1 Nisan 2012

Aşkın acı yüzü

Savaş sonrasının kederli ortamında Hester Collyer’ın yasak aşkını anlatan ‘Aşkın Karanlık Yüzü’nde bir ilişkinin güzel anlarına değil karanlık taraflarına tanık oluyoruz.



‘Güzel ama mutsuz eş…’ Daha önce defalarca izlediğimiz bu ‘ebedi’ mesele bu kez de Terence Davies’in 50’lerde geçen hikayesiyle karşımıza çıkıyor. ‘Aşkın karanlık Yüzü’nde (The Deep Blue Sea) kendisinden büyük bir yargıçla evli olan Hester, savaştan dönen Freddie’ye aşıktır ve onunla yaşamaya başlar ancak ortada ‘yasak aşk’tan daha önemli bir sorun vardır: Freddie, Hester’ın aşkına aynı tutkuyla karşılık vermez.

Ruhsuz ve sıkıcı eşinin, evliliğinin yanında eski ordu pilotu Freddie, Hester’ın hayatında çölde vaha gibidir; genç, yakışıklı, havalı… Aşık olur ancak daha öncesinde ayrıcalıklı hayatına rağmen evliliğinde mutlu olamayan Hester, Freddie ile de mutlu değildir. Hester’ın tutkusu Freddie’ye fazladır! Hester’ın yaşadığı dünyadan tek kaçış yeri, tek bağlanacağı kişi olan Freddie için kaçış yeri başka(sı)dır. Hester, Freddie’yi kovalarken aldatılan eş William Collyer de Hester’ın peşini bırakmaz. Başkasını seçmesine rağmen Hester hala onun eşidir. Hester’ın mutsuz gördükçe geri dönmesi için yalvarır. Gururunu önemsemez karısını geri ister. Hester ise William’ı reddederken onu anlayamaz da, ‘ben onu seçtim’ der sadece. Aslında William’ı en iyi Hester’ın anlaması gerekir. Keza, o da artık kendisini istemeyen bir adamın peşindedir. Freddie’yi eve çağırırken, ‘beni bırakma, geri dön’ derken William’dan fazla farkı yoktur. Ama onun William’ı anlayacak vakti de yoktur, Freddie’nin de ona olmadığı gibi… Ve öte yandan üçü de bir dönemin simgesel karakterleridir; savaşın yorduğu havada mutsuzluktan çıkmaya çalışan ama çıkamayan karakterler.



Davies, bu çok tanıdık melodramı anlatırken savaş sonrası yılları, 50’leri kullanıyor ve Hester’ın ruh halini dönemin kasvetiyle bir vermeyi başarıyor. Savaş sonrası yaşanan bu ilişki, aşktan çok kederi barındırıyor. Bir intiharla açılan ‘Aşkın Karanlık Yüzü’ son ana kadar da depresif tonda devam ediyor. Davies, ağır tempo ve yarattığı atmosferle de anlatımını ‘yıkıntı’ üzerine kuruyor. Böylece, savaş sonrasının sokaklara yansıyan ruh hali ile Hester’ın acıları bir arada okunduğunda daha bir anlam kazanıyor. 

‘Aşkın Karanlık Yüzü’nde bir ilişkinin güzel anlarına değil ‘gerçek’ karanlık taraflarına tanık oluyoruz. Doğum gününü hatırlayamadığı için Hester intihar mektubu yazdığında patlayan kavgada Freddie’nin söyledikleri ilişkiyi ve ilişkilerinde korkulan her şeyi özetliyor. Hester mutsuz hayatında ‘biricik’ olan Freddie’yi kaybetmeye dayanamaz. Ama, bastırılmış duygularını yaşadığı sevgilisini tutkusuyla boğmaktan da alıkoyamaz, elinde değildir. Publarda herkesle birlikte şarkı söylerken savaşın yorgunluğunu yüzünde taşıyan Freddie ise Hester’ın – ya da ağır ilişkisini – taşıyamaz. İlişkilerinden akılda güzel birkaç an ve müzik kalır ama yorgun ve buruk anların içinde kaybolur onlar da.

Davies, bu son derece bildik hikayeyi, anlattığı dönemle birlikte derinleştirmeyi başarıyor. Özellikle, ilk yarım saat ağır temposu ve kurgusuyla izlenmeyi zor bir film ‘Aşkın Karanlık Yüzü’. Ancak, melodram türünün kalıplarını kullanarak, karşılıksız aşk, yalnızlık korkusu, tutku ve arzuyla dolu hikayesini etkileyici bir şekilde anlatıyor. Davies, belki ‘Keyif Evi (The House of Mirth) gibi bir başyapıta imza atmıyor ama ‘sıradan’ gözüken bir hikayeden sıra dışı görselliğe ve anlatıma sahip bir film ortaya çıkarıyor. (ntvmsnbc)

The Deep Blue Sea
Yönetmen:
Terence Davies
Senaryo: Terence Davies (Terence Rattigan’ın oyunundan)
Oyuncular: Rachel Weisz, Tom Hiddleston, Simon Russell Bane 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder