15 Temmuz 2012

Hiçbir şey olmadı

Sine Ergün’ün adını bir yerlerde işitmiş yahut okumuşsanız, sade bir dille ne kadar çok şey anlatabildiğini de duymuşsunuzdur mutlaka. Keza, gündelik yaşamdan küçük ayrıntılarla dolu öykülerinden bazısı tek başlarına da, ciltlenmiş bir kitap kıvamında da aynı derece değerli.


Ne kadar genç olduğu, daha ilk öykülerinde parlaması, Raymond Carver’ı akla düşürmesi güzel ayrıntılar olsa da biliyoruz ki bunlar işin cilası. Asıl etkileyici olan, Sine Ergün’ün ‘hiçbir şey’ gibi gözüken ‘şey’leri anlatabilmesi. Her ay onlarcasını okuduğumuz sürükleyici olaylar, çarpıcı sonlar, etkileyici olmaya çalışan hikayeler arasında Ergün’ün öyküleri sıradan olanın peşinde koşuyor. Hiç etkileyici olmaya çalışmıyor, ara sıra unuttuğumuz, işin sırrını hatırlatıyor.

‘Burası Tekin Değil’in ardından çıkan ‘Bazen Hayat’taki her öykü birer, ikişer sayfadan oluşuyor ama Ergün’ün yakaladığı anlar, zihnimizde biriken yüzlerce an’ı hatırlatacak kadar güçlü. Hayatımızın en güzel gününü, takıldığımız anları, yeni bir hayatı, mutluluğun olmayan formüllerini, endişelerimizi, eksik kalan şeyleri, pişmanlıklarımızı, ölümü hatırlatan çoğu şeyi vs…

Akılda kalmayacak kadar sıradan detaylarla dolu Ergün’ün öyküleri. ‘‘Adam dirseklerini masaya dayadı. Kadın hala arkasına yaslanmış duruyordu. Adam, Sigara içer misiniz, diye sordu, paketi uzattı. Kadın elini salladı, Hayır, dedi, kullanmıyorum. Sizi görünce konuşma ihtiyacı hissettim, dedi adam, adım Semih, elini uzattı, Ben de Nuran, dedi kadın, elini sıktı.’’ Bunun gibi onlarca detay, içinde süper kahraman saklıyormuşçasına güçlü cümlelere dönüşüyor ‘Bazen Hayat’ta. Ergün, kendine ait bir dil oluşturmasının yanında kendini görünmez bir yere koymayı da başarıyor. Yazar öykünün neresinde bilmiyoruz, anlatıcı birinci tekil şahıs olmasına rağmen bu okuyucu için biçimsel bir dokunuştan fazlasını ifade etmiyor. Üstelik, Sine Ergün bunu yaparken fazla çaba göstermiyor bile, en azından okuyucu olarak bize geçen bu.

‘’Kadın, adamın kolunun altına sıkışan saçlarını hafif doğrulup geriye aldı, bir şeylerin tam da sonunda olduğunun ayırdındaydı.’’

Tek bir cümleye sayfalar dolusu bir duyguyu saklayabiliyor Sine Ergün. Onun öykülerinde ‘bu hayatı istemeyen’ kadınlar, yeni bir hayat umudu taşıyan adamlar var. Mutluluğa kafayı takmış karakterler. Gelecek endişesi taşıyan, bir yere ait olmaya çalışan, bağlanamayan, takılıp kalan karakterler.’Bir şeylerin eksik’ olduğu öyküler hepsi. O duygu kitabın özeti belki de. Bir şeyler eksik, doldurulup doldurulamayacağı meçhul. Eksikliğin yarattığı his her karaktere sızmış, ya da karakterlerden her satıra sızmış. Çözülemeyecek ya da çözülme ihtimali yakın görünmeyen şeyler var önlerinde/ önümüzde. ‘Onanmaz yorgunluklar’ taşıyorlar. Ve yaşamak konusunda becerikli değiller.

‘Gerçek’ de o yüzden daha gerçek ‘Bazen Hayat’ta. Küçük bir parçadan görülebilecekleri görmek, hissedebilmek ve her zaman göremeyeceğimiz bir büyük parça olduğunu da bilmek… Bildiğimiz, tanıdığımız kareler her şeye rağmen. İçinde bir varız, bir yokuz. Ama son sayfada anlıyoruz ki daha çok içerideyiz. ‘Bazen Hayat’ derinleşmeyi sayfalar bittikten sonra da sürdürmeyi başarıyor. Her öykü için olmasa da  ‘Hayatımın En Güzel Günü’, ‘Sinek’, ‘Yükseklik Korkusu’, ‘Trende’, ‘Bazen Ölüm’, ‘Kelebek Mevsimi’ için bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu öykülerin dışındakiler ise kitap çıksın diye yanlarına eklenmiş gibi açıkçası. 

Ve bu yalın öykülere - özellikle belirttiklerim için söylüyorum - nokta ve virgülden başkası yakışmazdı, fazla gelirdi zaten. Ancak, Saramago’dan sadece noktalama işaretlerini ödünç almamış – iyi ki - Sine Ergün. Muzip dili ve yarattığı gerilimle de Saramago’yu ve tabii ki Carver’ı hatırlatıyor. Ölümle yaşam, yalnızlıkla başkaları arasında gidip gelen, gerilen hikayelerde ciddiyetten, çok bilmiş havadan uzak kalmayı beceriyor Sine Ergün. 

‘Bazen Hayat’ (ve ilk kitabı ‘Burası Tekin Değil’ için de aynı cümleleri kurmak mümkün) bir şeyi göstermeye, etkileyici olmaya, elini gözümüze sokarak bir şeyler anlatmaya çalışmıyor. Hele çabalamaya, görünmeye, ben buradayım demeye hiç niyeti yok. ‘Büyük’ kelimesini görmezden gelerek hayatın içine karışıyor Sine Ergün’ün öyküleri. Büyük hikayelerin büyük kahramanlarını, yıkımlarını, başarılarını, olaylarını değil sıradan, çok sıradan, yani ‘hiçbir şey’ olarak kayda geçen ayrıntıları anlatmaya çalışıyor. Hiçbir şeyi ya da çok şeyi... Ancak, son kertede şunu da belirtmek gerek; bütün bu yazdıklarım sadece birkaç öykü için gerekli, kitabı da o yüzden sadece o öyküler üzerinden anlatmaya çalıştım.  Kitaptaki birçok öykü (bahsettiklerim dışında kalanlar) sayfaları kapattığınız anda aklınızdan uçacak kadar zayıf. Sıradan olmanın güzelliğinden uzaklaşıyor, sıradan olduğunun farkına vararak sıradanlaşıyor açıkçası. Sadece 5-6 öyküyle de aynı etkiyi verirmiş Ergün. O yüzden de yeni kitabı için heyecanlanmak biraz zor, birkaç iyi öykü yakalamak peşindeyiz o kadar.

(Taraf Kitap)

Bazen Hayat
Sine Ergün
Can Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder