10 Ekim 2012

’Bir mezarlığın üzerine ev kuramazsınız’

‘’Bir mezarlığın üzerine ev kuramazsınız’’ diyor Şebnem İşigüzel. Bu topraklar için özetle durum bu aslında ama devletin hiç de umurunda olmadığını biliyoruz. Yüzyıllık sorunlara yenilerini ekleyerek yaşatıyor bizleri devlet, sağolsun! ‘’Devlet evimize, yatağımıza kadar girdi’’ klişesi çoktan eskidi bile. Her ay yeni meseleler kapıda. Ve hepsi aynı yere çıkıyor maalesef… Yazar Şebnem İşigüzel ile hızına yetişemediğimiz gündemi konuştuk:


Sizin de çocuğunuz olduğu için sormak istiyorum; Kürtaj yasağı ve 4+4+4, 66 ay meselesi başta olmak üzere eğitim politikaları üzerine ne düşünüyorsunuz?
Kürtaj bireyi ilgilendirir. Bireyi ilgilendiren bir konuda devletin söz sahibi olması elbette dayatmadır. Eğitimde 66 ay meselesinde de benzer şey söz konusu.  Toplumda tartışmaya açmadan kararı alınıverdi. Siyaset ne zaman halk adına yapılacak merak ediyorum doğrusu. Çocukları zorla okula göndermek ciddi bir dayatma. Alt yapı hazır olmadığı için ailelerin endişeleri olabilir. Bu aileleri doktor raporu peşinde koşma mecburiyetinde bırakmak, insanları mutsuz edip açmaza sürüklemek siyasetin ve devletin uyguladığı bir nevii psikolojik şiddet oluyor.

Bu politikaları muhafazakarlık çerçevesinde görmek yanlış veya eksik olur mu? Ve bir toplum tasarımından bahsetmek abartılı mı olur?
Elbette bizler siyasette yaz-boz, deniyoruz-görüyoruz durumuna çok alışığız. Ama elbette bu işin, bu uygulamanın mühendislik bir hesaplaması olabilir. Hep halkın %50’si böyle istiyor deniliyor. Peki bunu istemeyen %50 niye dikkate alınmıyor ? Ben bu ülkede kız çocuklarının baş örtüleriyle üniversiteye girememelerine de karşıydım. O çocuklara yapılan faşizmdi. Şimdiki kimi dayatmaların da bundan farkı yok. İntikam almak çirkin ve uygunsuz bir tanım olacak ama valla yerine koyacak başka bir şey de bulamıyorum. Sanki şimdi birileri intikam alıyor. Bence intikam siyaseti değil balkon siyaseti yapılmalı. Herkesi içine alan kararlar ve uygulamalar gerekiyor. 


İktidarın sadece bir kesimi gözeterek kararlar aldığını düşünebilir miyiz ve geri kalan kesimler için yaşam ne kadar kolaydır artık?
Balkon siyaseti istiyoruz diyerek aslında hepimizi kucaklayacak, kimseyi dışlamayacak, ülkeyi Avrupa Birliğine entegre edecek siyaseti kodlamış oldum. Endişeli bir ruh hali rahatsızlık vericidir. Kimse mutlu olamaz. Askere oğlunu gönder ölsün, çocuğunu okula göndermemek için binbir yola başvur…Eh böyle de yaşanmaz ki ! Biz ve onlar diye bölünmek hepimizi mutsuz etti. Katı bir muhafazakarlık bence kimilerinin gelecek diye saçma biçimde korktuğu islami rejimden kat be kat kötü. Çünkü birisi öldürüyor, öteki süründürüyor. Hepimizin karşı durması gereken şey işte bu muhafazakarlık. Muhafazakarlık edebiyatı da sanatı da komaya sokar.

Peki, sanatta, kültür alanlarında ve sokakta bu politik kararların ne kadar etkisini/baskısını görüyorsunuz?
Uzun vadede çevreyle ilgili ciddi sorunların yaşanacağını düşünüyorum. Elbette diğer yaptırımlara da canım sıkılıyor, dert ediyorum Ama çevre geri dönüşü olmayan bir şey. Her gelen kendi İstanbul’unu yaratıyor. Oysa bu kent bütün bu iktadarlardan önce de vardı. Koruma adı altında yapılabilecek şeyleri bilmiyoruz. Herkes kendi görüşünü ve kendi estetiğini dayatıyor.

Uludere katliamından Malatya’da Alevi ailelere linç girişimine kadar onlarca olay yaşandı kısa dönemde. Tüm politikaların ötesinde asıl sebep; bu ülkenin hamurunda ‘nefret’ olması mı yoksa devlet nezdinde de bunun karşılığının olması, caydırıcı yasaların olmaması mı?
Çok doğru ifade ettiniz. Nefret bir toplumu soluksuz bırakır. Bizi bıraktı işte. Farklı olana yaşama şansı vermeyen bir toplum yaratıldı. Ve en kötüsü bu toplumun vicdan gibi bir sorunu var. Devlet şimdi yetiştirdiği bu kötü çocuğu arkasına yaslanmış gururla seyrediyor.

Sizce bu linç kültürü tarihi bir miras mı? Asla bitmeyen sorunlarla yaşıyoruz çünkü...
Bir mezarlığın üzerine ev kuramazsınız. Bir mezarlığı ekip biçmek için önce kemikleri saygıyla topraktan çıkarıp utançlarımızla yüzleşmemiz gerekiyordu. Devlet ve toplum bunu yapamadı. Yalanlar tarihine sarılıp içindeki nefreti cilaladı.Ne yazık ki Türk toplumu hiçbir zaman sorunlarını çözebilecek kadar olgunlaşamadı. Darbeler, gerçekle ilgisiz bir tarih bu toplumu hep sinirli ergen olarak kalmaya mecbur bıraktı. Önce toplum olgunlaşmalı ki bu devleti ve bu topraklarda yapılan siyaseti yerle bir edebilsin.Yoksa sorunlar hep aynı kalır. (Sabit Fikir)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder