13 Nisan 2013

Taşra ve aile arasında

İstanbul film Festivali’nde Ulusal Yarışma’da ağırlıklı olarak taşra ve aile hikayelerini izledik. Sen Aydınlatırsın Geceyi, Yozgat Blues favori olarak gösteriliyor. Köksüz ise festivalin güzel sürprizlerinden. Soğuk ve Saroyan Ülkesi de yarışmanın diğer önemli filmleri. Kısa kısa Ulusal Yarışma'dan notlar...


Soğuk
Uğur Yücel, 2004 yılında Yazı Tura’yı çektiği zaman çarpıldığımı hatırlıyorum. Güneydoğu’da askerlik yapan Rıdvan ve Cevher’in hikayesi üzerinden ülkenin iliklerine kadar işleyen ‘erkeklik’ meselesine daha önce hiç görmediğimiz kadar net bir şekilde bakmış, Türkiye sinemasının en etkileyici  filmlerinden birini ortaya çıkarmıştı. İkinci film o yüzden önemliydi. Ve yine o yüzden her ne kadar Yazı Tura’nın ardından Hayatımın Kadınısın ve Ejder Kapanı’nı çekse de asıl ikinci filmini şimdi izledik Yücel’in. Soğuk, hem geçtiği coğrafya, hem de meselesi bakımından Yazı Tura’ya yakın bir film. (Ki, bunu Yücel’in kendisi de söylüyor) Hikayesini Yazı Tura’daki kadar sert ve agresif anlatmıyor ama evleriyle pavyon arasında gidip gelen erkekler, sınırın iki tarafına yolculuk eden bir ruh Yücel’in 2004’teki hikayesini devam ettirmek istediğini gösteriyor. Filmin eksi hanesine yazılacak kısımları fazlalık duran bölümler ve bunlar kurgu da halledilmiş olsaydı bir kat daha iyi bir film izleyebilirdik belki. Rus kızkardeşlerin fazla uzayan kendi hikayeleri ve muhabbetleri, finaldeki ağabey-kardeş karşılaşması gibi… Ve film ağırlıklı bir şekilde ağabey-kardeş karakterlerinin üzerine kurulsaymış keşke. Sonuç olarak; atmosferi, ruhu ve Cenk Alibeyoğlu ile Ahmet Rıfat Şungar’ın performanslarıyla  iyi bir film Soğuk, fazlalıklarına/sorunlarına rağmen.

Yozgat Blues
Senenin ve festivalin en çok beklenen filmlerinden biriydi Yozgat Blues. Sadece adı bile bu merakı anlamak için yeterli. Mahmut Fazıl Coşkun, ilk filmi Uzak İhtimal’deki gibi hüzünlü bir hikaye anlatıyor. AVM’lerde şarkı söyleyen Yavuz’un bir iş için Yozgat’a gitmesiyle hayatı kesişen karakterleri konu alan Yozgat Blues, taşrayı çok iyi kullanıyor ve taşra üzerinden karakterlerin yalnızlığını, duygularını ve seçimlerini anlatmayı beceriyor. Hem anlatım hem de Yavuz’un beklentileri ve yalnızlığı açısından Uzak İhtimal’e yakın olan filmin en büyük eksiği ise müzik. Film boyunca aynı şarkıyı duymak her hikaye için değil ama bu film için büyük bir eksiklik. Yine de sade, gösterişsiz anlatımı, melankolisi ve enfes oyunculuklarıyla Mahmut Fazıl Coşkun beklentileri karşılıyor.
Köksüz
Ulusal Yarışma’nın belki de en güzel sürprizi. Bugüne kadar televizyon için çalışmış Deniz Akçay’ın ilk filmi Köksüz, yarışmada ne yapar bilinmez ama iyi bir sinemacının müjdesini verdiği kesin. Akçay, hikaye anlatmakta ve karakter yaratmakta hiç sorun yaşamadığı gibi ilk film sorunlarının hiçbirine de bulaşmıyor. Babanın yokluğu sonrası aile olmayı beceremeyen dört kişilik bir hikaye;  özellikle sorumluluktan kaçınan ‘sorunlu anne’ yüzünden en büyük çocuk Feride normal bir hayat süremez. Evin tek erkeği İlker ise babanın eksikliğini fazlasıyla yaşar. Akçay, aile içindeki dengeleri çok iyi aktardığı gibi ‘erkeksiz ev’ motifini de iyi kullanıyor. (Bazı yerlerde açık kapı bırakması belki de farklı algılanmaya yol açabilir) Konu aile olunca muhafazakar tuzaklar kapıda beliriyor ama Deniz Akçay bunları da bertaraf etmeyi biliyor. Küçük aksaklıklar yok değil; özellikle İlker’in arkadaşının annesiyle yaşadığı ilişki hiç inandırıcı değil, doğum günü sahnesi de keza öyle. Ama bu ‘küçük’ sorunlar filmden büyük şeyler koparmıyor. Akçay, oyuncularından da çok iyi performanslar alarak (Özellikle Savaş Alp Başar) ilk filminde fazlasıyla umut vaat ediyor. Ulusal Yarışma’da Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü'nü fazlasıyla hakediyor.

Sen Aydınlatırsın Geceyi
Bir Onur Ünlü projesine henüz konusunu okuduğunuzda hayran kalabilirsiniz. Sen Aydınlatırsın Geceyi de öyle. Süper kahraman güçleri olan kasabalıların sıradan sorunlarını, taşra sıkıntılarını anlatan bir hikayeye kayıtsız kalmak mümkün değil ne de olsa. Üç güneşli, iki dolunaylı bir kasaba üstelik… Filme gelince; siyah beyaz estetiğiyle güçlü bir hikaye anlatıyor Ünlü. Absürt denilip geçilecek bir hikaye değil! Hayattan beklentisi kalmayan karakterleri bir araya getiren Ünlü, Cemal’in iç sıkıntısı enfes bir görselliğe dönüştürüyor.  Filmin açılışındaki ‘’İnsan endişeden yaratılmıştır’’ sözünü her karede hüzünlü bir şekilde hissettiriyor. Cemal’in varoluşçu hikayesi son ana kadar melankolik bir ruhunu koruyor. Kanımca Onur Ünlü’nün filmografisinin -şimdilik- en iyi parçası Sen Aydınlatırsın Geceyi.

Hayatboyu
Köprüdekiler ile birçok ödül kazanan Aslı Özge yeni filmi Hayatboyu’nda üst sınıftan bir çiftin evliliklerinin sonuna gelmiş olması ancak bunu kabullenmemeleri ya da fark etmek istememeleri üzerine kuruyor hikayesini.  Özge, biri sanatçı diğeri mimar çiftin hikayesini anlatırken sinemanın başlangıcından beri beyazperdeye konu olan bir mesele üzerine yeni bir şey söyleyemediği gibi maalesef kötü diyaloglarla hikayesine inandırmakta zorluk çekiyor. Özellikle çiftin arkadaşlarıyla birlikte oldukları bölümler ‘kötü sahne nasıl yazılır?’ konusunda ders niteliği taşıyor! Filmin teknik anlamda iyi iş çıkardığı bir gerçek ama bunun yeterli olmadığını da söylemeye gerek yok sanırım.

Özür Dilerim
Zihinsel engelli bir karakterin hikayesini anlatan Özür Dilerim, başkarakteriyle annesi arasındaki ilişkiye odaklansa belki biraz daha iyi bir iş ortaya çıkarabilirmiş fakat Cemil Ağacıklıoğlu bunu tercih etmeyip Selim’in ailesinin hayatındaki yerini anlatamaya soyunuyor. Ve böyle yapınca Selim ve annesi dışındaki her karakter fazlasıyla yapay duruyor. Ağabey Zafer  ve evleneceği Hale arasındaki ilişki, evlilik hazırlıkları, babanın işlevi her şey inandırıcılıktan uzak bir şekilde sadece dakikaları dolduruyor. Özellikle son bölümdeki hesaplaşma sahnesi didaktik ve televizyon tadındaki anlatımıyla filmin en dip noktası oluyor. Filmin tek iyi yazılan ve işlenen anne karakteri de son bölümde heba ediliyor. Seyirci bir tek anneye ikna olmuşken, onun endişelerini anlamışken son bölümdeki ‘büyük konuşmayı’ yaptırarak anneyi de kaybediyor film.

Saroyan Ülkesi
Lusin Dink, zor bir işe kalkışıyor ve Ermeni asıllı yazar William Saroyan’ın daha önce görmediği memleketi Bitlis’e yolculuğunun izlerini takip ediyor ve kamerasını yolculuğun kendisi haline getiriyor. Dink, 1964 yılında Amerika’dan kalkıp Bitlis’e yola çıkan dünyaca ünlü yazarın peşinden giderken hem onun arayışını anlamaya çalışıyor hem de geçmiş, tarih, bellek, aidiyet üzerine yeniden düşünmeye alan açıyor. Saroyan’ın karakterinin özelliklerini filmin anlatımına da işlemeyi başarıyor Dink. Baştan sona kadar sabit bir anlatımı tercih etmesi filmin temposunu düşürüyor. Ve kurmaca-belgesel birlikteliğinde daha güçlü bir sinematografi yaratılabilirmiş diye düşünmeden de edemiyoruz. Yine de çok iyi hazırlanmış, gösterişsiz, sözü olan önemli bir belgesel Saroyan Ülkesi.

Karnaval
Ailesinin yanından ayrılıp arabasında yaşayan Ali Sinan’ın hikayesi yarışmadaki bir diğer aile filmi. (Bkz. Köksüz, Özür Dilerim ve Hayatboyu) Karnaval ilk film olmanın sorunlarını değil olamamanın sıkıntısını yaşıyor. Karşımızda hikayeye sadece kendisi inanan ve seyirciyi umursamayan bir film var. (Bir film seyirciyi umursamak ya da hikayesine inandırmak zorunda değil elbet ama karşımızdaki hikaye bunu gerektiriyor) Ama bu inandırıcılık kısmını atlattınız (!) diyelim, Can Kılcıoğlu filmini komediye kaydırdığında ise -doğru tercih olmasına - rağmen bu kez başkarakteri gibi elini yüzüne bulaştırıyor. Ali Sinan’ın pazarladığı halı yıkama makinesi ile girdiği ev sahneleri bir diziden farksız. Filmden geriye Serdar Orçin’in hüzünlü- komedideki potansiyelini görmek ve Tülin Özen’in temiz oyunculuğuna bir kez daha şahit olmak kalıyor.

Kelebeğin Rüyası
Vizyon eleştirisi: Rüya çok uzun sürdü 

‘’Çok iyi bir öykü buluyor Yılmaz Erdoğan. Fakat fazlasını gösterme tutkusuyla hikayesini melodrama ve romantizme kaydırıyor. Böyle olunca kimi bölümler televizyondaki dönem dizlerini hatırlatır hale geliyor. Kelebeğin Rüyası’nın ne demek olduğunu kulağımıza fısıldamak yerine gözümüze sokuyor Erdoğan. Filmin özünü, ‘şair inceliği’ni kaybediyor. Gösteriş de herkesi büyülemiyor sonuçta...’’
*Devir’i izleyemediğim için değerlendirme dışı bıraktım. (ntvmsnbc)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder