6 Ekim 2013

Çocuk düşlerimiz yok artık*

Kar yağmadan önceki akşam üstleri hatırlatıyor en çok. Bir şeyleri beklediğim odadan dışarı baktığım anlarla dolu zihnim. Bekliyordum çünkü ''dünyadaki en büyük yalnızlığın bulunmayı beklemek'' olduğunu okumuştum bir yerde. Offf, o yaşlarda bunalıma girip çıkmamak için daha tuzak bir cümle olabilir mi? Melankoli en çok ergenliğe yakışıyor. Soğuk ise anılara.

Hava sadece ekmek alıp dönmeyi göze alacak kadar soğuktu. Neyse ki mutfak balkonundan bir şey almanın donduruculuğuna karşı anne faktörü vardı. Onun pişirdiği yemeklerin güzelliğine karşı durabilecek bir şey henüz keşfedilmedi. Dert çok ama olsun. Olsun demenin zor olmadığı zamanlar. 8-9 filmi arka arkaya izlediğim vakitler. Meziyetten değil, iş yok, para yok. Kitaplar, filmler var iyi ki. Bir de cd çalarım. Karışık Kaset de neymiş. 120 küsur şarkılık cd'den büyük nimet mi var. Varmış. Hep daha iyisi çıktı. Ben daha iyiye gidemedim ama olsun.

İnternet cafe belası vardı bir de. Annemden aldığım 1 lirayı internet cafeye mi versem, cebimde mi kalsa diye düşündüğüm sokakta ''ben ne yapıyorum'' sorusu her gün belli aralıklarla uğrardı uğramasına ama gerçekleri sevmiyordum. Ayaklarım yere basmazdı bu yüzden. Bulunmayı beklemek güzel fikirdi. Bu arada 1 lirayı kazanan her zaman Countre Strike oluyordu. 2 saat oyun 1 lira, değer bence. Yıllarca 'Mustafa' diye bildiğimiz Cadillac&Dinosaurs'a jetonlar harcamadık mı. Değişmek zor galiba.

Hava yine soğuk, hep soğuk. O zamanlar pencereden her baktığımda dışarısı film karesi gibi gelirdi ya da şimdi mi anlam yüklemeye çalışıyorum bilmiyorum. Ama sokaklar ıslakken moral bozardı en çok. Cabiria'nın Geceleri'ni ilk kez öyle bir akşamda izlemiştim. Hüzünlenmiş ve ne yapacağımı bilemez halde etkisini azaltmak için uyuyana kadar kaç aksiyon devirmiştim hatırlamıyorum. Filmleri izleme sırası önemliydi. Önem sırası değil ruh hali diye bir gerçek vardı. İşin matematiği yok. Bazen nakavt olmak isterdim; önce Geceyarısı Kovboyu, sonra Kes/Kerkenez ardından Kanlı Altın. Dağılabilirsiniz! Uyandığımda kar yağmışsa ilk iş televizyonu açardım. Haftasonu ise tatlı bir film bulma şansım fazlaydı. Eğer bulamazsam kötü günler için arşivim vardı. Arşivimi ve çıkan yeni filmleri izleme heyecanımı Erdal Abi'ye borçluydum. Param yokken bile - ki bu hayatımın büyük kısmına denk düşüyor - Erdal Abi vardı. Her gün gider film seçerdim dükkanından. Hiç para almazdı. Olsaydı da verseydim. Bir Erdal Abi bir de dergilerim. Üzerimde emekleri çoktur. 

Filmlerim vcd'ydi elbette! Ara sıra üzülmüyor değildim. En çok da yarıda takılan bir cd'yi bezle, kolonya ile ya da sadece üfleyerek silmek koyuyordu insana. Bir ev sineması, son kalite ses sitemleri, dvd arşivi hayaldi. Olsun filmler güzeldi. Filmler yeterdi. Sevdiğim sinema eleştirmenlerini soymak gibi iyi bir fikrim de vardı. Fikirler cepte, düşler defterimdeydi.

''Bunları yapacağım'' diye notlar aldığım defteri yırttım bir gün. Yazdığım şeyler öylece duruyordu. Bazısını artık istemiyordum, bazısının bir anlamı kalmamıştı zaten. Koca bir boşluk oluşmuştu geriye doğru. Başarısızlık demeye bir süre dilim izin vermedi. Diyorum şimdi. Borcum varmış gibi hissetmiştim uzun süre. Tren yolları boyu yalanlar. Kendime özel.

Başarısızlık demişken çocukluk aşkımı unutmayalım. Çok güzeldi. Şansım vardı bence. Her şey iyi gidiyordu. Filmler en büyük avantajımdı. Hem diyalog çalıyordum hem de güzel hikayelerim oluyordu. O yaşlarda Hitchcock, Kubrick bilen kaç kişi vardı! Olmadı. Arkadaşmışız. Öyle dedi. Batsın öyle arkadaşlık. Hitchcock da batsın. Yanında hiç erkek görmemiştim. Halbuki hayallerim vardı. Niye olmadı acaba.

Olmayan şeylerden çok güzel müze olur. Hava soğuk. Solmuş insanların yüzünde gülümseme bulmak zor şimdilerde. Çocukken marketten alışveriş yapmanın verdiği mutluluğu bile unuttum artık. Eve geldiğinde açılan o poşetten çıkacak güzel bir şey yeterdi. Dışarısı ne kadar soğuk olursa olsun fark etmezdi. Buradan bakınca acıtıyor güzel şeyler.

Olsun demek zor artık. Çocuk düşlerimiz yok artık.


*Pilli Bebek - Olsun.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder