11 Nisan 2012

'Büyülü an'ların hikayesi

Romantik komedi türünün şablonlarına yüz vermeyen ‘Sleepless in Seattle' büyülü anlara, küçük işaretlere inanır ve seyircisini de buna inandırmayı başarır. 



 Annie, Sam’le radyoda karşılaşır. Ailesiyle nişanlısını tanıştırdığı yemeğin ardından eve dönerken sıkıntıdan değiştirdiği kanallardan birinde takılıp kalır; telefonla programa bağlanan Jonah, babası Sam’in yalnızlığını anlatır, annesinin ölümünün ardından babasının yeni biriyle tanışmasını istediğini de. Daha sonra, zorla da olsa Sam ahizeyi alır ve eşinin neden özel olduğunu anlatır. ''Bu hayatta sadece bir kez olur… Eve geri dönmek gibi bir şey, ama bu ev benim hiç görmediğim bir yerdi.’’ Annie, dinler ve etkilenir. Nişanlısı Walter’la arasında da o ‘özel’ şeyden var mıdır? Kafası karışmıştır bir kere…

‘Sevginin Bağladıkları’ (Sleepless in Seattle) romantik komedi türünün belli şablonlarını kullansa da türün alışıldık filmlerinden değildir. Ortada bir aşk yoktur. Birbirine aşık bir çift, hatta ortada bir çift bile yoktur. Birbirlerinden uzakta, Baltimore ve Seatle’da yaşayan Annie ve Sam’in ayrı ayrı hikayelerini izleriz. Birbirlerinden habersiz, kilometrelerce uzakta yaşamalarına rağmen ikisini bir araya getirecek olan şey ‘küçük ayrıntılar’ olur.

‘Sevginin Bağladıkları’ büyülü anlara, küçük işaretlere inanır ve seyircisini de buna inandırmayı başarır. Annie, tam evlenmek üzereyken Sam’in hikayesiyle ‘sarsılır, kendine gelir’, ilişkisini sorgular. Walter’la ilgili inanmak istediği şeyler, Sam’in - ve artık kendisinin - etrafındaki işaretlerle inanılırlığını yitirir. Çünkü, her şey tastamammış gibi gözüken ilişkisinde bir şeyler eksiktir. Walter, zaten seyircinin gözünde sıkıcı, kötü espriler yapan, her şeye alerjisi olan bir karakterdir. Ama bunlar bile değildir Annie’nin içini kemiren, başka bir şeydir eksik olan; büyülü bir şey… 


‘’Sadece elini tutmuştum ve ona arabadan inmesi için yardımcı oluyordum. O anda anladım. Büyülü bir andı. Bir işaretti...’’ (Sam)

‘Sevginin Bağladıkları’ şablonları ve klişeleri kullanmaktan geri kalmaz. Bunu bilinçli bir şekilde yapar ve klişeleri hikayenin küçük parçaları, oyunları haline getirir. Rastlantılar, imkansızlıklar, kısaca bir aşk filminde olabilecek bir çok şey… Ancak, bir ilişki, aşk filmi değil ‘Sevginin Bağladıkları’; aşkın genel olarak tanımlanamaz, formüle edilemez olduğunu gösteren bir hikaye demek doğru olur. O yüzden de, klişeleri kullanırken onları tersyüz etmeyi de becerir. İnanılmaz bir aşk hikayesi anlatıyormuş gibi yapıp, bunun inanılmaz değil rastlantısal olduğunu gösterir. Ve kader, tesadüf temaları arasında gezinmesine rağmen oraya sıkışmaz.


‘Sevginin Bağladıkları’nı türün örneklerinden ayıran özelliklerinden biri ‘yerine başkasını koyamama’ kalıbını tersine çevirmesi. Sam, radyoda bir daha aşık olmanın imkansızlığından bahsetse de o imkansızlığın peşinden gidilmez. Oğluna, annesinin ‘elmanın kabuğunu tek bir seferde soyduğunu’ anlatır ve birkaç sahne sonra Annie’yi gecenin bir yarısı Sam’i – daha doğrusu Seattle’ın Uykusuzu’nu – düşündüğü sırada elma soyarken izleriz. Tek seferde soyamaz. Annie, birinin yerine geçmeyecektir çünkü. Başka bir hikayedir bu. Yeni güzel bir hikaye başlayacaktır. Biliriz ve film onu hissettirir ki; Annie ve Sam’in hikayesi de sonsuza kadar sürmeyecektir. Sadece, en güzel şey başlangıçtır ve biz de onu izleriz. 

Biz Annie ve Sam’i izlerken karakterler – daha doğrusu kadın karakterler de Leo McCarey imzalı klasik ‘An Affair To Remember’ı izler. Yani, filmin başrollerinden birinde bu klasik film yer alıyor. Avrupa'dan New York'a giderken yolda tanışan ve 6 ay sonra Empire State Binası'nın çatısında buluşmak üzere sözleşen çiftin hikayesini anlatan film, ‘Sevginin Bağladıkları’nın da bir parçası oluyor ve yönetmen Nora Ephron, ‘An Affair To Remember’ vesilesiyle romantik klasiklere gönderme yaparken kendi filmi dahil türün şablonlarıyla da dalgasını geçiyor. (Film boyunca ‘kadınların en sevdiği, devamlı ağladığı film’ geyiği dönüyor) ‘An Affair To Remember’daki Empire State Binası’nın tepesinde buluşma hikayesini aynen kullandığı gibi filmin yarattığı duygusal etkiden iyi bir mizah çıkarmayı da biliyor.

Onların bir araya gelmesi için canını dişine takan Jonah’ı da atlamak olmaz! Filmi taşıyan en önemli karakter diyebiliriz. O olmasaydı bu hikaye bile olmazdı hatta. Annie ve Sam’in arasındaki mesafeyi ‘küçük ayrıntılar’dan çok Jonah kısaltır ne de olsa. Sıradan, klişelerle dalga geçen hikayenin kendisi gibi Jonah da sıradan anne adaylarından hiç haz etmez. Gelen mektupları çöpe atarken, Annie’nin mektubuna takılır çünkü onun mektubu sıradan değildir. Bir anlamda Annie’yi Sam’den önce Jonah fark etmiş olur… 


‘Sevginin Bağladıkları’nın finali bellidir, sonuçta izlediğimiz bir romantik komedi ve mutlu son elbet olacaktır. O yüzden hikayenin öncesi – yani kendisi – daha da önem kazanır. Amerika’nın iki ucundaki iki kişinin bir araya geliş hikayesi kağıt üzerinde hiç orijinal durmasa da ve sıradan bir filme dönüşme riski taşısa bile işin arkasında Nora Ephron olunca iş değişiyor. (Ephron özellikle yazdığı senaryolar ile - When Harry Met Sally başta olmak üzere - türün en önemli yazarları arasında) Öncelikle, Ephron çok iyi bir senaryoya sahip; en küçük role kadar iyi yazılmış karakterler, oyunbaz diyaloglar, erkek-kadın ayrımıyla ilgili tespitler, genellemelerle dalgasını geçen espriler, lezzetli ayrıntılar filmi defalarca izlemek için birkaç neden. Kendisi yazıp yönettiği için Billy Wilder, Frank Capra tadında bir filme imza atmakta da zorlanmıyor Ephron. Annie ve Sam'in yalnız oldukları gecelerde, karşılaştıkları anlarda unutulmayacak sahneler ortaya çıkarmayı da başarıyor.
Tom Hanks ile Meg Ryan’ın bir arada göründüğü sahneler iki dakikayı bile aşmıyor neredeyse. Zaten ‘Sevginin Bağladıkları’ da dramatik yapısını tam olarak bunun üzerine kuruyor. Ayrıntılar üzerinden ilerleyen bir film olduğu için izleyen herkesin aklında yer edecek bir film değil belki de. Ama çoğu kişiye sıradan gelse de o ayrıntıları yakalayanlar için özel bir film ‘Sevginin Bağladıkları’. Fark edilmeyen şeylerin hakkını veren hikayesi, 90’lar kokan havası, oyuncuların kimyası, ‘As Time Goes By’, ‘Bye Bye Blackbird’, ‘A Wink and A Smile’ gibi muhteşem şarkılarla dolu soundtrack’i ile ‘Sevginin Bağladıkları’ gerçek bir klasik. (ntvmsnbc)

Sleepless in SeattleYönetmen: Nora Ephron
Senaryo: Nora Ephron, Jeff Arch
Oyuncular: Tom Hanks, Meg Ryan, Ross Malinger, Bill Pullman, Rita Wilson, Rosie O'Donnell 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder