28 Mart 2012

Bir kız sevdim, çok ‘gerçek’ti

Not: Bu yazı filmle ilgili bazı gelişmelerden bahsetmektedir.

Geçtiğimiz günlerde seksist dille sunulan bir haberde, İngiltere’de yaşayan 55 yaşındaki Everard Cunion’ın 9 yılda 9 ‘şişme kadın’ değiştirdiği ve mutluluğu sonuncusunda bulduğu ve onunla evlendiği yazıyordu. Haberde Cunion'ın kadınların gerçekleri çok konuştuğu için böyle bir karar aldığını söylediği yazıyordu. Bu gereksiz haberin hatırlattığı ilk şey ise Lars oldu tabii ki.


Lars olabilecek en asosyal yaşantıya sahip. Babasının da ölümüyle iyice içine kapanır. Arkadaşı, sevgilisi, ailesiyle iletişimi yoktur. Ama çevresinin onun normalleşmesi için verdiği çabadan da bir o kadar rahatsızdır. O yüzden bir gün internetten bir arkadaş edinir. Ancak, ‘küçük’ bir sorun vardır; Lars’ın arkadaşı oyuncak bebektir. Yani ‘şişme bebek’ olarak bilinen ‘gerçek bebek’lerdendir. Adı da Bianca… Erkek kardeşi Gus ve eşi Karin’in Bianca ile tanışma anı onlar için büyük şoktur ama biz izleyenler için her şey yeni başlar. 

Gerçek Sevgili’ (Lars and the Real Girl) basit ve sade bir anlatıma sahip. Lars ve Bianca’nın ilişkisi şok yaratsa bile kasabalılar on(lar)a normal davranırlar. Lars’ı incitmemek için Bianca’yı da kabul eder/ sever kasaba halkı. Hikayede bir tane bile kötü yoktur. Dramatik yapısını alışıldık iyi-kötü çatışması üzerinden kurmaz film. Hikayenin her şeyi Lars’tır. Lars’ın kendisi, zihni, ilişkisi ve Bianca. Yönetmen Craig Gillespie, elinde imkan olmasına rağmen katmanlı bir yapı oluşturmaz, sade ce Lars’ı anlaşılır kılmaya çalışır.

Lars, yaşadığı gerçekliği kabul edemediği için değil kendi gerçekliğini kabul ettiremediği için yeni bir gerçeklik yaratır. O, karşılaştığı ilk kıza vermesi gereken gülü karşılaştığı anda havaya fırlatacak kadar ‘normal’dir ancak! Anlamadığı; onun normalinin neden geçerli olmadığıdır. Ve yeni gerçekliğini de yalnız yaratmaz, yaratamaz. Bütün kasabanın yardımıyla o gerçeklik yaratılır.

Lars’ın durumu kasabada duyulunca erkekler o tanıdık mizahı sergiler: ‘kız kardeşi de var mı?’, ‘keşke benim de konuşmayan bir karım olsaydı’ gibi… Bu bakış açısını, internette seksi kıyafetlerle satılan Bianca’ya giydirilen kazaklar, romantik akşamlar, yardım geceleri alaşağı eder. O kadar ki, Bianca kiliseye bile gider! Bunun gibi sahnelerde film, hem muhafazakar kodları hem de maço bakış açısını alaya alarak ironi dozunu artırır. Örneğin, hangi amaçla satıldığı belli olan Bianca’nın geçirdiği dönüşüme bakmak yeterli; seks için satın alınan Bianca, koyu bir dindardır yeni hayatında!


Seyirciye saçma gelebilecek şeyler kasaba halkı tarafından normalleşmiştir artık. Bianca kasabanın bir parçası olmuştur. ‘İyilik dolu kasaba halkı’ eski Hollywood sinemasını hatırlatabilir ama asıl olarak Lars’ın zihnini okumak için vardır her şey. Bianca kasabanın hayatına girdiğinden beri Lars da asosyalliğinden kurtulur. Daha önce yapmadığı şeyleri yapar. Artık yemekleri yalnız başına yemez. Bir yandan herkes arkasından konuşur ama öte yandan ‘anormal’, ‘deli’ kabul edildiği bu dönemde sosyalleşmeye, iletişim kurmaya başlar. Bianca onun için hem bir araçtır hem de Bianca O’dur bir anlamda.

‘Gerçek Sevgili’nin en büyük başarısı Bianca’yı gerçek bir karakter olarak yaratması ve bunu kabul ettirebilmesi. Sadece çarşıya, partiye, kiliseye gittiği, yemek masasında oturduğu, gezdiği, hava aldığı için değil, üzerine konuşabilecek kadar ete kemiğe bürünebildiği için de.

BIANCA’NIN DA HAYATI VAR!
Bir süre sonra Bianca kasabanın ilgisini toplayınca Lars onu daha az görmeye başlar ve onunla kavga bile eder. Karin’in Lars’a cevabı ise filmin çözüldüğü andır bir anlamda: Bianca’nın da bir hayatı var! Evet, onun da hayatı var. Ve o hayat Lars’tır aslında. Lars’ın da bir hayatı olmaya başlar artık. Daha önce kimseyle iki çift laf etmeyen Lars değişmiştir. Ve Lars’ın son bir şeyden daha kurtulması gerekir. Lars’ın Bianca’ya ihtiyacı vardı… 


Lars’ın hissettiklerini diğerlerinin hissettiklerinden okuruz bazen de. Margo, erkek arkadaşından ayrıldığını söylerken neden onunla çıktığını ‘çok yalnızdım’ diyerek anlatır. Tüm gerçekliğin ve Lars’ın gerçekliği altında da bu yatıyor bir bakıma; Lars çok yalnızdı ve insanların içine karışmayı beceremediğinden böyle bir arkadaş yarattı/buldu. Çoğu kişiye absürt gelebilecek hikaye ‘yalnızlık’ üzerinden okunduğunda bu yüzden daha anlamlı hale gelir. Lars bir sahnede, ‘insanların kendisine dokunmasına izin vermediğini’ şöyle anlatır doktoruna: ‘‘Burada değilim, çünkü kat kat giyiniyorum’’. 

‘Gerçek Sevgili’ gerçek üstü-absürt hikayesini ‘normal’ bir şekilde anlatmayı beceriyor ve bunu yaparken ‘normal’ tanımının muğlaklığı üzerine de düşündürtüyor. Dahası komedi-dram ayrımını da hiç hesaplamıyor. Normal-absürt gibi tanımlamaları önemsemiyor. Nancy Oliver’in - Oscar'a da aday gösterilen - muhteşem diyaloglarla dolu senaryosu filmin en büyük gücü. Sadece Bianca’nın varoluşu ve ölümü sayfalar dolusu analizi hak ediyor. Gillespie, senaryoyu olabilecek en dolaysız, süssüz bir şekilde ele alıyor ve ‘feel good movie’ kalıplarını kullanarak sıra dışı bir filme imza atıyor. ‘Gerçek Sevgili’ büyük oynamayan iyi filmlerden…

(ntvmsnbc)

Lars and the Real Girl, 2007
Yönetmen: Craig Gillespie
Senaryo: Nancy Oliver
Oyuncular: Ryan Gosling, Emily Mortimer, Paul Schneider, Kelli Garner 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder