8 Şubat 2013

'Beyaz'lara kanlı bir hatırlatma!

Not: Bu yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir. Film izlendikten sonra okunması önerilir.


Inglourious Basterds’ın senaryosundan bahsederken kurgusal gerçekliğe vurgu yapıyor ve ‘‘Hitler’i istediğim gibi öldürebilirdim. Bu benim filmimdi ve gerçekte nasıl öldüğü umurumda değildi’’ diyor Quentin Tarantino. Filmin ahlaki ya da politik duruşunu keyifli bir intikam şeklinde sunmakta bir sakınca görmüyordu. Ve Nazileri bir sinemanın içine doldurup yakarken bir ‘oh!’ çekmekten fazlasını yapıyordu elbette. Django Unchained için de aynı şeyleri söylemek yanlış olmaz. Bu kez mevzu bahis olan kölelik ve ırkçılık. Ancak, Spike Lee başta olmak üzere birçok ünlü isim, köleliğin eğlenceli bir hikayenin parçası olmayacak kadar ciddi bir mesele olduğunu vurgulayarak eleştiriyor Tarantino’yu. Açıkçası, hangi konunun nasıl anlatılması gerektiğini söylemek hiçbir şey söylememek kadar kısır bir bakış açısı sunuyor ve Tarantino’yu bunun gibi ‘muhafazakar’ bir dille eleştirmek seversiniz sevmezsiniz ayrı konu ama sinemasına haksızlık olduğu kesin. Kaldı ki, Spike Lee filmi izlemediğini dahi söylüyor. Bu konuyu burada kapatmak için yeterli bir neden!

Amerika’nın güneyinde geçen hikaye köle Django’nun ödül avcısı Dr. King Schultz ile yolunun kesişmesiyle başlıyor. Özgürlüğüne karşı Schultz’a yardım etmeyi kabul eden Django’nun asıl hedefi köle ticaretinde satılan karısını bulmaktır. Django, Schultz’a yardım/eşlik ederken adam öldürme konusunda da bir hayli yol alıyor.

Filmin anahtar karakteri olarak görülebilecek Alman asıllı Dr. Schultz’un Django’ya ve siyahlara olan bakışı beyazları şok edecek kadar şaşırtıcı! Dr. Schultz, köleliği anlamsız buluyor ve siyah-beyaz ayrımı çok da anlam verebildiği bir şey değil. Cool ve komik duruşu biraz da bundan, tüm ülkeyi esir alan ve normalleşen ırkçılığa karşı. Onun için, Django ödülüne giden yolda yardımcıdır sadece. Zaten itiraf ediyor, ‘‘Bir yandan köleliğe karşıyım. Diğer yandan teklifimi reddedecek durumda olmaman işime gelir.’’ Yani, çıkarlar her şeyden daha öncelikli. Bu yüzden Dr. Schultz’un duruşuna ahlaki demek mümkün değil.Django’yu at üstünde gören kasaba halkı içinse bu birliktelik kabul edilemiyor. İlk defa bir siyahı ata binerken görüyorlar. Nasıl bir siyah at üstüne çıkabilir ki! Siyahlar ancak hizmet edebilirler, at üstünde efendileri olmalı.Amerika’daki ırkçılığı ve bu sahneyi defalarca gördük belki ama Tarantino’nun toplumsal değerleri alaya alması ve ikiyüzlülüğü resmetmesi açısından üzerinde durulmayı hak eden bir sahne. Dr. Schultz, karşısındaki kasabanın şerifini hiç düşünmeden öldürüyor. Beyazların kanun adamı olarak bildiği Şerif tam tersi aranan bir kanun kaçağıdır çünkü.


Bu ikiyüzlülük, adalet, hukuk, insan hakları gibi kavramların henüz uğramadığı, renginden dolayı insanların katledildiği topraklarda belki küçük bir ayrıntı olarak durabilir ancak sistemin baştan aşağı bozuk olduğunu söylemek için koymuştur bu sahneyi Tarantino. Diğer yandan, hikayenin dramatik yapısını bunun üzerine kuruyor; intikam ve ‘vigilante’ meselesi için alan açıyor kendine.

Tarantino’nun bütün filmlerinde hikayeyi tetikleyen şey intikam. Ve bu uğurda her seferinde kendi adaletini kendisi sağlayan karakterler yaratıyor. Gelin, Death Proof’un kadınları, en çok da Shosanna gibi Django’yu tipik Tarantino karakteri yapan şey tam olarak bu zaten. Dr. Schultz, ödül avcılığından bahsettiğinde, Django şaşırmış bir ifadeyle, ‘‘Hem adam öldürüyorsun, hem de bunun için para mı alıyorsun?’’ diye soruyor. Ancak, kısa bir süre sonra insani tarafını reddedip intikam avcılığı yapmaya başladığında Vahşi Batı kurallarına uyum sağlamakta zorlanmıyor. Cesedine para sayılan bir adamı yanında oğlu olduğu için vuramıyor. Ancak, bu klişeden sıkılmışçasına sözü Dr. Schultz'a veriyor Tarantino bu sahnede. Schultz, Django'ya adamın yaptıklarını okuyor ve ardından, ‘’En azından yanında sevdiği biri var. Herkes ölürken bu şansı yakalayamıyor’’ diyerek alaycı ve net bir şekilde kuralları hatırlatıyor.



Dr. Schultz, adaletle çok alakası yokmuş gibi gözükse de sonuçta kötü adamları öldürüyor. Herkesin kendi adaletini sağladığı Vahşi Batı’da amacı para da olsa, kendi kuralları içinde istemeden de gerçek bir ‘vigilante’ haline geliyor Schultz. Django ise vigilante olmak zorunda kalıyor. Karısını bulmak, kurtarmak için her şeyi yapmaya hazır. Kötü’leri cezalandırmak için bir kanun yok, dahası kanunun kendisi ‘kötü’. O yüzden Django’nun yani Tarantino’nun tarihten, ırkçılardan, beyazlardan intikamı çok acı oluyor. Kamerasını her sahnede kanın çıktığı yere yerleştirmesi de manidar oluyor. Çok kanlı bir intikam için hazırlıyor seyirciyi.

Siyahların özgürlük mücadelesini anlatan birçok filmde bu özgürlüğün bir beyazın elinden verilmesini izledik yıllarca. Quentin Tarantino’nun bu bahşedişe itirazı da bir hayli ‘zevkli’ ve kanlı oluyor. Christoph Waltz'un döktürdüğü Dr. Schultz'u çok sevsek de bu cool ve sempatik ödül avcısının Django'nun zincirlerinden kurtulmasını sağlayan kişi olmasına izin vermiyor Tarantino, Django, bu kez bir beyazın yardımıyla değil karısının hayaliyle, zekasıyla, acımasızlığıyla ve beyazları aptal yerine koyarak zincirlerinden kurtuluyor (İkinci kez ve gerçek kurtuluş.) Hikayenin uzamasına neden olsa da filme adını vermeyi hak edecek şekilde nihayete erdiriyor Tarantino. Asıl sözünü ise Samuel L. Jackson’ın – muhteşem bir performansla – canlandırdığı Stephen üzerinden söylüyor. Kısaca ‘beyazlardan daha beyaz’ bir siyah karakter Stephen. Özgürlüğünü kazanmış olsa da, Calvin Candie’nin paçasından kurtulamamış, kurtulmak da istemeyen bir siyah. Ve tabii ki, kölelik düzeninin en büyük savunucusu. Tarantino, onu ‘en kötü’ olarak sona bırakıyor. Beyazlardan bile kötü olduğunu üzerine basa basa gösteriyor.


Tüm bunların üzerine filmle ilgili ırkçılık tartışmaları aklınıza geldiğinde ‘‘acaba başka bir filmi mi izledim’’ diye sorabilirsiniz! Sonuçta, diyaloglardaki ‘zenci-nigger’ kullanımını ya da işkence sahnelerinin mizahi bir tonda verilmesini filmi eleştirenlerin okuduğu gibi görmek imkansız. Django Unchaiened – Tarantino’nun filmden sonra yaptığı açıklamalara rağmen – kölelikle ilgili büyük söz söylemeye çalışan bir film değil çünkü.  İntikamını ‘beyaz’ bir türde alıyor bu kez. Yine kullandığı şiddet, adalet gibi kavramları ele alış şekli, karakterleri, referansları her filminde olduğu gibi tartışılacak. Ancak, film sonrası yaptığı açıklamalardan ya da e-bay’de karakterlerin oyuncaklarının satılmasından yola çıkarak onun sinemasını atlamak ya da ‘’böyle ciddi bir meseleyi estetize ediyor’’ diyerek istismar sinemasına dahil etmek kolaya kaçarak eleştiriyi basitleştirmekten öteye gitmiyor.

Tarantino, her filminde yaptığı gibi ‘küçük’ bir intikam hikayesinden dolu bir sinema çıkarıyor. Django Unchained’i diğer Tarantino filmleriyle kıyaslayacak kadar sevmek onun oyuncaklı sinemasına kafa yormakla eşdeğer. Hem de Spagetti Western klasiklerinin yanına yerleşebilecek güzellikteki sahne, kadraj, planlarından, enfes diyaloglarından, soundtrack’inden ve Christoph Waltz ile Samuel L. Jackson’ın performanslarından uzun bir süre bahsedecek kadar...

(Yer Gösterici - Şubat)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder