4 Haziran 2012

Yaratılışın sırrı içimizde!

Prometheus’un en büyük sorunu Damon Lindelof ve Jon Spaihts imzalı  'ilahi güç' temelli senaryosu...  


Sinemanın da bilimkurgunun da anahtar kelimesi ‘yeni bir dünya yaratmak’ ise Ridley Scott’ın bunun için doğduğunu tekrar söylemeye gerek yok. ‘Prometheus’ da ilk yarım saatiyle bunu müjdeliyor ve uzun süren bekleyişin boşa çıkmayacağını da kulağımıza fısıldıyor. Ancak bu fısıldamanın yanlış alarm olduğunu anlamak da uzun sürmüyor.

Scott, ‘Prometheus’ta ‘büyük’ sorularla başlıyor hikayesine; Tanrı var mı? Bizi kim yarattı? Bizi yaratana nasıl ulaşabiliriz?... Ancak, hikaye sonlandığında bu sorular yerini sığ cevaplara ve bildik Hollywood formüllerine bırakıyor.


İki arkeolog mağaralarda buldukları çizimler sonucunda insanlığın uzaklardaki başka bir ırk tarafından yaratıldığına inanıyorlar. Bir dolu mürettebat ile Dünya’ya benzeyen bir gezegene iniyorlar. Burada buldukları şey de hikayenin devamı...

Prometheus’un en büyük sorunu Damon Lindelof ve Jon Spaihts imzalı senaryosu. Evrim teorisine inanmayan hikaye onun karşısına koyduğu fikir ile değil araya serpiştirdiği küçük ayrıntılarla sıradanlaşıyor ve itici hale geliyor. Ve de fikir olarak yeni bir şey koyamadığı ve kafa karışıklığı yarattığı için... Keza, bir film ya da bilimkurgu hikayesi evrimi ya da başka bir teoriyi/ düşünceyi/ inanışı baz almak zorunda değil elbette. Sonuçta, bilimkurgunun işi soyut akıl yürütmelerdir. Dolayısıyla bir hikaye milyonlarca teoriden yola çıkabilir. Ancak, burada Scott gerekli yerlerde ana karakterin boynundaki haçı gösterip, sığınacak son şey olarak onu işaret ettiği zaman işin seyri değişiyor. Çünkü, yaratılışın sırrını kurguya taşımayı değil daha önce çokça gördüğümüz şekiklde ilahi güce bağlamayı seçen bir hikaye var önümüzde. Ve bunu zekadan, yaratıcılıktan uzak bir şekilde yapıyor üstelik. Her yıl onlarcasını gördüğümüz propaganda filmlerinden hiç bir farkı olmayacak biçimde. 


'Peki bizi yaratanları kim yarattı?'
En kritik sahnede bile seyirciye haç göstermeyi ihmal etmeyen ‘Prometheus’ satır aralarında da hikayenin çıkış noktasını ilahi güce bağlıyor. Yaratıcılar bulunduktan sonra gemiden çok anlamlı bir cümle çıkıyor: ‘’Peki bizi yaratanları kim yarattı?’’ Hikaye başka referanslarla dolu olsa, bizi başka başka düşüncelere sevk etse belki bu diyalogu iyi niyetli okuyabilirdik, ancak Prometheus’un derdinin bu olmadığı açık. Scott, yaratılışın sırrının peşinden gitmektense çok sık rastladığımız bir şekilde herkesin bildiği o sırrı empoze eden bir hikaye anlatıyor. Robert Zemeckis imzalı 'Contact'ın akla getirmiyor da değil, orada bağırarak söylenen 'inananı severim' mesajını bir nebze yumuşatıyor sadece. (Öte yandan bu verilere rağmen bir kafa karışıklığı olduğunu da kabul etmek gerek. Açılıştaki DNA'ların parçalanma sahnesi başta olmak üzere bazı bölümler filmi başka bir okumaya da götürebilir. Yine de bu kafa karışıklığı bile sözünü ettiğimiz verilerin rahatsız ediciliğini yok etmiyor)

Tüm bunların dışında filmin dramatik yapısı fazlasıyla zayıf; ‘varoluşun sırrı’nı bir an için unutsak bile fazlasıyla sıradan karakterler var önümüzde. Bilimkurgu filmlerinden bildiğimiz mürettebatın aynısı; geçmişinde travması olan bilim insanı, soğuk bir şirket yöneticisi, aksi bir şekilde homurdanan alanında uzman başka bir bilim adamı ve bilimle çok alakası olmayan hayata boş vermiş birkaç mürettebat daha… Ve genellikle filmin en anlamlı sorusu da yine o hayata boş vermiş karakterlerden gelir, Prometheus’ta da öyle oluyor. ‘’Peki, yaratıcılarınızı bulduğunuzda ne olacak?’’. Gerçekten, başkarakterlerimiz yaratıcılarını bulduklarında ne olacak? ‘Prometheus’u bir nebze yukarıya taşıyabilecek nokta bu gibi gözükse de Scott’ın tercihi (daha doğrusu senaristlerin mahareti!) yine yaratıcılıktan uzaklarda vuku buluyor. Çünkü, başkarakteri ve hikayeyi tetikleyen şey ‘bilim ve bilme açlığı’ndan çok geçmişteki sorunlar oluyor. Hayattaki ‘büyük’ sorunlardan daha önemli insani meseleler var ne de olsa! 


Filmin bir diğer rahatsız edici meselesi de baba figürü. Başkarakterin geçmişindeki travmadan, robot karakter David’e kadar baba-çocuk sorunu finale kadar gözümüze batmaya devam ediyor. Yaratıcı üzerine kurulan hikaye bu baba-çocuk metniyle daha bi’ anlam kazanmış oluyor! Hikaye bildik ve basit: Babaların dünyaya getirdikleri çocuklar ve insanları yaratan Tanrı… Çocuklar tek başına, amaçsızca dolaşırken dünyada asıllarını merak eder ya da nasıl var olduklarını ve babalarını/ Tanrılarını ararlar. Prometheus’taki en orijinal karakter David de bu sarmalın içindedir. O robotluğunu sorgularken hikayenin yaratıcı-yaratan ilişkisi üzerine konuşur aslında. 'Neden onu yarattıklarını' cevaplayan ve onu küçümseyen bilim adamına empati uyarısı yaparken acı bir hatırlatma da yapar. 'Cevap sizin için de hayalkırıklığı olabilir'. Yani, yaratıcılarından hayatın sırrını bekleyen bilim adamları net bir cevapla büyük bir hayal kırıklığına uğrayabilir. Açıkçası, biraz zorlama olsa da filmin ideolojisini düşündüğümüzde burada da David’in işaret ettiği hayal kırıklığını ilahi güç temelli hikayenin bir parçası olarak okumak mümkün.

Eğer yeni bir dünya yaratmak sadece görsellikle alakalı bir durum ise ‘Prometheus’un eşsiz bir görselliği olduğunu söylemek şart; prodüksiyon tasarımları ve soğuk atmosferi, fırtına, sezaryen/ kürtaj sahnesi, yaratıkların olduğu bölümler vs. fazlasıyla etkileyici. Ancak, bu seyir zevkinin yukarıda bahsettiklerimizin altında kaldığı da ortada. Bir dolu klişeyle bezeli hikayeyi, ucuz numaralarla devam filmine pas atan finali bir tarafa bırakalım, her şeyin ötesinde elimizde kalan şu; 2096’da geçen bir hikayeyi, Scott gibi bir ustadan izliyoruz, muhteşem görsellik, prodüksiyon tasarımları, 3 boyutlu gözlüklerimiz falan her şey tastamam, fakat bunca ‘büyük’ şeyin arkasından küçücük bir bakış açısı çıkınca hayal kırıklığı büyük oluyor maalesef.

(ntvmsnbc)


1 yorum:

  1. çok yanlış var. önce alien evrenini sindirmeniz gerek ki bu 9 filmdir; alien 4'lemesi, predator 3'lemesi ve AVP çiftlemesi. gerçek bilim-kurgu seyircisi için harika bir filmdi. biz öyle dinsel çıkarımları aklımıza bile getirmedik, tabi hollywood saçması şeyler, doğrudur.. ama esas olan pek çok soruya cevap verirken daha fazlasını ortaya çıkardığı ve bir sonraki film için sabırsızlıkla beklemeye başlamış olmamızdır.

    YanıtlaSil