merkezi kanallar ve benzerleri bile sırf eski erk sahiplerine saldırmak için bu güzel insanın adını kullanıyor. Ve dahası, Beyaz TV gibi birçok sirk gösterisi! Hâlâ yanlış anlaşılıyor, hâlâ yanlış yerlerde aranıyor. Doğru anlaşılmaya ihtiyacı niye olsun ki zaten! Onu kimseden dinlemeye, okumaya gerek yok, şarkılarına ve Gülten Kaya’ya bakmak yeterli. Hayat ve fikir arkadaşı, aşık olduğu o kadına... Onu Rakel Dink’in yanında, Roboski’de, Gezi’de gördük. Bu ülkenin kanlı sayfalarında, mücadele, barış ve eşitlik kelimelerinin içinin doldurulduğu her yerde. Şimdi ‘Ahmet Kaya yaşasaydı’ diye bir şeyler tasavvur etmenin hiçbir anlamı yok elbette ama en azından şarkılarına bakarak -herhangi bir - iktidarın yamacında Ahmet Kaya dinlenmeyeceğini anlamak zor olmasa gerek. ‘Polisler, sağcılar, herkes Ahmet Kaya dinliyor’ klişesi var bir de. İsteyen istediğini dinler ve elbette o sese kayıtsız kalmak zor ama kusura bakmasınlar da o şarkı sözleri vücutlarında nereye dokunuyor acaba!
Türkiye’deki bu iki yüzlülüğü (ve medyanın şu andaki halini) tek bir gazete kupüründen bile anlayabiliriz. Herhangi bir tane seçebilirsiniz. Bir tane örnek; Tarih 20 Temmuz 1999. Ülkenin en çok okunan köşe yazarlarından biri ‘yalancı’, ‘haysiyetsiz’ gibi hakaretler kullandığı ‘‘Parayı veren Ahmet’i alır’’ başlıklı yazısını şöyle bitiriyor: ‘‘Bugün PKK’nın para dağıttığını görünce PKK’lı, yarın travestiler dağıtsın onlardan.’’ 4-5 paragrafta yalan söyleyebiliyor, hakaret edebiliyor, nefret suçu işleyebiliyor.  Daha sonra da defalarca Kürtlere, Ermenilere, kadınlara, eşcinsellere, kendisi gibi olmayan kim varsa hepsine hakaret etti. Ve o günden sonra hiçbir şey değişmediğini söylemeye gerek yok. ‘Erkeklik’le ilgili sorunları aynen duruyor. Kendisi şu anda başka bir ‘büyük’ gazetenin genel yayın yönetmeni ve başyazarı. Bir ara Başbakan’ı davet ettiği programında kucaktan inmek istemeyen çocuklar gibiydi ama onun dışında dimdik ayakta! Eğer bir şeyler değişmiş olsaydı bunu medyanın halinden biraz olsun anlardık değil mi! Aynı kirli adamlar yazmaya devam ediyor. İktidarlar değişiyor ama onların koltukları asla değişmiyor. Bu yüzden joker sözcük ‘ikiyüzlülük’. Bu ülkeyi özetlemek gerekirse diye öylece başucumuzda duruyor.

Sessizlik ise bu toprakların cezası. Yalan manşet, haber ve köşe yazılarından korkuncu o zamanki sessizlikti. Herkesin, her kesimin buna nasıl sessiz kaldığı, iki köşe yazarı dışında hiç kimseden ses çıkmadığı hatırlanırsa yapılan linç bile bunun yanında ‘normal’ kalıyor. O yüzden Ahmet Kaya öldükten sonra ağıt yakanlar, bugün günah çıkaranlar ve günah keçisi arayanlar ve hepimiz kendimizi kandırmayalım. Bu utanç, bu suç asla yok olmayacak. Günah çıkarma odası falan yok. ‘‘Tarihle anla beni, ve öyle yargıla’’ demiş bir adamdan bahsediyoruz. Hiç ‘iyi çocuk’ olmamış gerçek bir insandan. Şarkıları yan yana dizildiğinde ülkenin gerçek tarihini ortaya çıkarmış bir sesten. Bir şey çok açık, Ahmet Kaya’nın değil asıl bizim iade-i itibara ihtiyacımız var.

Aşağıda o dönem yazılan köşe yazılarından bazıları var. Hepsi bilinen yazılar. Bu yazılar hâlâ duruyor. Yazanlar da hiç değişmedi. Medya aynı. Dil aynı, kir aynı. Tüm bu bizi boğan pisliğin içinde kurtarıcı niyetine yine onun benzersiz sesine sarılmaktan başka yapacak bir şey yok. Bugün ölüm yıldönümü. Kaç defa ‘’Hoşçakalın!’’ dedi. ‘‘Hoşçakal iki gözüm’’ dedi. Kabul etmedik. Mümkün mü! ‘‘Sınırlı olmayan mekana, sınırlı olmayan zamana gidiyorum’’ demişti. Tek avuntumuz bu.


[Cenk Koray: ‘‘Ahmet Kaya isminde bir şerefsiz...’’, ‘‘Arabanı soksaydın da bir yerine çıkarsaydın yurtdışına...’’, ‘‘Kürt olduğunu iddia eden bir haymatlos...’’ (Akşam, 22.07.199) Ertuğrul Özkök: ‘‘Ahmet Kaya malum o densizliği yapmış...’’, ‘‘O gece tek çirkin adam vardı. O da ne yazık ki Ahmet Kaya idi...’’ (Hürriyet, 14.02.1999) Fatih Altaylı: ‘‘Yarın parasını verin, oğlunuzun sünnetinde söylesin, oğlunuzun erkekliğini över...’’, ‘‘Yalancı haysiyetsizin biridir...’’, ‘‘Siz paradan haber verin Ahmet’e...’’ (Hürriyet, 20.07.199) Oktay Ekşi: ‘‘Bu yaratığın insan sevgisinden kardeşlikten dem vurmaya hakkı kalır mı?’’, ‘‘Türkü söylemeseydi kötü bir bar fedasi olurdu...’’ (Hürriyet, 14.02.1999) İmzasız haber:  ‘‘Türkiye’ye ve 64 milyon vatandaşımıza yine küfür yağdırdı...’’, ‘‘Kaya önce yağlama yaptı, ardından küfrü bastı...’’ (Sabah) Emin Pazarcı: ‘‘Ahmet Kaya tam bir şerefsizdir...’’, ‘‘Sanat diye yaptığı iş, homoseksüel aşk ilanı...’’, ‘’Ayağınıza dolaşan yaratığa ‘hoşt’ dersiniz ya, benim yaptığım da bu.’’ (Akşam, 21.07.1999)

(Evrensel)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder