5 Ekim 2012

Zamanı değiştiren performanslar

Dot'un yeni oyunu Sarı Ay'da yönetmen Pınar Töre ve oyuncular, 4 sandalye ve 1 şapkayla harikalar yaratıyorlar. Zamanı, mekanı ve en çok da seyircinin algısını değiştirmeyi başarıyorlar.


 Dot'u tekrar tekrar anlatmaya gerek yok elbette ama her yeni oyunlarının çıkışında Dot'un kimliği ve dünyası üzerine konuşurken son cümlede 'iyi ki varlar' demekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Yeni oyunları 'Sarı Ay' da seyirciyi affalatacak türden...

Lee Macalinden, şapkası ve sessiz Leila Suleiman'ın hikayesi Sarı Ay. Kendilerinden, çevresindekilerden kaçan, kaçtıkça kendini bulan kayıp bir kuşağın hikayesi.

Bedensel dile dayalı oyunda oyuncular sadece 1 şapka ve 4 sandalye ile devasa bir görsellik yaratıyorlar. Hızına yetişemediğimiz kısa paslarla her sahnede kafamıza an'lar kazıyorlar. Oyuncular adeta dekorun kendisi haline geliyor. Zaten böyle bir paslaşmadan geriye mest olmuş zihinlerimiz kalıyor.

İlk yönetmenlik denemesinde müthiş bir işe imza atan Pınar Töre'ye oyunun kodlarını sorduk. Biz aradan çekiliyoruz, yönetmen konuşuyor:

‘’Başlangıç’’
Daha önce yönetmenlik yapmadığım için ‘‘hemen kafamda bir oyun canlandı ve bunun böyle olmasını istedim, hemen sahneye koydum’’ gibi bir şey diyemem. Böyle bir süreç olmadı. An’lar vardı kafamda, oyundan belli bölümleri net görüyordum kafamda. Ve her zaman fiziksellik vardı kafamda. Süpernova’yı yaptığımız dönemde bedenle çalıştığımız için bende yer etmişti ve çok zevk almıştım bedeni kullanarak hikaye anlatmaktan. Yine Sarı Ay’da da kafamda net olan sahneler vardı, göle atlama sahnesi gibi. Bu çok netti. Daha sonradan oyunun anlatım üslubunu dramaturg çalışmayla çözdüğümüzde diğer sahneler de belirmeye başladı. Yani bir anda olmadı. Zaman aldı. 


‘’Sarı Ay’’ 
Metinde koral bir anlatım var, oyuncuların tek bir kişiymiş gibi anlattığı karakterler, bürünülen karakterler ve o karakterlerin içindeyken anlatıcı konumuna gelme durumu var. Yani 3 ayrı seviye var, hikayenin nasıl anlatıldığı konusunda.Bende bu şekilde bir yansıması oldu. Metnin yazılış biçimi ve anlatıcının 3 ayrı katmanda bulunması fiziksellik ve sözün uzantısı olarak bir hareketi hissettirdi bana. Sözle birlikte hareket eden bir hareket dizini olması gerektiğini hissettirdi bana.

‘’Koral anlatım’’
Koral anlatımda oyuncular/ karakterler sanki tek bir kişiymiş gibi anlatıyorlar, daha sonra parçalanıp, belli karakaterler bürünüp, belli objelere bürünüp, belli mekanlar yaratıp o karakterler üzerinden de anlatım sürüyor ama tek kişiymiş gibi devam ediyor. 

‘’Oyunun dili’’
Oyunun epik bir anlatımı var aslında. İlk aşamamız oyunun üslubunu anlayabilmek, anlayabildiğimiz kadarını hayata geçirebilmek oldu. O yüzden uzun bir süre masa başında çalıştık, dramaturjik bir çalışma yaptık, masa başında bu koral anlatımı yakalamaya çalıştık. Ondan sonra ayaklandık. Hazırlık aşaması uzun sürdü. Hep bir atölye açlışması gibiydi. Bütün sahneleri birlikte yarattık.

‘’David Greig’’
Oyunu önceden okumuştum, Murat Daltaban ‘’yönetmek ister misin?’’ dedi ben de evet dedim, hemen çalışmaya başladık. Aniden gelişti. David Greig’in başka bir oyununu izlemiştim daha önce, The Monster in the Hall. Benzer bir biçimde yazılmış bir oyundu. Oyunu da izlediğim için David Greig’e de hakim olduğum için kabul ettim.


‘’4 sandalye 1 şapka’’
Oyuncular mekanı ve zaman değiştiriyorlar. Hem beden diliyle, oyunculukla, koreografiyle hem de metnin kendisi zaten buna uygun. Oyuncular sadece 4 sandalye ve 1 şapkayla zamanı ve mekanı değiştiriyorlar. İşte o noktada sözün uzantısı olarak beden var.

‘’Bedensel anlatım’’
Anlatıcıyı ortaya çıkardığımızda bir yandan da beden çalışmaya devam ettik, bütün süreçte beden çalıştık zaten. Hikaye anlatımını tamamladığımızda beden onu takip ederek, kendiliğinden geldi. Yani, bedensel olarak hikayeyi anlatma faslı anlatıcının ortaya çıkmasıyla kendiliğinden oluştu.  

‘’Dot’un dünyası’’
Fiziksel tiyatroya Süpernova’yla adım attık. Ama genel olarak bizim için çok önemli zaten. Dot’ta oyuncunun bedensel değişimine çok değer veriyoruz, çünkü beden kullanımının çalıştığımız oyunlarda çok etkili olduğunu gördük.

‘’Fiziksel tiyatro’’
Bu yönde ilerliyoruz, fiziksel tiyatroyu irdeliyoruz şu anda. Ve bu yönde çalışmalarımız sürüyor, Sarı Ay da bunun bir parçası diyebiliriz.

‘’Kaçış? Yenilenme?‘’
Sarı Ay yenilenme ile ilgili bir oyun. Sistemin içinde kaybolmuş ve hayatlarındaki boşluğu bir türlü dolduramayan, kendilerine zarar verme noktasında bu boşluğu dolduramayan insanlar... Ve bu boşluğu da ancak gerçek bir hikayenin içinde olduklarını hissettiklerinde doldurabiliyorlar. Ama gerçek bir hikayeniz olması için de bir yola koyulmanız gerekiyor ve bu yola çıkmak da büyük cesaret istiyor. Kendi hikayenizi yaratmak; kendi hikayemizi yarattığımız noktada yaşadığımızı ve var olduğumuzu hissediyoruz. Sarı Ay bununla ilgili bir oyun. 


‘’Kayıp ruh’’
Bir kaybolmuşluk var, kaybolmuş nesiller var; kaybolmuş gençler, orta yaşlı, yaşlı insanlar, kendi hayatları içerisinde kaybolmuş, sistemin içerisinde kaybolmuş insanlar... Aslında Sarı Ay şunu da gösteriyor; Kendimize koyduğumuz bir hedef oluyor ve bu hedefe ulaşmak için yola koyuluyoruz.

‘’Hedef’’
Aslında aslolan hedefin değil yolculuk olduğunu görüyouz. Bu yolculukta öğrendiğimiz şeylerin belki de hedeflediğimizden farklı bir noktaya getirdiğini görüyoruz. Hedeflediğimiz noktadan farklı bir noktada olduğumuzu... Yani asıl olan yolculuğun kendisi ve bu yolculuktan edindiklerimiz.

‘’Her şey yolunda’’
‘’Her şey yolunda, her şey yolunda ...’’ diyorlar, çünkü bir umut var karakterler için. Belki de o söz oradan geliyor. İyi olabileceğine dair bir umut. 

‘’Yolculuk’’
Zaten kendilerini ve hayatı tanımak ve bulmak için bu yolculuğa çıkıyorlar, hem gerçekten bir kaçış var hem de ruhsal bir yolculuk var. O yolculuklarında öğrendikleri, onları bir arınmışlığa, geçmişten kopuşa, kendi geleceklerini çizmelerine, kendi hikayelerini yaratmalarına sebep oluyor. Geçmişleriyle yüzleşip ilerleyebiliyorlar, yolculuklarında bunu yapabiliyorlar.

‘’Masalsı anlatım’’
En çok anlatım biçiminden, metnin yapısından geliyor bu masalsı anlatım. Koral anlatıcının varlığıyla geliyor...


‘’Kabus’’
Tıpkı masallarda olduğu gibi... Aslında masalların çoğu bizim bugün bildiğimiz şekilde bitmez. Aslında masallar çocuklar için yazılmamıştır. Çocuklar için olması Grimm Kardeşler sayesinde olmuştur. Dolayısıyla masalların aslı da mutlu bitmez. 

‘’Sahneleme’’ ‘Bu etkiyi nasıl yaratabiliriz’, ‘hangi yollarla bulabiliriz’ diye birçok şey denedik atölye çalışmasında, ‘böyle yapalım da geleneksel olanın karşısında olalım değil’di aklımızdaki. Yaratıcılığımzın sınırlarını zorlamak için denemeler yaptık. Açıkça söylemek gerekirse kafamda sahnenin oluşumu ve sahnenin bendeki etkisi bu olduğu için bu şekilde tasarladık, sınırlarımızı zorlayarak birlikte bulduğumuz sahneler vardı ve diğer yandan yeni bir şey yaratmaya çalıştık.

‘’Zihinden geçenler’’
Masallar çok büyük etkendi benim için. Çok etkilendim, özellikle Kırmızı Başlıklı Kız ve Hansel & Gratel... Onun dışında çizgi romanlardan ve çizgi filmlerden çok fazla etkilendim. Sandman serisinden.Ve müzik tabii ki; oyunda kullandığımız müzikler de fikir aldığım ve esinlendiğim şeyler arasında... (ntvmsnbc)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder