17 Mayıs 2012

'Neyi, kime satıyorsun?'

Uçan Süpürge'de Bilge Olgaç Başarı Ödülü'nü alan Füsun Demirel, tiyatroların özelleştirilmesi düşüncesine tepkili: ''‘Her şeyi satın alırım’ bakışı var iktidarın. Ama burada alıp satmak istediğin şeyin malzemesi insan. Neyi, kime satıyorsun? İnsan onuru alınıp, satılamaz...''

Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nin açılışındaki en güzel kare Bilge Olgaç Başarı Ödülü'nün sahibi Füsun Demirel'in ödülünü aldığı andı. Demirel ödülünü almak için sahneye çıkarken, küçük ikizleri de ona eşlik etti. Hatta annelerinden rol bile çaldılar. Çocuklarıyla birlikte ödülünü alan Demirel, bir de konuşma yaptı ve Şehir Tiyatroları yönetmeliğinin değiştirilmesi ve sonrasındaki özelleştirme tartışmalarını sert bir şekilde eleştirdi. Biz de Demirel'le ödül sonrasında buluştuk ve tiyatro yönetmeliğinin değiştirilmesini, aldığı ödülü, Bilge Olgaç'ı ve kadın sinemasını konuştuk:


Ödül konuşmanızda Şehir Tiyatroları yönetmeliğinde yapılan değişikliği sert bir şekilde eleştirdiniz… Devlet eliyle elbette tiyatro yapılmaz doğru ama devletin bazı yükümlülükleri var; kültür ve sanatı geliştirmek için katkı yapması gerekiyor. Bu bütün dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde olmazsa olmaz bir şey. Artık bunun üzerinde konuşmak bile ayıp. Bizim çok uzun zamandır tartıştığımız bir şey zaten, devlet tiyatrosu modeli eski bir model çünkü. Kadrolu olduktan sonra o yıl bir oyunda oynasanız da, oynamasanız da 12 ay boyunca maaşları alıyorsunuz. Yıllar içinde bu sistem tabii ki yozlaştı. Rapor alıp, ‘Bu sene repertuarda beni idare edin, benim dizim var’ gibi anlayışlar göze battı. Bunların hepsi değişmesi gereken şeyler. Avrupa’da bu konuda çok iyi modeller var, onlara bakılabilir. Çok basit şeyler bunlar.


Ancak, iktidarın bunu düzeltmeye çalıştığını düşünmüyorum. Asla ve asla iktidar bunları düşünmüyor. Başbakan’ın söylediği bir dil sürçmesi olabilir, ‘özerkleştirmeyi kastetmiştir’ demiştim, çünkü tiyatroda özelleştirme ne demek! İnsanın aklı, mantığı almıyor. Başbakan’ın söylediği ‘muhalif ses çıkaramazsın’ demek. Bu son derece faşizan bir görüş. Bir de özgürlükçü olduklarından bahsediyorlar. Biz azınlıkta olanlar bunun böyle olmadığını baştan biliyorduk ama aramızdan bazı aydınlar bu iktidarın ülkeye demokrasi getireceğine iyi niyetle inandılar. Bakın, ne kadar kötü bir şekilde, ayıp biçimde ifade ediyor aydın düşmanlığını.

Ancak bu sadece Erdoğan’a özel bir durum da değil. Sanatçılar sadece sanatçı olduklarından cezaevine atılmış, işkence görmüş, sürgün edilmiş bu ülkede. Nedir bu aydın düşmanlığı anlamak mümkün değil. Milliyetçi-muhafazakar görüşlerin hepsinde bu var. ‘Bizden değilsen, beni alkışlamıyorsan’ çek git diyor. Seni engellerim, yasaklarım diyor. Hala insanların üzerine korku saldıkları için her şey otosansürlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Onun için her alanda faşizan bir baskı var. O yüzden konuşmamda bunu söylemeye ihtiyaç duydum. ‘Her şeyi satın alırım’ bakışı var iktidarın. Ama burada alıp satmak istediğin şeyin malzemesi insan. Neyi, kime satıyorsun? Gülünç bir şey bu. Ben de insan onurunun alınıp satılmayacağından bahsettim.

Ödülünüze gelirsek, Bilge Olgaç Başarı Ödülü’nü almanın sizde karşılığı nedir?
Çok anlamlı, değerli bir ödül... Çok uzun yıllardır ilk kez böyle duygu yoğunluğu yaşadım. Ödül gecesi öyleydi, ilk duyduğumda da yaşadım. Bilge Olgaç adına verilmesi çok önemli. Bilge’nin bizim hayatımızda çok önemi var. Belki genç kuşaklar bilmiyor onu. Filmlerinin DVD’si yok, bulup izlemek mümkün değil çünkü. Keşke olsa. Bilge, kurulu düzene, erkek dünyasına başkaldıran, minicik bir kadındı. Sinema sektörü ağır işçiliktir, acımasızdır. Sen dünyaları da yaratsan yapımcı sana üç kuruş verip ‘al bununla ne yapıyorsan yap’ diyebilir. Bilge hayatı boyunca o üç kuruşlarla hikayelerini, kadın meselelerini sinemalaştırdı. Ömrünü ona adadı. Bir başına. Yanında destekçisi çok az insan vardı.

BİTLENDİK, ZEHİRLENDİK
Bilge Olgaç’la birlikte çalıştınız, neler söyleyebilirsiniz hakkında?

Bilge’yle 88 yılında ‘Gömlek’ filminde Diyarbakır’da birlikte çalıştık. Orada somut olarak yaşadım Bilge Olgaç setini. O kadar zor şartlarda çalıştık ki. Bitlendik, kaldığımız otelde fareler cirit atıyordu, yemeklerden zehirlendik. Bütün set bağırsak enfeksiyonu geçirdik. Arazilerde çekim yapıyorduk 50 derece güneş’in altında bir şemsiye yoktu. Tuvalet imkanı yoktu. Yani anlatılamayacak kadar ağır, zor şartlarda çalıştık ama Biz Bilge’ye o kadar inanıyorduk ki bu şartları kabul ettik. Ben en sonunda dayanamadım, isyan ettim ve ona ‘’seni bu kadar ağır şartlara mahkum ediyorlar, buna hakları yok’’ dediğimde, beni rahatlattı, sakinleştirdi. Çok güçlü biriydi. Ve Yeşilçam onun değerini hiç bilmedi. Çok güzel yapıtlar, çok iyi bir sinema bıraktı Bilge. Bütün bu anlattıklarım nedeniyle Bilge Olgaç bizler için çok değerli ve onun adına bu sene ödülün bana verilmesi çok anlamlıydı. 


Peki, sizce Türkiye’de kadın sinemasından bahsedilebilir mi?
Kadın yönetmenler var ama salt kadın meselesine duyarlı, kadın meselesini konu alan işler yapmıyorlar. Yeşim Ustaoğlu, Handan İpekçi gibi (Handan ile 3 kez çalıştım) birçok kadın yönetmenimiz var ama direkt kadın meselesini işleyen filmler için kollarını sıvamış değiller. O yüzden, kadın sineması diye bir şeyden söz etmek mümkün değil. Toplumsal duyarlılığı olan filmler yaptılar ama sadece kadın hikayesi anlatmadılar. Atıf Yılmaz daha çok kadın hikayeleri anlattı mesela. Onunla 8 filmde beraber çalıştım, sinemaya onunla geçtim, çok sevdiğim biriydi Atıf Abi. Ama o da sonuçta erkek bakış açısıyla anlattı. 80’lerde kadın filmleri diye bir şey çıktı. Feminist hareket yeni başlamıştı Atıf Abi de Müjde Ar’la, Hale Soygazi’yle arka arkaya kadın filmleri yaptı. Kadın dünyasını çok iyi tanırdı, kadına karşı çok duyarlı bir insandı ama bütün bunlara rağmen bir kadın bakış açısıyla yapılmadığı için kadın cinselliği bir obje olarak kullanıldı Atıf Yılmaz’ın filmlerinde. Belki bir kadın tarafından yapılsaydı farklı olabilirdi.

Peki gerçek anlamda kadın karakter yazılıyor mu sizce? Ödüllü bir oyuncu olarak canlandırdığınız karakterlere nasıl bakıyorsunuz? Ben çok iyi kadın karakterler canlandırdım ama onlar da sonuçta yan karakterdi. Bir karakterin derinliği, hikayesi, dramı bütünüyle yoktu. Ana karakterin ya arkadaşıydı ya komşusuydu benim canlandırdıklarım. ‘Büyük Adam Küçük Aşk’taki Sakine iyidir. Biraz daha derinine işlenmiştir. Ben de oyuncu olarak eksik olanları tamamlamaya çalıştım, yüzeysel kalmasın diye kendimden bir şeyler katmaya çalıştım. Fakat, ‘kadın karakter yazılmıyor’ meselesini Hollywood yıldızları da dile getirdi. Bu dünyanın sorunu... Kadın erkek meselesi çok evrensel bir konu çünkü. Türkiye’de acısını daha büyük yaşıyoruz. Çok daha ağır yaşıyoruz ama dünyanın her yerinde var.

Son olarak, uzun yıllar sonra anne oldunuz. Annelik oyunculuğunuzu nasıl etkiliyor ve etkileyecek? 50 yaşında anne oldum. Kısa bir ara vermiştim. İlk bir yıl çocuklarımın yanında oldum doğal olarak. Ama bir yıldan sonra çalışmaya başladım. Bundan sonra da hep çalışacağım tabii ki.. 20’li, 30’lu, 40’lı yaşlarda anneliği çok fazla içimde hissetsem de meslek o kadar güçlü bastırıyordu ki her şeyi erteledim. Annelik de bunlardan bir tanesiydi. Çünkü çok verimli geçiyordu o yıllarım. Dolayısıyla ara vermek istemiyordum. Ama 50 yaşında çocuk sahibi olunca artık biraz da ertelediğim ve bastırdığım anneliği yaşamalıyım duygusu öne çıktı. Gene çok yoğun çalışarak geçireceğim. Çocuklarım da dünyamın parçası artık. Ödül almaya benimle birlikte çıktılar. Anneleri ne iş yapıyor çok farkındalar. Setlerde nasıl durulur, bağırılmaz biliyorlar. Benimle her yere geliyorlar. Ve annelerin çalışması gerektiğinin bilincindeler. Şu anda 54 yaşımdayım ve ölene kadar da çalışacağım. Üretmeden duramıyorum. Daha yapacak çok şey var, dizi, filmin yanı sıra sahneye çıkmayı planlıyorum, yani önümde çok yoğun projeler var. (ntvmsnbc)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder