15 Şubat 2012

Karanlık bir masal

Gerçekliğini gerçekdışı dünyasından alan etkili bir roman Cadı. Masal gibi bir hikaye. Büyükada’dan bir masal ya da ‘Ümran diye bir kadının ‘gizemli’ hikayesi diye anlatılabilir.

Kadın
‘‘Bunun kehanetle falan ilgisi yok, bir kadın çocuk büyütüp yemek yapmaktan başka şeylerle de ilgileniyorsa ne iyi bir anne olur ne de iyi bir karı.’’

Cadı, her şeyden önce bir kadın hikayesi, güçlü bir kadının hikayesi. Ümran’ın erkekler, kadınlar arasında, anlaşılmayan, görülmeyen halleri, düşleri, gerçekleri… Gerçekle-gerçekdışı arasında olması farketmiyor, kadın olması yetiyor zaten. Onun karanlığı farklı da olsa yine de karanlıkta Ümran. İbrahim’in tokadı farklı bir hikayeden çıkıp gelebilirdi de. Ümran’ın dellenmeleri değil önemli olan. Çocuk Ümran, büyükanne Ümran farketmez, aradaki mesafe ikiyüzlülük arasında bir kadın hikayesi yeterince…

Gerçek
‘‘Gerçeği pozlarından ayırmak mümkün değil ki, ağzından ama düş ama gerçek, berrak bir söz almak mümkün değil ki, zihnine yerleşip kalan bu muammayı da çözebileyim…’’

Cadı, adının hakkını verircesine büyülü bir arayış. Büyücü, şeytan, ruhlar, kara benekler, cinler lanetlenmiş Ümran’ın etrafında dönen bu ‘hurafeler’ hikayenin özü ve asla gerçeğin karşısına konumlandırılmış değiller. Oylum Yılmaz’ın romanı gücünü de buradan alıyor. Yılmaz, gerçeküstü öğeleri hikayesinin gerçekliğini yaratmak için kullanıyor ve en çok da Guillermo del Toro’nun hikayelerini hatırlatıyor; günümüzden ama bu dünyadan değil, bu dünyadan ama yakınlarda değil, yakınlarda ama gerçek değil, gerçek ama büyülü…


Ada
‘‘Ah ben bile sonra öğrendim, arkadaşlarım nereden bilsindi, Ada’nın eski ruhlarıyla zaten hiç eskimeyen cinlerinin biz dağıldıktan çok sonra hala önlerinde asılı duran an’a, günün akşam olduğu o an’a tedirginlikle, şüpheyle, kararsızlıkla bakıp durduklarını.

Oylum Yılmaz, Cadı’da kelimeleriyle Büyükada’nın her metrekaresine nüfuz ediyor, Ada’yı adeta yeniden yaratıyor. Atmosfer yaratmaktaki gücünü hikayeye eklemlediği için de çok sağlam bir dil oluşturuyor. Ağaçlar, sokaklar, iskele meydanı , gece, sesler ve anlar, hepsi Ada’ya ait kelimeler haline geliyor. Sadece Ada’ya ait… Manastırın içi, çarşının göbeği, kilisenin bahçesi Ümran’ın adım attığı, kaçtığı, sığındığı her yer Ümran’la birlikte hikayeye dahil oluyor, deniz, ağaçlar, rüzgar yan karakter olarak beliriyor ve Ümran’ın anılarında kalacağı gibi okuyucunun aklına da çıkmayacak şekilde yerleşiyor.

Delilik
‘‘Hatta onun için bir tuhaf övünç meselesiydi deli olmak, aklına estiğini yapmak, ağzına geleni uluorta sakınmasız konuşmak…’’

Ümran deliydi herkes için. En azından ‘normal’ değildi diğerlerine göre. Rutin hayata ayak uyduramayan tuhaf biriydi! Zaten çocukluğundan beri öyleydi. Toplum kuralları diye bir şey vardı sonuçta. Ona uymuyorsanız dışlanmayı hakediyorsunuz zaten. Kadın desen kadın değil, anne desen anne değil. Oysa kadınlara biçilmiş roller vardı; Ümran’ın uyumsuzluğu deli damgasına yıkılabilirdi çok rahat.

Dil
‘‘Sesin içimi soğutan zehirli sözlerin, bırakmam Ümran’ı, izin vermem unutulmasına, hiçliğe karışmasına, bırakmam elinize artık, aklınızdan bile geçirmeyin ne sen ne büyücü ne de o kocakarı.’’

Cadı’nın dili kanımca kitabın en güçlü yanı. Yılmaz, biçimi çok sağlam bir metin ortaya çıkararak, okuyucuyu zorlayan ama uzaklaştırmayan bir uslupla anlatımını zenginleştiriyor. Cadı’da Anlatıcı ve Ümran, sık sık paslaşıyor ve dış ses-iç dünya gibi kavramları bir kenara bırakarak çok sesli bir hikaye anlatıyorlar. Yılmaz, ‘üçüncü anlatıcı’ kontenjanını da açık tutarak hem diğer karakterleri dahil ediyor hem de öykünün gizemli/büyülü anlatımını destekliyor. 

Cadı, masal gibi bir hikaye. Büyükada’dan bir masal ya da ‘Ümran diye bir kadının ‘gizemli’ hikayesi diye anlatılabilir. Karanlık bir masal. Asla içine giremeyeceğimiz bir dünyanın kapılarını aralamaktan fazlasını gösteren bir hikaye. Ama tüm bu tanımlamaların ötesinde ‘gerçek’ bir hikaye aynı zamanda. Gerçekliğini gerçekdışı dünyasından alan etkili bir roman Cadı. Oylum Yılmaz, ilk romanı değilmişçesine ustaca bir dille, düz okumadan fazlasını sunan kısa ama ‘dolu’ bir hikaye  anlatmış Cadı’da. (Taraf Kitap - Şubat)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder