5 Nisan 2012

Boşluk doldurma oyunu!

Ölen birinin yerine geçilebilir mi? Ya da yeri doldurulabilir mi? Ölenin ailesine, yakınlarına hizmet veren dört kişilik bir grubun hikayesini anlatan 'Alpler' festivalin 'yıldız' filmlerinden biri olmayı sonuna kadar hak ediyor.


Yorgos Lanthimos, ‘Köpek Dişi’nin ardından ‘Alpler’de (Alps) yine küçük bir topluluğu merkeze alarak gündelik hayat üzerinden toplumun çıkmazlarını ve boşluklarını deşifre ediyor. Sadece kağıt üzerinde bile ilgi çekici olan iddialı hikayede bir hemşire, sağlık görevlisi, jimnastikçi ve onun koçu ücretli bir hizmetle ölen kişilerin yakınlarına ‘ikame’ hizmeti verirler. Yani, hayatını kaybeden kişinin yerine geçerler. Adlarını Alp Dağları’ndan alan grubun üyeleri, meslekleri sayesinde tanıdıkları acılı ailelere yas sürecini atlatmak için yardım ederler. Ancak bu yardım iki taraf için de çok daha fazlasını ifade eder elbette.

Bu dört kişilik çetenin kendi hayatlarını mı, oynadıkları hayatı mı izliyoruz başlarda çok anlamıyoruz. Lanthimos, özellikle ilk 45 dakikada hikayedeki gelişmelerin altını çok çizmeyerek gerçek hayat ile rol oynadıkları hayat arasında bulanık bir anlatım tercih ediyor ve finale kadar da ‘gerçek hayat’la ilgili somut bilgilere ihtiyaç duymuyor. Keza, anlatımını tam da bu bulanıklık üzerinden kuruyor zaten.


Karakterlerin ‘gerçek yaşamları’, grubun yasal olup olmayışı, diğer insanlar vs… önemli değil ‘Alpler’in anlatısında. İç içe geçmiş yaşamlar izleriz çünkü; sokaktan, hastaneden, spor salonundan, lüks evlerden, otel odalarından kareler, hangisinin kime ait olduğu çok da fark etmez. Tüm bu ‘sıra dışı’ ya da ‘olağanüstü’ hikaye akarken hayat da sıradan bir şekilde devam eder. Gündelik hayatın rutinine dair ayrıntılar film boyunca devam eder. Tam da bu gündelik yaşantının çıkıntılarını masaya yatırıyor ‘Alpler’. Günlük yaşamımızda sıradanlaşan ve tekrar eden birçok şeyi… 

Grubun başındaki kod adı Mont Blanc olan kişinin - fazla olmayan - açıklamaları grubun ciddiyetini ve sertliğini anlamak için yeterli! Üyeler grubun kuralları dışına çıkamazlar, girdikleri hayatlarda da bu kuralları çiğneyemezler. Ancak, gruptan bir kişi, Hemşire kurallara uymaz. Hikaye de sonlara doğru Hemşire karakteri üzerinden ilerler.


Hemşire karakteri başkalarının hayatına dahil oldukça onun gerçek yaşamını da izleriz. Kendi hayatındaki boşlukları başkalarının hayatları ile doldurur bir yandan. Başkalarının kaybını doldurduğunu zannederken aslında babasıyla yaşadığı yalnız, mutsuz hayatını yamamaya çalışır. Filmin en can alıcı bölümlerinden biri babasıyla arasında yaşanır; birçok okumaya açık bu sahnede (izlemeyenler için fazla açık etmemek gerek) annesinin yokluğunu hissettirmemeye çalıştığı söylenebilir ve ne olursa olsun bu sahnede Hemşire yaşadığı toplumun koca boşluğunu görünür kılar bir bakıma. Rolü satın aileler ise kendilerini acılardan, duygulardan, dışarıdan korumaya çalışırlar ama yaptıkları şey ertelemekten öte bir şey değildir ve sistemin takır takır döküldüğü apaçıktır. 

Lanthimos, gerçek ile rol oynanan yaşamlar arasındaki ayrımı göstermemeye çalıştığı gibi diyaloglarla da bunu tersine çevirir. Karakterler rol oynadıkları hayatlarda yapmacık, kötü ve üzerine basa basa diyaloglara sahip olsalar bile aslında gerçek yaşamda da kendilerine biçilen rolleri yerine getirirler. Sadece biraz daha iyi oynarlar, ve diyaloglar daha sahicidir!

2011’in en çok konuşulan filmlerinden ‘Köpekdişi’nin ardından Lanthimos, beklentileri boşa çıkarmıyor ve klişe tabirlerle soğuk ve hazmı zor bir filme imza atıyor. Kendine has üslubuyla toplumdaki çatlakları bireyin düştüğü ve çıkamadığı boşlukları rahatsız edici bir şekilde gösteriyor. Bir sonraki filmine gözü kapalı gitmek için onlarca nedeni aklımıza düşürerek… (ntvmsnbc)

Alps
Yönetmen: Yorgos Lanthimos
Senaryo: Yorgos Lanthimos, Efthimis Filippou
Oyuncular: Aggeliki Papoulia, Aris Servetalis, Johnny Vekris 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder