7 Eylül 2013

Kaçıp giden 'şimdi'ler

''Nerede bu 'şimdi'? Biz dokunmadan, daha oluştuğu anda avucumuzda eriyip gidiyor.'' (William James)

Bir kuşak sorunu, modernizm, depolitizasyon, çağın getirdikleri, şehrin keşmekeşi, ailenin yokluğu… Nasıl adlandırırsak adlandıralım, hangi sebeplerle açıklamaya çalışırsak çalışalım geçmiş ile gelecek arasında sıkışan hayatlarla dolu etrafımız. İrili ufaklı boşluklar var bu hayatlarda. Bu kadar boşluk arasında bir de reklamlarla, öğretici videolarla, kişisel gelişim kitaplarıyla 'an'ın ne kadar değerli olduğu hatırlatılıyor. Ancak, bu hafıza tazeleme seanslarının çok 'gerçek' olmadığı da aşikar. Çünkü bir yandan da ne pahasına olursa olsun herkesle yarışmamız, başarıya ulaşmamız, kariyer hedeflememiz, daha çok başarı elde etmemiz kafamıza vuruluyor. Sonra birileri örnek olarak sunulup, yıldızlar arasından geçerken geri kalanı kayıp kuşağı oluşturuyor. Hiçbir şeye, yere, zamana, birine ait olamayan, arada kalmış karakterler çıkıyor ortaya. Chuck Palahniuk'un özetlediği gibi ''bizim savaşımız kendimizle, bunalımlarımız kendi hayatlarımız.'' Belmin Söylemez'in ilk filmi Şimdiki Zaman, dünya sinemasında – son yıllarda özellikle Kuzey Avrupa sinemasında - sıkça rastladığımız ancak bizde nedense çok yüz verilmeyen bu meseleyi hikayeleştiriyor.


İşsiz bir genç kadının Mina'nın hikayesi Şimdiki Zaman. Hayalini Amerika'da kuruyor, geleceğini daha doğrusu kurtuluşunu orada görüyor. Sırf bu amaçla yaşıyor, geleceği için para biriktiriyor. Geçmişini bilmiyoruz, bilmemize gerek de yok. Silinip gitmiş, boşluklarda yok olmuş bir geçmiş belki de. Geçmişi olmasa bile tortuları duruyor bir yerlerde. Sorunlarıyla kuşatılmış hayatı, o yüzden de kaçmak istiyor. Hayatından, kendinden, geçmişinden, başarısızlığından... Yeniden doğmak istiyor. Üniversite mezunu ama iş bulamıyor. Bir evlilik geçmiş başından, unutmak istiyor. Oturduğu evi boşaltmak zorunda. Daha da kötüsü ve asıl olan Mina geçmişiyle geleceği arasında bir yerde sıkışıp kalmış. Ne bugünü yaşayabiliyor, ne de geleceğini kurabiliyor. Ne yaparsa yapsın bir şeyler kaçmış gitmiş elinden, kaçırmaya da devam edecek gibi. Ve, koca bir soru işareti daha var: Mina için Amerika'ya gidip hayata sıfırdan başlamak mümkün mü? 

Neyse ki, Şimdiki Zaman bu sorunun peşinden gitmektense bu soruyu doğuran sancının kendisiyle ilgileniyor. Son 10 yılda adım başı her yerde açılan fal kafelerin birinde çalışmaya başlayan Mina, bilmediği halde başkalarının falına, hayatına bakmaya başlar ve aslında her fincanın içine daldığında kendi umutlarına, hayal kırıklıklarına, hayallerine bakmış olur. Fal baktıkça para biriktirir, para biriktirdikçe Amerika umudu güçlenir. Ama içindeki o sıkışmışlık kaya gibi durmaya devam eder. Az çok herkesin içinde olan o sıkıntıyı görürüz film boyunca. Mina fal baktıkça başka sıkıntılı hayatlarla karşılaşır. Fal baktığı insanlar Mina’nın kendi kendisiyle hesaplaşması ya da terapisidir bir bakıma. Dibe çöken her telve Mina’nın kendi hikayesidir. Gördüğü şekiller, verdiği umutlar ise ‘şimdiki zaman’a saplanmış bütün hayatların özetidir. 

Yeni işiyle hayatına giren Fazi ve patronu Tayfun’un yaşamı da Mina’yla birlikte başka bir yöne savrulur. Mina her ne kadar geçip gideceği bir durak olarak görse de ikisinin de hayatına girmiş olur bir şekilde. Fazi’nin kendi yerini açma hayali ya da ailesinin zoruyla kafenin başında duran Tayfun’un ağzından çıkan cümleler fazlasıyla tanıdıktır. Onlar da hayallerinden uzakta yaşayan ‘sıradan’ karakterlerdir çünkü. Fazi ve Tayfun’un Mina’dan beklediği şeyler; dostluk, ilişki, ufak planlar tam tersine Mina’nın kaçtığı şeylerdir. Mina’nın Fazi ve Tayfun’la arasında oluşan mesafeyi yine Mina’nın hayalleri belirler. O, kesişen hayatlar kalıbının içine hapsolmak istemez. Buraya, ‘şimdi’ye, içinde bulunduğu hikayeye saplanıp kalmak istemez. Bir an önce kaçıp gitmek, ‘şimdi’den kurtulmaya çalışır. O yüzden ne Fazi’nin, ne de Tayfun’un hikayesinde yeri yoktur. 

Şimdiki Zaman, güçlü bir kadın karakter yaratıyor. Uzak hayallerine, umutsuzluğuna, başarısızlıklarına rağmen ayakları yere basan bir karakter Mina. Parkta iş ilanlarına bakarken gördüğümüz sahneden son ana kadar heyecansız, durgun ruh halini koruyor. Şehrin kalabalığında ya da dibe çöken telveyle kaybolan Mina’yı izlerken şehre, ülkeye, kendimize, çevremizdekilere dair birçok şeyi görmemiz Şimdiki Zaman’ın en büyük başarısı. Bunda Sanem Öge’nin gösterişten uzak, dingin oyunculuğunun payı büyük. Böylesi güçlü bir karaktere kusursuz bir performansla hayat veriyor. 

Belmin Söylemez’in Haşmet Topaloğlu’yla birlikte yazdığı senaryo küçük pürüzlerine rağmen çok etkili detaylar üzerine kurulmuş. Basit ve basit olmayı becerdiği için de güçlü bir hikayesi var Şimdiki Zaman'ın. 

Bir sahnede, Fazi, İstiklal Caddesi’nin teraslarından birinde hayalini anlatırken, o klasikleşmiş sahneyi görürüz. Artık espri konusu haline gelen, trenle ilk defa İstanbul’a gelmiş o yüzleri hatırlarız. Büyük şehirde büyük düşler… Mina’nın Amerika hayaliyle Fazi’nin iş hayali arasında bir fark olmadığını bu sahnede görmek mümkün. Şehrin kalabalığından sıyırılarak bulduğu terasta kurduğu hayali anlatırken her düşün yaşattığı gibi en saf duygular içindedir o da. Fazi'nin kaçışı daha kolay, planı daha küçük belki de. Ama içindeki boşluğun benzer olduğunu söylemek mümkün. Ve bütün boşluklar gibi doldurulmasının zor olduğu da. (Arka Pencere)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder