9 Ocak 2013

Manşetin Gölgesinde...

'Bir şey yapmalı' diye gaza getiriyorduk birbirimizi. Ama gerçekten bir şey yapmak istiyorduk. Kendini deli gibi önemseyen insanlardan değildik çok şükür, o yüzden 'vaaav herkesin bayılacağı' türünden bir şey değildi Simla (Yerlikaya) ile yapmak istediğimiz. Sadece bir şeylere dokunmak gerekiyordu. Her gün ekrandan, sokaktan, yanı başımızdan yüzlerce olay geçip duruyordu, ve evet, bu çağda hala görülmeyen çok şey vardı. Hatta sonradan mesleğin kuralı oldu bu durum! Ancak, bir de görülüp altı çizilmeyen haberler, olaylar vardı. Kaybolup, fark edilmeden haber çöplüğünde kaybolanlar. Bizce asıl yıllıklar, almanaklar o haberlerden birikmeliydi. Yapmak istediğimiz buydu.


''Türkiye'de gündemin sakin geçtiği bir gün bile olmaz' denir. Hal böyle olunca, başka ülkede günlerce tartışılacak söz, yorum ve olaylar, doğru düzgün haber bile olmadan, hatta dikkate alınmadan geçer gider. ntvmsnbc, haftanın tartışılamamış konularını bulup, her cuma bu sayfada derleyecek.''

İlk cümlemiz buydu. Evet, Manşetin Gölgesinde kalan haberleri derleyecektik ntvmsnbc'de. Derledik de. Çok bi'şey yapmadık aslında. O kadar yorucu, yıpratıcı bir ülke ki, sadece biraz hassasiyet, yani insan olmak yetiyordu o haberleri derlemek için. O haberler bu ülkenin tarihiydi çünkü. Faili meçhul cinayetler, Hrant Dink, Uğur Kaymaz, Festus Okey, Güler Zere, Şerzan Kurt, rezil siyasiler, işçi ölümleri, köle gibi çalıştırılanlar, parasız eğitim istediği için tutuklanan öğrenciler, Cumartesi Anneleri, halkın garip hassasiyetleri, kutsal alanlar, homofobik cinayetler, linç edilenler; Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Yahudiler... vs., dergi, afiş, kitap yasaklayan kurumlar, bürokratik komediler, devletin 'şerefli' memurları, mahkemelerin utanç kararları, rögara düşen çocuklar, tecavüz edilen çocuklar, devlet tarafından öldürülen çocuklar, polisin hiç bitmeyen müdahaleleri, göz göre göre öldürülen kadınlar... Bu ülkenin tarihi, çünkü bu meseleler kaya gibi önümüzde duruyor hala.

Bir şeyler yapmak için bir söz söylemek gerekiyordu. O yüzden her habere ince bir başlık da biz atıyorduk. Zaten, o haberler ve bütün bölümler bir araya geldiği zaman söylemek istediğimiz gayet iyi anlaşılıyordu. Haberler ne kadar rahatsız edici olsa da Manşetin Gölgesinde'yi hazırlamanın iyi hissettiren bir tarafı vardı. Mesai saatleri içinde yap(a)madığımız için Perşembe günleri geceliyorduk, bu bir maharet ya da fedakarlık değildi, bir şeylerin en azından özünü hatırlatıyordu.


75 hafta yaptık Manşetin Gölgesinde'yi (1,5 yılı, 40 bölüm Simla'yla beraber) İyi yorumlar, küfür edenler, farklı farklı tepkiler oldu. Her iş gibi. Basir bir işti. Olması gerekiyordu, yaptık. Bitmesi gerekiyordu, bitti.

Bitmesi gerekiyordu çünkü bir bölümde Mehmet Ağar'a dokundurduğumuz için sansüre uğradık. Olay oldu. Yukarıdan telefonlar geldi. Meğer herkes çok seviyormuş Mehmet Ağar'ı. Özellikle de Erman Yerdelen. Ertesi hafta devam etmemi istese de genel yayın yönetmeni artık olmazdı.

Zaten bir süre sonra Manşetin Gölgesinde asıl amacına ulaşmış gölgede kalan çoğu haber ana sayfadan görülmeye başlanmıştı. Çok bir şey değişmedi elbette. Küçük dünyamızdan çıkınca medyanın hala leş içinde olduğunu görmek mümkündü. Arkasından çok sular aktı.

Ara sıra hatırlıyorum ya da birileri bahsediyor. Önemli değil di belki. Ama iyi ki yaptık işte...

Manşetin Gölgesinde tüm bölümler için: Tıklayınız

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder