20 Mart 2012

Twitter'da edebiyat mümkün mü?

‘’What is happening’’ (Ne/Neler oluyor) sorusuna cevap vermek için tasarlanan Twitter’da neden 100, 150, 200 değil de en fazla 140 karakter yazılabiliyor? Bilen biliyordur ve çok da anlam yüklemeye gerek yok aslında. Standart cep telefonlarının izin verdiği karakter limiti 140. Ama bu limitin de, bu açıklamanın da gereği yok. Çünkü, önemli olan buradaki kısıtlama ve bu sınırlara göre bir şeyler yazabilmek.


Bir paylaşım alanı olarak Twitter bugüne kadar birçok şey haline geldi ve gelmeye de devam ediyor: Kimi için yediğini-içtiğini duyurmak için bir araç, kimileri içinse kesinlikle daha fazlası. Ünlü birisiyle en kısa mesafe, tartışma meydanı, şöhret için bir fırsat, kolay yoldan muhaliflik, meşhur isimlerin deşifre oldukları yer, yeni magazin-dedikodu aracı gibi… Ve bugün yaklaşık 100 milyon kullanıcıya sahip olan Twitter, çıkış amacının çok ötesinde, bir ‘mikro-blogging’ platformu olarak tüm dünyada hikaye üretmek için de kullanılıyor ve bu yüzden de Twitter'ın yeni bir edebiyat türünün başlangıcı olduğu üzerine yorumlar yapılıyor.

Dünyada bu konuda üzerine konuşmak için sayısız veri var ama Türkiye’de Twitter’ın karşılığı dönemle alakalı olarak edebiyat değil gazetecilik oldu. Ana akım medyanın son dönemdeki rolü değiştikçe Twitter medyanın yerini alarak önemli olaylarda (Van depremi, Oda TV davası, Uludere vs…) işlevsel rol oynadı. Tabii ki bütün dünyada Twitter medyanın bir parçası oldu ama Türkiye’de gazeteciliğin yapılmaya çalışıldığı ‘tek’ yer haline geldi. Edebiyat içinse bunu söylemek – henüz - çok zor...

Twitter'ın bir edebiyat potansiyeli barındırıp barındırmadığı ise dünyada tartışılan bir şey. Yeni, adını henüz duyurmamış, bir yayıneviyle sözleşmesi olmayan yazar (adayları) için alternatifsiz bir mecra olduğu da bir gerçek. Bir kitap çıkarmanın, kendinizi kanıtlamanın, göstermenin zorluğu bir yana, bir kitapla ulaşabileceğiniz okurdan çok daha fazla okuyucu/takipçiye ulaşmak mümkün Twitter’la.

Twitter’ın bu açıdan bir diğer özelliği hızlı şekilde geri dönüş alınabilmesi.Yazdıklarınıza saniyeler içerisinde tepki alabileceğiniz gibi bu doğrultuda interaktif bir şekilde yazım tekniğinizde, anlatım tarzınızda isteyerek ya da farkında olmadan bir değişikliğe gidebilirsiniz. O yüzden de Twitter’ın yazma becerisini geliştirdiğini söyleyenler hiç de azınlıkta değil. Çünkü, genel olarak sosyal medya, tanınmış isimler kadar tanınmamış isimlerin de – varsa - okuyucu(su)yla yakınlaşmasına, fikir alışverişinde bulunmasına önayak oluyor. Bu bakımdan, Twitter için okurun üretim sürecine dahil olduğu bir alan demek yanlış olmaz. 



Twitter fiction
Twitter’daki edebiyat örneklerine baktığımızda ise bu yeni yazma biçiminin önemini biraz daha iyi anlayabiliyoruz. Örneğin, dünyada trend olmuş kavramlardan biri Twitter fiction’. Hatta Thaumatrope adında bir dergi var; ilk Twitter fiction dergisi. En fazla 140 vuruştan oluşan hikayelerin yayınlandığı derginin yazarlarından Nathan E. Lilly, Ernest Hemingway’in kısa hikayesini ‘harika bir Twitter fiction örneği’ olarak gösteriyor: “Satılık: Bebek ayakkabıları. Hiç giyilmemiş.” ("For sale: Baby shoes, never worn.") Hemingway’in kendisi de bu hikayesinin en iyi hikayesi olduğunu söylemişti. O yüzden 140 vuruşta hikaye yazmak; kimine göre az kelimeyle çok şey anlatmak manasına geliyor. Yani yeni bir mecradan fazlası; bu yazma biçiminin varoluşundan öte edebi değerinin karşılığını bulmasıyla alakalı.

Hep aynı soru: Klasik edebiyat yok mu oluyor?
Peki, mikro hikayeler geleneksel edebiyatın yerini alır mı? Aslında her teknolojik gelişmeyle birlikte sorulan bu klişe sorunun cevabı belli. (Ve ucuz ‘dünyanın sonu geliyor’ bağırışlarından da bir farkı yok) Edebiyat, şekil değiştirse bile (Daktilo, bilgisayar, e-kitap vs...) bu yaratılan şeyin değerini ne azaltıyor ne de çoğaltıyor. Bu yüzden bu yüzeysel soru çerçevesinde bakmaktansa, Twitter’ı ‘yeni bir yaratıcılık’ alanı olarak değerlendirmek, sorgulamak daha anlamlı olacaktır.
İnternette Twitter formunda hikaye yazmak için yol gösteren çok sayıda makale var. Kısa hikaye yazmanın püf noktalarının anlatıldığı bu makaleler işin kolay olmadığını söylüyor. Az şey söyleyerek çok şey söylemek kolay değil çünkü! Diğer açıdan bu makaleler az şey söylemenin avantajlarının da altını çiziyor. (‘İnsanlar uzun şeyler okumayı sevmezler’, ‘insanlar basit şeyler okumayı severler’ gibi önerilerden oluşan bir liste) Birçok kesimin edebiyatla yan yana getiremediği, hatta küçümsediği bir alan olsa da 140 karakterde hikaye anlatmanın zorluğu da ortada. Twitter’dan önce de ‘çok kısa hikayeler’ vardı elbette. O yüzden ‘kısacık’ öyküler yazmak yeni bir form değil. Twitter ortaya çıkmadan kısa bir süre önce Wired dergisi 2006 yılında çıkan bir sayısında dünyaca tanınan bilimkurgu yazarlarının ve futuristlerinin yazdığı altı kelimelik çok kısa hikayelerden oluşan bir koleksiyon yayınlanmıştı. Bu, Twitter formunda bir edebiyatın edebi değeri olabileceğini gösteren iyi bir örnek ama sadece bundan yola çıkarak bir genelleme yapmak da söz konusu değil tabi.

Türkiye’de ve dünyada birçok yazarın çok kısa hikayesi bulunuyor ama buradaki sihirli kelime; 140 karakter. Twitter’da bu kısıtlamada yazmak, bu şekilde üretmek ünlü yazarların çok tercih ettiği bir şey değil. Özellikle Türkiye’de yazarlar Twitter’ı yaratım değil bir paylaşım alanı olarak görüyor (Ve bazıları için de pazarlama-reklam alanı). Yazar adayları ya da yeni yazarlar içinse hem bir çıkış noktası hem de bir yaratım alanı Twitter. Çünkü, Twitter’da yazma eylemi kadar önemli ve eğlenceli olan bir şey de, bunu saniyeler içerisinde yayınlayabilmek. Yazılan hikayelerin yayınlanması için sadece ‘tweet’ butonuna tıklamak ve okurların/takipçilerin beğenisine sunmak yeterli. Yani, her yazar aynı zamanda kendi yazdıklarının yayıncısı da olabiliyor. (published writer)

EDGAR ALLEN POE'DAN İLHAMLA
Komedyen Sean Hill de, Twitter'da açtığı hesapla, Twitter öykücülüğüyle ilgili örnekler verdi ve bu öyküleri ‘Very Short Stories: 300 Bite-Size Works of Fiction adında bir kitapta topladı. Hill, aynı isimli sitesinde de (http://www.very-short-story.com) bu çok kısa öykülerinin ilham kaynağı olarak Edgar Allen Poe’yu gösteriyor. Amerika’nın ilk kısa hikaye yazarlarından kabul edilen ve yaşadığı dönemde büyük eleştirilere – hatta hakaretlere – maruz kalan Poe’nun, Hill’e neden ilham verdiğini anlamak çok zor değil! 

Twitter’daki avatarında Poe’nun fotoğrafını kullanan Hill’in öykülerinden bazıları şöyle:

‘’Birbirleri için yaratışmışlardı, aynı apartmanda oturuyorlardı ama hiç tanışmamışlardı. Farklı dünyalarda yaşıyorlardı. Adamınki Facebook, kadınınki Twitter.’’

‘‘Şşt! Benim... Gelecekten geldim. Korkma, işler yoluna gelecek. Yanlışlıkla hapse gireceksin ama orada hayatının aşkını bulacaksın.’’

‘‘David kaydetmeyi seviyordu. Hayatının her anını belgelerdi. Fotoğraflar, videolar, sesler. Bunların hiçbirini izlemedi. Hatta olaylar olurken bile, izlemedi, sadece kaydetti.’’

Benzer şekilde online dergi Copyblogger, Twitter’da bir yazma yarışması düzenledi ve otoritelere göre yarışmaya çok iyi hikayeler başvurdu. Bu yeni yazarların minik tweet’leriyle muhteşem hikayeler yazabildikleri çoğu kişi tarafından da kabul edildi.
Bir diğer örnek için de Brave New Fiction’a bakılabilir. BNF’de yazarların her gün 140 vuruşluk bir satır yazarak bütün bir hikayeyi tamamlamaları için bir aplikasyon yer alıyor ve yüzlerce yazar her gün bir satır yazarak hikayelerini kümülatif şekilde tamamlıyor.
Japonya’da da Twitter romanları revaçta. Yazarlar öykülerini bir dizi tweet ile yazıyor ve her bir tweet’in sonuna #twnovel tag’ini koyarak romanlarını Twitter üzerinden okunmaya hazır hale getiriyorlar.

Twitter’ın yaratıcılığına bir örnek de CBS’de yayınlanan ‘$#*! My Dad Says’ (Babamın Söylediklerini S*ktir Et!) adlı sitcom verilebilir. Komedi yazarı Justin Halpern’in babasının sözlerini tweet’lediği @shitmydadsays adlı hesabından hareketle yazılan ‘$#*! My Dad Says’in Twitter’ın yaratıcı bir mecra olarak kanıtı olduğunu söylemek yanlış olmaz..
Bunun gibi sayısız örnek verilebilir. Ama bu örnekler ancak ‘yeni bir biçim’ olarak değerlendirildiğinde sağlıklı bir şekilde yorumlanabilir. Yani, mikro hikayelere geleneksel edebiyatın yerini alacak bir form olarak bakmak bizi bir yere götürmeyecek bir tartışmaya dönüşmekte çünkü. Oysa ki, bu hikayeleri yeni bir iletişim mecrası ve yeni bir yaratım alanı olarak görmek, bu fonksiyonu daha iyi değerlendirmemizi sağlayabilir.



GÜZEL YAZMAYA TEŞVİK EDİYOR
Ryan Paul ‘Byte-sized stories: Twittering a tiny tale’ başlıklı makalesinde, ‘‘Bütün yeni mecralar gibi Twitter da sanatsal anlamda sömürülmeye gayet uygun’’ diyor ve New York Times yazarı Matt Richtel’ı örnek veriyor: ‘‘Matt Richtel, Twitter’ın edebiyat potansiyelini ölçmek için bir test yapmış ve bir 140 vuruşluk parçalardan oluşan bir “twiller” yazmak için kolları sıvamış ve bir cinayet hikayesi yazmış. Hikaye her ne kadar serkeş ve anlaşılmaz olsa da, güçlü bir şekilde insanı cezbediyor. Richtel’in ortaya çıkardığı işe dair beğenim avangart edebiyata olan eğilimimle bağlantılı olabilir lakin çoğu aklı başında okuyucunun katlanılmaz bulacağını düşünüyorum.’’ Görüldüğü üzere Ryan Paul, Twitter’ın sömürüye açık olduğunu ama bunun olumsuz işlemek zorunda olmadığını basit bir örnekle gösteriyor.

Dallas News’ten Chris Vognar ise, Twitter’a başlarda çok sıcak bakmasa da, artık gözlerinin güzel tweet’ler aradığını inkar etmiyor. (Artık hepimiz biraz öyle değil miyiz?) Güzel tweet’ler derken ‘söz ve şekil arasındaki mutlu evlilik’ten bahsediyor Vognar ve Hamlet’teki Polonius’tan alıntı yapıyor: “Özlü ifade zekanın ruhudur.”

Tweet atan herkesin yaşadığı şu ana da vurgu yapıyor Vognar: ‘’Bir tespitiniz, bir düşünceniz var ya da komik bir şey geldi aklınıza dile dökmek istediğiniz. Aklınızdakileri ekrana yazıyorsunuz ve diyelim 220 karakterlik bir şey çıkıyor ortaya. Sonra biraz toparlayıp kırpıyorsunuz, sonra biraz daha. Yazınızın bütünlüğüne değer veriyorsanız, “gr8!” gibi kısaltmalardan uzak duruyorsunuz. Amaç "güzel" bir tweet oluşturmak. Twitter bizi güzel yazmaya teşvik ediyor buradan bakınca.’’

Yani, edebiyat ve Twitter’ı bir araya getirenler için, kısa yazmak uzun yazmanın karşıtı değil. Yeni bir biçim. Twitter da bunu kanıtlamak için ideal bir alan. Twitter şişkinliğe izin vermiyor. Yazara/kullanıcıya farkında olmadan –söyleyeceklerini kısaltarak- daha sade yazmayı öğretiyor. Vuruş sayarak yazmaya çalışmak yazma alışkanlıkları için yeni stratejiler geliştirmeye teşvik ediyor. Her bir kelimenin gerçekten işe yaradığından emin olmaya zorluyor yazanı.

Öte yandan Twitter’ın edebi yaratımı sekteye uğrattığını, bir eseri yaratmak için gerekli olan üretimin daha doğmadan tüketildiğini düşünenler de yok değil. Bu konuyu en iyi özetleyen düşüncelerden biri yine Twitter’dan çıktı: "Twitter birikmeyi engelliyor. Ancak biriken, patlayabilme potansiyeline sahip olur. Anlık oluşlar sürece ait dışavurumların önünü kesiyor." İllüstratör Bora Başkan’ın bu tweet’inde söylediğini düşünen birçok kişi, Twitter’ın tüketim potansiyeline dikkat çekiyorlar ve bu kadar hızlı işleyen ve tüketilen bir alanda gerçekten bir şey yazmanın edebi bir karşılığı olmayacağını savunuyorlar. Peki bir şey yaratmak için illa ki biriktirmek gerekiyor mu? Bu aslında ortaya çıkan eserin kendisiyle alakalı bir durum. Keza, Twitter’da ortaya çıkan edebiyat örneklerinin büyük çoğunluğu hala edebi eserden çok edebiyat projesi olarak görülüyor. Ama durumun değişmeyeceğini varsaymak da muhafazakar düşünce yapısından kaynaklanan bir savunmadan ileriye gitmiyor. Sonuçta asıl nokta yeni bir içerik-biçim ilişkisinin doğması ve bu yeni biçimin niteliğinin toptan değerlendirilebilecek bir şey olmadığı. Twitter elbette romanın yerini alamaz. Ve edebiyatın yeni biçimi gibi bir yakıştırmadan söz etmek de mümkün değil. Zaten asıl mesele de yeni gelişmelerin getirdiği biçimsel değişikliğin içinin doldurulması.

JAPONLAR ÇOK DAHA ÖNCE YAPMIŞTI
Twitter-edebiyat ilişkisine verilebilecek belki de en önemli örnek; geleneksel Japon şiiri Haiku. Dünyanın en kısa şiir türü Haiku, üçlü kelime öbeklerinden oluşuyor. Haiku’ların katı yapısal kurallarının yaratıcılığı dışarı çıkarması gibi, mikro blogging de yaratıcılığı körükleme potansiyeline sahip. Usta yönetmen Lars von Trier, Dogma manifestosu (Katı kurallardan oluşan bir sinema akımı) ile ilgili bir röportajında, neden bu akıma ihtiyaç duyulduğu sorusuna, ‘‘Kısıtlamaların kesinlikle yaratıcılığı artırdığı’’ cevabını veriyor. Trier’in bahsettiği kısıtlama-yaratıcılık ilişkisini Haiku’larda da görebiliyoruz.



‘’Tan soğuğunda,
Dorukta durmuş bekler
Tek başına çam’’

‘’Her yer öyle sessiz ki,
kayaları deliyor
ağustosböceğinin sesi’’

‘‘Uyuyan bir kelebek!
Kim bilir ne yapıyordur
geceleri?’’

Ancak, her üçlüğün Haiku sayılmayacağı da unutulmamalı. Biçimsel uygunluk niteliği beraberinde getirmiyor. Haiku’lar anı olabildiğince yalın bir şekilde betimler ve sayfalar dolusu metnin anlatamayacağını anlatır, o duyguyu verir. Uzak Doğu edebiyatının temel taşlarındandır ve az kelimeyle çok şey anlatmanın da en iyi örneğidir. Ve günümüzdeki tartışmaya dair de Haiku’lar yol gösterebilir. Uzun yazmak her zaman iyi yazmak anlamına gelmiyor. Ve iyi yazmak biçimsel yeniliklerden öte dille alakalı bir şey.

Bu konuda, Türkiye’den çok özel bir kalem olan Oruç Aruoba’ya da bakmak şart. Az ama öz anlatan Aruoba’nın kendisine ait olmayan Twitter hesabından, yazdıkları, Haiku’ları tweet’lenmekte. Bu tweet’ler Aruoba’nın edebiyatının Twitter’a ne kadar uygun olduğunu gösteriyor bir bakıma.

"Ancak unuttuklarımızı anımsarız biz zaten : anılarımızı da, zaten, unuturuz; çoktan, unutmuşuzdur."

"Çıkarlarımızı dostluğun dışına, dostluklarımızı çıkarın dışına çekip atamayız bir türlü."

Bu formda edebi değeri olan hikayeler yazılabileceğine iyi bir örnek Oruç Aruoba. Ama bir yazarı tek tek cümleleriyle anlamanın olası olmadığını biliyoruz. Aruoba’yı en iyi kitaplarını okuduğumuzda anlayabiliriz, orası değişmez bir gerçek.



TEK CÜMLEDE EDEBİYAT
Twitter’da bazı kullanıcılar adeta klasik bir eserden fırlamışçasına etkileyici cümleler tweet’leyebiliyorlar. Bunlar sadece güzel sözler denilip geçilecek türden değil. Belki de Twitter- edebiyat ilişkisine dair küçük ipuçları olarak okunabilir.

@burakaksak
bir sabah, yanında çayın sigaran, açarsın gazeteyi, kocaman harflerle atılmış bir manşet; "bugün de kimse ölmedi." ütopyalar güzeldir, evet.

şık giyimli sığ insanların doldurduğu nezih bir bardaki tek güzel kadının sigarasını yakmaya çalışan heriflerin manasız telaşı var üzerimde

Doğru olanı yanlışlıkla bulduğumda bir süre onu sahiplenemiyorum. Sanki hak etmiyormuşum gibi.

Belki de bir roman kahramanı olmamın önündeki tek engel, etrafımda bir yazarın gözüne sahip kimsenin olmayışıdır.

karanlıkta cızırdayan bir neon kalbi. yansa bi türlü. yanmasa bi türlü. yolun ortasındaki beyaz çizgileri sayıyor. bir. iki. üç. tıp.

@ben_vesaire
lavabonun içinde iki kirli bardak. iki bardaktan fazlası. hikayenin aslı.

trafik tıkanınca bastı kornasına, "delirtti beni bu trafik" diye bağırdı. elindeki direksiyonu yere koydu, bağdaş kurup oturdu.

tablolarınız çok güzel ama sanki arkalarında gizli kasalar var.

Twitterature
Edebiyatı yeniden üretmeye dair en güzel örneklerden biri; 2009 yılında Şikago Üniversitesi’nden Emmett Rensin ve Alex Aciman adlı iki öğrencinin hazırladığı ‘Twitterature’ adlı kitap. Edebiyat kelimesine (Literature) öykünen ‘Twitterature’ edebiyat klasiklerinin tweet formunda ve Twitter dilinde baştan yazıldığı, aslında özetlendiği bir kitap. Amerika ve İngiltere’de Penguin Yayınevi’nden çıkan kitap, Twitter’ın sınırları içerisinde Batı edebiyatının 75 klasik eserini yeniden yorumluyor bir bakıma.

Bu ‘yeniden üretim biçimi’ her yeni araçla birlikte tekrar tekrar gündeme gelen bir konu aslında. Kısa bir süre önce, klasik eserlerin çizgi roman olarak yayınlanmasıyla, bu yeni ‘yorumlama’ biçimlerinin edebiyat sayılıp sayılmayacağı tartışılmıştı. ‘Twitterature’ de iki öğrencinin edebiyat derslerinde kendilerine verilen okuma listelerindeki dünya klasiklerini sosyal medyaya uyarlamasıyla ortaya çıkıyor ve yine böyle bir tartışmayı beraberinde getiriyor.

Genç okurlar kitabın konseptini beğenirken, pek çok kişi kitabın klasikleri basitleştirdiğini ve değerini azalttığını düşünüyor. Ancak kitabın aslını okumayanın kitap hakkındaki tweet’leri anlamayacağı aşikar. Twitterature yine de hem zekice hem de alabildiğine eğlenceli.

Rensin , fikrin yaratıcı kısmının altını çiziyor: ‘‘Bence hem Twitter hem de edebiyat, uzun entelektüel geleneklerin birer ürünü ve ikisi de insanın yaratma ve yaratılarını kayda geçirip diğer kişilerle paylaşma açlığını besliyor.”

Aciman ise bu yeniden üretim sayesinde klasiklerden haberdar olmayan insanlara – başka bir formda da olsa -  ulaşılabileceğini savunuyor: ‘‘Asla Proust ve Joyce okumayacak insanlar var ve belki bizim kitabımız sayesinde bu yazarları azıcık da olsa tanıyabilecekler. Bu yazarların adlarını ve yapıtlarını hiç duymamalarından iyidir.”

Örnek tweet’ler:
‘‘Hala bekliyorum. Kendimizi içinde bulduğumuz bu sinir bozucu durumsal metaforu düşünmemeye çalışıyoruz.’’ (Samuel Beckett, Godot’yu Beklerken)
‘‘Büyük bir böceğe dönüşmüş gibi görünüyorum. Bu hiç sizden birinin başına geldi mi? Web MD’de bir çözüm yok’’ (Kafka, Dönüşüm)
Wtf is polonius doing behind the curtain??? (Shakespeare, Hamlet)

I’m havin a midlife crisis. Lost in the woods. Shoulda brought my iPhone (Dante, Cehennem).

TWİTTER’DAKİ EDEBİYATÇILAR
Twitter’ı aktif kullanan yazar-şairlere de sorduk: Twitter’a neden ihtiyaç duyuyorlar? Nasıl kullanıyorlar, neler paylaşıyorlar? Ve Twitter’da edebiyat mümkün müdür?




‘TV ve gazetelerden hızlı’
Birhan Keskin:
Twitter'ı edebiyat yapılacak bir mecra olarak değil, bir iletişim aracı olarak görüyorum. Birbirimizden, yapıp ettiklerimizden haberdar olmamızı sağlayan büyük çaplı bir araç. Bence TV ve gazetelerin çoğu zaman önüne geçen bir hızı da var. Son derece pratik. Ben de çoğu kullanıcı gibi, bazen haberdar olmak bazen hoş beş etmek bazen de bir bilgiyi paylaşmak için kullanıyorum. Benim açımdan en kullanışlı noktasıysa geçtiğimiz eylül ayından bu yana beş yavru kediyi Twitter üzerinden arkadaşlara verdim, her bir yavrunun bir evi oldu.

‘Doğru yere varması benim için zor’
Ayfer Tunç:
Doğru kullanılan sosyal medya araçlarını yararlı buluyorum. Gözden kaçan kitapları ve benzeri şeyleri paylaşıyorum. Twitter'ı kişisel iletişim alanı olarak kullananlardan pek hazzetmiyorum, bunun için sayısız aracımız var çünkü. Gündemde olup gözümden kaçması muhtemel konuları yakalayabilmek benim için Twitter'ın en yararlı tarafı.

Twitter'da edebiyat mümkün olabilir mi? Kendimi yakın hissettiğim edebiyat pek mümkün olmaz gibi geliyor bana. Üstünde ve altında pek çok farklı anlamlar içeren cümleler varken edebiyata dair derdi olan bir cümlenin diğerlerinden ayrışarak doğru yere varması benim için zor.

Dilin olduğu her ortamda edebiyat mümkündür’
Murat Gülsoy:
Twitter'ı duzenli olarak kullanıyorum; ilgimi çeken konulardaki siteleri işaret ediyorum. Blog'uma yaptığım güncellemeleri ve katıldığım etkinlikleri duyuruyorum. Twitter'ı doğrudan bir üretim alanı olarak değil de daha çok bir haber paylaşım yeri olarak kullanıyorum. Ama böyle olacak diye bir kural yok. Pekala, Twitter üzerinde edebi metinler de üretilebilir. Dilin olduğu her ortamda edebiyat mümkündür.

‘Düşüncelerimin köpüğünü atıyorum’
Sema Kaygusuz:
Twitter bana kalırsa, en eksiltmeli dille, en kısa sürede iletişim sağlayan bir haberleşme ve görüş bildirme aracı. Ben daha çok güncel haberleri takip etmek ve iletmek üzere kullanıyorum. Ayrıca, düşüncelerimin köpüğünü atıyorum orada. Kendimi kısaca ve çabucak ifade ettiğim için kısa süreli bir rahatlama yaşıyorum. Neyse ki Twitter bağımlısı değilim.

Edebiyata gelince... Edebiyat, çağının bütün formlarına ayak uydurabilen bir esnekliğe sahip. Birileri çıkıp 140 karakterli güçlü öyküler, haikular, bir nefeslik şiirler yazarsa, hiç yadırgamam. İlgiyle okur ve değerlendiririm. Ne de olsa yazmak, uzay boşluğundan bir kesit çıkarmaktır. Kağıtlara derin bir sadakat duysak da yeni fikirlere açık olmak gerekir...

‘İhtiyaçtan ziyade bir esinleyici’
Leyla İpekçi:
Twitter’da edebiyatın kendisinden ziyade, atmosferini bulmak belki mümkün. Artık edebiyatçı kahveleri revaçta değil. Yazar arkadaşlarımızla, edebiyat dergileriyle, edebi kurumlarla direkt, gayrı resmi bir ilişki kurulmasının imkanlarından bahsediyorum. Twitter her çeşit insanın daldığı bir nehir. Makam, sınıf gibi birçok ‘kimlik kabuğu’nu kendi usulünce soyabiliyor. Karşılıklı iki yakasında olanlar aynı suya daldıklarında birlikte kulaç atmayı öğreniyor. Tabiri caizse bir ‘algı tabircisi’ bu ırmak. Bu anlamda kelimelerle yaşayan benim gibi biri için ihtiyaçtan ziyade, bir esinleyici. 

Twitter romanda yapmaya çalıştığım şeyi çağrıştırıyor biraz: Şeylerin çeşitliliğini değil, bir şeydeki çeşitliliği ifade etme çabasını. Eğer twitdaşlarınız yanıt veriyorsa o ‘şeydeki çeşitliliği’ yakalayabiliyorsunuz. Daha tahammüllü olmayı da öğreniyorsunuz.

‘Edebiyata saygısızlık olur’
Aslı Tohumcu:
Twitter'da çok özele girmemek kaydıyla hayatımla ilgili küçük ayrıntıları paylaşıyorum. Ama en çok bazı olaylara muhalefet etmek, kendimle ya da başka bazı sanatçı/yazar dostlarımla ilgili duyuruları paylaşmak amacıyla kullanıyorum bu mecrayı. Twitter deyince aklıma ancak şöyle bir ihtiyaç geliyor, gündelik hayatta iletişim halinde olmadığım insanların bazı konular hakkındaki fikrini, tavrını öğrenme merakımı tatmin etmek! Okuyucu yorumlarından hoşlanmadığımı, twiter'ın beni okuyucularımla buluşturmadığını söylersem ayıp etmiş olurum. Twiter'da bir twiter edebiyatı söz konusu olabilir belki, kendini 140 karakterle ifade eden özlü sözler şeklinde, ama bundan ötesini hayal etmek edebiyata saygısızlık, edebiyatı küçümsemek olur bence. (SABİT FİKİR - MART)

2 yorum:

  1. Bitirme projesi ciddiyetinde, nitelikli ve zihin açıcı bir değerlendirme olmuş. Elinize sağlık. Twitter'ı bir pazarlama mecrası olarak kullanan yazarlar da var edebi maksatla kullananlar da... Hatta teknolojiye burun kıvıran, hiç ummadığım yazarlar da boy göstermeye başladılar. Mümkün olabilir gibi sanki.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim. Mümkün olabilir tabii ki, ama o kadar hızlı gelişiyor ki burada yazılan her şeyi unutturan başka bir şeye bile dönüşebilir...

    YanıtlaSil