14 Aralık 2012

'Meselen içeride, dışarıya bakma'


 Berlin Film Festivali'ndeki ödüllü dünya prömiyerinden sonra, 30'un üzerinde film festivalinde gösterilen 'Tepenin Ardı' nihayet vizyonda. Film gösterime girmeden salon sorunu yaşamış, vizyondaki tekelleşmenin gazabına uğramıştı. Son anda 14 salonda gösterileceği haberi gelse de böylesine önemli bir film için bu sayı ne kadar yeterli bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey var ki, Emin Alper'in ilk filmiyle son derece sağlam bir filme imza attığı.

Ailesiyle ve çevresiyle yaşadığı sorunlarla yüzleşmek yerine, tüm sorunların sorumlusu ilan edilebilecek bir düşman yaratan maço erkek kültürünün trajedisini anlatan filmi Emin Alper'den dinledik.

Film boyunca Tepenin Ardı’ndakileri görmüyoruz. Asıl mesele önümüzde, yanı başımızda mı? Tabii, düşmanı görünmez kılarak, düşman var mı yok mu şüphesini yaratmak nedenlerden birisi. Tepenin Ardı’nda birilerinin, Yörüklerin olduğuna dair somut işaretler var ama bunu filmde göstermeyerek hem tehdit duygusunu, paranoya hissini güçlendirmek istedik hem de önemli olan ‘orada birisinin olup olmadığı değil’ demek istedik.

Bir yandan ‘düşman yaratma’ süreci izliyoruz. Evet, çatışma halinde oldukları bir grup var ancak bu çatışmadan bir düşman çıkması ve bu düşmanın işlevi önemli. Bu düşman içerideki meseleleri görmemenin, üstünü örtmenin bir mazereti oluyor. Problemler, failler içeride olduğu halde dışarıya bakılıyor. Bunu yapan ana karakter Faik. Diğerleri de kendi suçları ve kabahatlerini saklamak için bu sürece işbirlikçi olarak katılıyorlar. Ve hep birlikte, hem pragmatik nedenlerle hem de buna inanarak düşman yaratıyorlar ve kendi problemlerini görünmez kılmaya çalışıyorlar.


Ve bir günah keçisi gerekli değil mi?
Evet, günah keçisi diyebiliriz. Tarihe bakıldığında da günah keçileri benzer işlevi üstleniyor. Bu zamanında Yahudiler olmuş, bu coğrafyada Ermeniler olmuş. Bütün sıkıntıların kaynağı olarak birileri görülüyor. Yahudiler buna çok güzel bir örnektir. Avrupa’da ne zaman bir salgın olsa buna Yahudilerin neden olduğuna inanılır. Katliamlara kalkışılır. Modern zamanlarda bile başlarına gelenlerin sorumlusu olarak birilerini günah keçisi ilan etmek hep olagelmiş bir şeydir. Bu günah keçileri de genelde cemaati bir arada tutmaya yaramıştır.

Karakterlerin yüzleşmeden kaçındıklarını için bu sürece dahil olduklarını söyleyebilir miyiz?
Evet, dede karakteri bakışlarını hiçbir zaman kendi cemaatine çevirmiyor. Neler olup bittiğini sorgulamıyor bile. Oysa basit bir sorgulamayla pek ala farkına varabilir. Ama o hiç yüzünü cemaatine dönmüyor, yüzü dışa dönük. Diğerleri de tabii ki itiraf etmek, suçlarını kabul etmek yerine bunu bastırmayı seçiyorlar. Korktukları ve utandıkları için suçlarını gizleme yolunu tercih ediyorlar O yüzden de üç maymunu oynuyorlar.

Keçiler yüzünden başlayan bir sorun olsa da ortada nedensiz bir şiddet var, savaşın nedenini bilmiyoruz.
Aynen öyle. 20. yüzyıla baktığımızda, savaşlara, katliamlara, benzer bir süreci görüyoruz. Örneğin, Yahudi soykırımının nedenini biri söyleyebilir mi? Niye Yahudiler? Bu soruya nihai bir cevap vermek zor. Naziler onlara bir şeyler atfederek katletti. Genelde savaşlar böyle başlıyor, başkasının varlığını kendi varlığına bir tehdit olarak görmeye başlayınca. Genelde bu tehdit algısı gerçek olmaktan ziyade hayali oluyor. Gerçekleşebileceği algısından ve korkusundan inşa ediliyor. Gerçek hayatta böyle oluyor. Filmde de böyle. Basit bir çatışma büyük bir kan davasına dönüşüyor. 


Filmde erkek egemen kültür var. Bu da savaşla, düşman koduyla birlikte mi okunmalı? Tabii, burada bir erkek cemaati ve erkek cemaatinin eleştirisi söz konusu. Bu da tesadüf değil çünkü erkeklerin sorunlarıyla yüzleşmek konusunda daha çok problemleri olduğunu düşünüyorum. Erkek karakterler erkeklerini, otoriteye kendilerini ispatlamak için bu şeyi daha iyi uyguluyorlar, günahlarını bastırma, yüzleşememe hikayesini. Ve tabii ki şiddete, sorunları başka yere aktarmaya daha fazla eğilimliler.

Zafer’in savaş travması yaşayan bir karakter olmasına rağmen dede savaş istemeye devam ediyor. Bu da yakından tanıdığımız bir çelişki değil mi?
Evet, bu da cemaatin çelişkisi. Küçük kardeş ağabeyi gibi olmak istiyor. Ama herkes Zafer’in düştüğü durumdan herhangi bir ders çıkarmak yerine onun yaşadığı prosesi tekrar ediyor. Çok tanıdık ve temel çelişkilerden bir tanesi.

'Film ne kadar da Türkiye’ye benziyor’ cümlesini çok sık duymuşsunuzdur.
Türkiye siyasetinin bir metaforu olarak düşünülmüş bir film. Dolayısıyla Türkiye siyasetini yansıtıyor. Sadece genel çerçeve olarak değil karakterlerin tekil tutumlarıyla da insanlar bir Türkiye manzarası çizdiğini düşünüyorlar. Çünkü, bu ikiyüzlü, yüzleşme korkusu, bastırılmış duygular, kabahatlerini örtme bize özgü refleksler. Genel resim kesinlikle öyle çünkü onlar bizim insanımız ve onun genel hastalıkları. 

Peki, sadece Türkiye üzerinden bir okuma yapmak sizi rahatsız eder mi?
Tabii, yani elbette Türkiye okuması doğru ama sadece Türkiye üzerinden okumak benim tercih etmediğim bir şey. Çünkü bu çok evrensel bir hikaye, Türkiye’yle sınırlı değil. Gittiğimiz bütün festivallerde filmin meramının anlaşılmasından da bunu anladık. Tabii ki Türkiye koşullarından ilhamla çekilmiş bir film ama sorun evrensel bir sorun.

Bu korku, paranoya, düşman yaratma atmosferinde doğanın rolü var mı? Dış çekim bilinçli bir tercih miydi?
Özel bir rolü yok ama sinemasal olarak doğa içinde klostrofobik bir ortam yaratmaya çalıştık. Ama açıkçası hikaye böyle çıktığı için hiç alternatifini düşünmedik. Doğada izole bir cemaat olması ve etrafının tepelerle çevrili olması paranoya yaratmak açısından önemliydi. O yüzden hem hikayeyi besliyor hem de estetik açıdan vazgeçilmezdi hikayenin vadide geçiyor olması.


‘’Zafer’i kim öldürdü?’’ sorusunun gerçek cevabını kimse merak etmiyor hepsi kendi cevaplarını çoktan vermişler gibi?
Bu konuda farklı yorumlar çıkıyor. Ben iki yoruma da itiraz etmiyorum. Benim bir yorumum var ama kimin öldürdüğüne dair farklı yorumlar olması filme zarar vermiyor. Zafer’i öldürenler Yörükler de olabilir – ki benim yorumum bu – çoban çocuk ateş açtı da diyebilirsiniz. Sonuçta iki yorum da filmin mesajına zarar vermiyor. Çünkü, savaşı başlatan bizim grup ve bu grubun meselelerle yüzleşmeme isteği.

Hikayede farklı ayrımcılık kodları var diyebilir miyiz? Yörüklere karşı olan ayrımcılık, bir de aile ile Mehmet arasındaki fark.
O biraz sınıfsal farklılık. Faik, ayrımcılık yapsa da Mehmet’i ‘’sen bizim cemaate aitsin’’ diyerek kendilerine katmaya çalışıyor. Sınıf ayrımı yerine etnik ayrımı ön plana çıkararak bu meselenin üstünü örtmeye çalışıyor diyebiliriz.

Hikayenin ana gövdesinde kadın olmamasını nasıl yorumlayabiliriz? Türkiye’deki savaşı erkekler üzerinden mi okumak gerekir?
Böyle bir şey söylenebilir mi bilmiyorum ama evet bir cinsiyetçi işbölümü varsa dünyada erkeğe şiddet düşüyor. Şiddeti, savaşı yürütmek erkeğin işi, tarih boyunca da böyle olagelmiş. O dil erkeğe yakışıyor. Bu anlamda da erkeği merkeze alan film.Aykırı tekil örnekler bulabilirsiniz ama bu militarist söylem erkek söylemi.

Yörüklerle yapılan savaş akla ilk önce Kürt sorununu getiriyor.
Türkiye siyasetinin en büyük meselesi o. Türkiye milliyetçiliğin önemli bir ötekisi Kürtler. Hatta, ilham kaynaklarımdan birisi Türk siyasetinin içinde bulunduğu çözümsüzlük. Bunu, hem Kürtlerin ötekileştirilmesi hem de Kürt meselesini çözmemek için sürekli dış güçleri bahane eden, dışarıyı adres gösteren bir siyaset dili olarak okuyabilirsiniz. Yani, filmimizin Kürt meselesi üzerinden okunması doğru olur, ama sadece bu okuma yeterli olmaz.

Son olarak, bu meselenin Yeni Türkiye sinemasının ana ekseninde olması hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bu çok doğal, kaçınılmaz. Hatta geç bile kalındı. Bu mesele 90’lı yıllardan beri var. Klasik tabirle kanayan yara. Bu kadar yoğunlukta yaşanan bir sorunun sinemaya yansımaması düşünülemezdi. Çünkü bu bizim hayal dünyamıza, duygu dünyamıza damgasını vurmuş bir mesele. Gözümüzü açtığımız zaman bu mesele vardı. Hala da var. Hala hiçbir ders alınmıyor, çözümsüzlük siyaseti güdülüyor. Biz de çaresizlik içinde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. (Yer Gösterici - Aralık)

Yönetmenin sesinden cevaplar Yer Gösterici'de: Dinlemek için tıklayın


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder