6 Mayıs 2013

Her şey 'ev'in içinde

François Ozon, gerçekle kurmaca arasında gidip gelen filminde, yazmayı, edebiyatı sorgularken, asıl olarak Alfred Hitchcock klasiği Arka Pencere’ye saygıda kusur etmeyen bir röntgencilik hikayesi anlatmayı beceriyor.


Lütfen Beni Öldürme’de (Stranger Than Fiction) Harold Crick, yazarıyla yani yaratıcısıyla tanıştığında, onun kitabın başkarakterini yani kendisini öldüreceğini öğrendiğinde bunu değiştirmek için yapabileceği bir şey olmadığını da fark eder. Kendi hayatına müdahale edemeyecek kadar acizdir şu hayatta! Lütfen Beni Öldürme, gerçek hayatın kurmaca oluşuyla ilgilidir. Gerçeğini bunun üzerine kurar. Dans la maison ise kurmacanın kendisini masaya yatırır, o yüzden de ‘gözetleme’ hayati önem taşır, hikayenin anahtarıdır bir bakıma.

Claude, yeteneğiyle öğretmeni Germain’ın dikkatini çeker ve Germain kısa sürede Claude’un yazdığı hikayelerin heyecanlı bir okuyucusu daha doğrusu izleyicisi olur. Daha önce yazar olmayı deneyip beceremeyen Germain için Claude’un yazdıkları ne kadar heyecan vericiyse, Claude için de, yaşayamadığı ‘normal’ aileye duyduğu merak o denli güçlüdür. ‘Devamı gelecek’ diye biten ödevler/hikayenin parçaları bir süre sonra kurmaca içinde yarattığı gerilimi gerçek hayata da bulaştırır. Hem Germain hem de izleyici olarak biz dahil olmadığımız hayatların gerilimini yaşarken, ayağımızın altından kayan zeminlerde kurmaca hayatlarımızın ne kadar çürük olduğunu da hatırlamış oluruz!
Claude, sınıf arkadaşının evinde yaşadıklarını yeteneğiyle edebi bir metne dönüştürürken, dahil olmaya çalıştığı hayata müdahale etmeye de başlar. Ev içindeki dengeleri değiştirmeye, ailenin bir parçası olmaya ve en çok da arzuladığı anne karakterine yakınlaşmaya çalışır. Germain ise bir öğretmen ve bir büyük olarak ‘müdahale’ etmektense bu röntgenciliğe ortak olur. Edebiyattan mı, gözetlemekten mi daha çok zevk alır bilemeyiz. Ancak, kendi hayatını bile ihmal edecek hatta bozacak kadar Claude’un hikayesinin içine dahil olur. Olacakları merak eder. Bir yanda Claude’un yeteneği bir yanda ‘başkasının hayatına bakma’nın dayanılmaz hafifliği!

Germain, hikayenin ilerleyen bölümlerinde, bir sahnede Claude’a ‘’Eshter’i bir motel odasına mı götüreceksin?’’ diye sorar. Bu kurmaca soruya Claude, ‘’Hayır, her şey evde olmalı’’ cevabını verir. Filmin sonunda da gördüğümüz gibi mesele ev, evlerdir zaten. Evlerin içindeki hayatlar. Açılışta okul üniforması ile ilgili konuşmayı duymamız boşuna değildir. Müdürün ağzından ‘’Üniforma farklı ekonomik sınıflardan gelen öğrencileri eşitler’’ cümlesini duyarız. Hikaye boyunca, Claude’un gözünden orta sınıfın ilgi çekici özelliklerine ve ‘örnek aile’ formülüne bakarken, yine orta sınıfın düş kırıklıklarını, ‘standart’, ‘sıkıcı’, ‘alay edilecek yaşam tarzlarını’ da izleriz. Kurmaca, gerçek bir orta sınıf hicvine dönüşür Germain’ın dediği gibi. Germain bir üst sınıftan bu alt sınıfı izler, izlemekten hoşlanır, Claude ise aile olamamanın merakını giderirken kendini arkadaşının yerine koyar, bir süre sonra da baba Rapha’nın.  Germain ve Claude, gözetledikleri hayatın üzerinden edebi çıkarımlar yaparken aslında kendi hayatlarındaki boşlukları doldurmaya çalışırlar.

Ozon’un film boyunca en büyük maharetlerinden biri, aynı anda bir filme fazla gelebilecek kadar çok sayıda meselenin hakkından gelebilmesi oluyor kanımca. Ozon, gerçek kurmaca arasında bir hikaye anlatırken hatta gerçekle kurmacayı birbirine katarken gözetleme ve yazmak üzerine de sağlam bir anlatı kuruyor.  Gerçek ya da kurmaca, bir süre sonra ilgilenmeyi bırakıyor Ozon. Claude Esther ile otururken ve hep istediği an gelip ona dokunmaya, öpüşmeye başladıklarında Germain da karenin/hikayenin içine girer. Bir yandan hikaye devam eder, bir yandan taslak sayfasını aşama aşama takip eder gibi Germain ile Claude arasındaki edebi konuşmaları izleriz. Bu sahnede noktayı ‘arzu’lar koyar, Claude, ‘’Onu öpmek istiyorum’’ der. Germain kareden çıkar. Sonra yeniden kurulur hikaye, edebi ve gerçek çıkarların ortasında…

Anlattığı hikayenin gerçek ya da kurmaca olmasından çok daha ‘gerçek’ şeylerle yüzleştiriyor izleyicisini Ozon. Daha önce defalarca baktığı burjuva ailesine bu kez başka bir açıdan hatta gözetleme sayesinde her açıdan bakarak aile, otorite ve sınıfsal farklar üzerine çok sağlam tahliller yapıyor, dahası bunu sinemaya dönüştürmeyi beceriyor. Hikaye anlatma sanatı üzerine egzersiz olan filminde hem kamerasıyla hem de hikayesiyle defalarca oynayarak daha önceki filmlerindeki anlatıyı bir anlamda sürdürüyor. Özellikle ‘aile’ üzerinden birçok yönetmene referans veriyor ama en çok da sıkça adı geçtiği üzere Alfred Hitchcock klasiği Arka Pencere’ye (Rear Window) selam çakıyor. Hitchcock, gözetleme ve röntgencilik üzerine ne varsa söyleyip konuyu çoktan kapattı elbette, sonrasında üzerinden geçip duran hikayeleri izleyip duruyoruz. Ancak, François Ozon Dans la maison’la sağlam bir yerden bağlanıyor meseleye. Bu bile yeterince mühim olsa gerek… (Ekşi Sinema)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder