10 Nisan 2013

Gerçek hayattan sonra

Ara sıra gördüğümüz, hikayesini deli gibi merak ettiğimiz çift Celine ve Jesse, 9 yıl sonra tekrar kısa bir süre için ilişkilerini izlememize izin veriyorlar. 18 yıl süren bir aşkın sadece 3 gününe şahit olduğumuz halde hikayenin bu kadar içine giriyor olmamızın nedeni elbette Richard Linklater, Ethan Hawke ve Julie Delpy üçlüsünün başarısı.


1995’te bir trende tanışan Celine ve Jesse, gün doğana kadar geçirdikleri tek günde sokak sokak dolaşırken, konudan konuya geçerken birbirlerine aşık olurlar. Gün biter ayrılırlar. Ne olduğunu bilmeyiz. En çok tahmin edebiliriz. 2004 yılında tekrar karşılaştıklarında aradaki mesafede neler olduğunu öğreniriz, ancak günün sonunda yine bir açık kapıyla çifte veda ederiz.

Ve şimdi Celine ve Jesse artık birlikte yaşamaktadır. Film izleyen interaktif bir teyze edasıyla bir ohh deriz önce. Üstelik iki kızları vardır. Peki, birlikte olunca her şey tamam mı? Elbette bir Hollywood filminde değilseniz mutlu son diye bir şey yoktur. Zaten filmin derdi de bu değil. Geceyarısından Önce, tahmin edileceği üzere ailesiyle Yunan adasındaki yazarlar kampına giden Jesse ve Celine’in yine boş vakitlerinde ilk iki filmde olduğu gibi uzun uzun hayat, aşk, birlikte yaşamak, çocuklar hakkında konuşmaları üzerine. Ancak, Geceyarısından Önce ile ilk iki filmle arasında – zorunlu olarak – büyük farklar var. Tabii bu farkları yaratan artık hayatlarının başka bir döneminde olmaları.


Serinin alameti farikası olan birçok şey maalesef bu bölümde ya işlemiyor ya da zorunlu değişim yaşıyor. Örneğin; ikilinin uzun sohbetlerine mekan olan sokaklar bu filmde bir hayli azalıyor. Hikayenin önemli bir kısmı otel odasında ve yemek masasında geçiyor. Muhafazakar bir vazgeçememe durumu değil, yerine koyduğu unsurlar açısından sorunlu bir yapı var hikayede. Örneğin, yemek masasında Celine ve Jesse dışındaki çiftler fazlasıyla klişe ve bu çiftlerin ağzından çıkan her diyalog serinin genel olarak bir hayli altında ve çoğu filmde gördüğümüz hayat derslerinden öteye gitmiyor. Birbirine aşık genç bir çift ya da ilişkileri rutine binmiş çift prototipleri şeklinde.

Bunun dışında iki kişilik bir hikaye olmaktan çıkıyor Geceyarısından Önce. Evlilik, çocuklar, başka hayat gibi durumlar buna bahane gösterilemez çünkü bunları çok daha az göstererek de derdini anlatabilirdi Linklater. Filmin en başarılı bölümlerinin çiftin başbaşa kaldığı bölümler olması şaşılacak bir şey değil. Diğer yandan, hikayenin ruhuna çok şey katan mekan unsuru da bu son filmde sekteye uğruyor. Yunan adaları sinema için her zaman cezbedici olabilir ama Celine ve Jesse’nin hikayesi için olmadığı aşikar. Belki de temel olarak ilk iki filmdeki romantizm ve melankolinin yerine gerçek hayatın geçmesi sorundur. Çünkü artık muhabbetler değişmiş yerine ‘bir çiftin sorunları’ gelmiş. Olması gereken hikaye bu belki ama gösterilmesi gereken bu mu olmalıydı bilmiyoruz. Linklater, Hawke ve Delpy’nin birlikte yazdıkları senaryo - böyle bir hikaye için - belki daha iyi olamazdı. Ancak, seri açısından en az sevdiğimiz bölüm olduğu kesin. Bu durum filmle mi ilgili yoksa gerçek hayatla mı orası hala flu! (Yer Gösterici)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder