4 Şubat 2012

Bir din olarak sinema

‘‘Bir film asla bitmez, sadece terk edilir. Fakat akıllıysak zaten kusursuzluk beklemeyiz çünkü, sanat da dahil hayattaki hiçbir şey kusursuz değildir…’’ 


Türkçe sinema kitaplığı çok zengin olmasa da film teknikleri, senaryo yazımı, kurgu aşaması gibi konularda birçok kitap bulabilirsiniz.‘Film Yapmak Üzerine’ başlıklı bir kitaptan da beklediğiniz şey basittir: Bir film yönetmek ya da ortaya çıkarmak için somut bilgiler edinmek. Ama James Broughton, ‘bu kılavuzlardan çok var’ diyor ve ‘gerçekten sinema yapmaktan’ söz ediyor: ‘’Benim için sinema şiirdir ve aşktır ve dindir…’’

1999 yılında hayatını kaybeden sinema tarihinin avangard isimlerinden Broughton, bugüne kadar yayımlanmış olanların tersine, teknik bilgileri ve ezberleri bir kenara iterek, kitap boyunca hayata, sanata bakışını yansıtıyor, kitabın temelini bunun üzerine kuruyor çünkü onun derdi salt teknik bilgilerden çok daha fazlası.

Filmden metafizik olarak bahsettiğini baştan belirtiyor. Ve bunu yaparken sinemasal terimleri kullanmayı, dahası ters yüz etmeyi ihmal etmiyor. İlk bölüm ‘Netleşen görüntü’de film yapmak için asıl gerekenin ışık olduğunu söylüyor: ‘‘Gözlerinizin önünde bir film var mı? Ya da gözlerinizin ötesinde? Keşfedin, hissedin ve büyülenin…’’


Yeni bir şey söylemediğinin altını çizan Broughton, kitap boyunca dini terimler kullanıyor ve sinemayı bir din olarak gördüğünü sıkça belirtiyor: ‘’Bazı dini terimler kullanıyorsam, bu havailikten değil, kendinizi adadıktan sonra sürdürmeniz gereken hayat tarzınızın ciddiyetini anlamak için.’’ Kitap boyunca ‘öğretici, yol gösterici’ bir üslup ve dini terimler kullanan Broughton aslında kullandığı biçimsel kalıbın tersine bir anlatı kuruyor. Yani, bir kurallar silsilesine başlarken ‘ilk kuralın hiçbir kuralı tanımamak olduğunu’ şiar edinmeyi şart koşuyor. Dayatmaların, ‘tek yol’ kısıtlamalarının, ezberlerin safsata olduğunu her satırda hissettiriyor. Zaten, kitap bittiğinde Broughton’ın bahsettiği aydınlanmanın temelinin tam olarak buradan başladığını daha iyi anlayabiliyorsunuz.

Dini terimleri en sık kullandığı bölümlerde dahi ironik bir şekilde kelimelerle oynuyor Broughton. Kelimelerin sadece biçimsel gücünden yararlanıyor bir anlamda: ‘’Şimdi de İman’ı öğrenme zamanı. Hep bir ağızdan söyleyelim: Kameraya, merceklere, filtrelere, tripoda ve bütün ışık metrelere inanıyorum. (…) Saniyede 24 kareye, kesmeye, yapıştırmaya, Lumiere Kardeşlere, Sergei Eisenstein’a, Griffith Babamıza, Aziz Charlie’ye ve yüce ustalarave onların çalışmalarına inanıyorum.’’
Broughton, sinemanın teknik kısmını dışlamıyor, sadece, teknik bilgilerin öğrenilebilir bir şey olduğunu ama bunun ‘iyi bir film’ yapmak için asla yetmeyeceğini savunuyor: ‘’Neredeyse bir aptal bile kameranın işleyişini kısa bir sürede öğrenebilir. Ancak sinemanın yanı sıra, diğer her şey hakkında da daha çok şey bilirseniz, sinemanız daha iyi olacaktır.’’

Sinemadaki – özellikle film eleştirmenliğindeki – yargıçlık kurumunu da alaya alıyor James Broughton. Sinema yapmanın önündeki en büyük engelin ‘başarı’ kıstası olduğunu büyük harflerle yazıyor ve film yapmak isteyen kişinin öncelikle hayalperest olması gerektiğini savunuyor. Ve bu hayalin önündeki en büyük engelin, dini körü körüne yaşayan papazlara benzeyen dağıtımcı, yapımcı, organizatör, akademisyen, ‘yazar bozuntuları’ olduğunu söylüyor.

Burada şunu belirtmek gerekiyor: ‘Film Yapmak Üzerine’nin ‘öğretici sözlerle’ ilerlemesi ilk bakışta ‘kişisel gelişim kitabından alıntılar’ misali sakil durabiliyor ama çatı oluştukça alıntılar kitabın meramını anlamak için etkili birer araç haline geliyor. Özellikle ‘Sinema Sanatında Zen’ bölümünde bunu daha iyi görebiliyoruz. Çünkü, Zen Broughton’ın hayata ve sinemaya bakışını net bir şekilde yansıtıyor. Bu bakış, böyle bir kitabın ortaya çıkmasını bir anlamda zorunlu kılan şey aynı zamanda. ‘’Zen, herhangi bir bakış açısının kölesi olmama durumudur’’

Zen’in kuramları, kuralları, kutsal kitapları aşan öğretileri ‘Film Yapmak Üzerine’nin her sayfasına sinmiş ‘’Zen görme sanatısır. Bir metni takip etmez.’’ Bu yüzden, Broughton, meselesini net bir şekilde Zen üzerinden anlatıyor. Çünkü sinema kabul veya ret, iyi ya da kötü’yle ilgili değil. Kişinin kendisiyle, doğasıyla, özgürlüğüyle alakalı. ‘’Aklınızı geçerli kılın. Ne görüyorsanız osunuzdur’’

Kitap boyunca işin teknik kısmını sadece kronolojik olarak uygulayan Broughton, sürecin sadece başlıklarını kullanıyor. İçerik olarak ise hiçbir sinema kitabında olmayan ‘şey’leri bir araya getiriyor. Alaycı üslubunu eğlenceli bir derse dönüştürürken, öğretici olanı tersine çevirerek yapı bozumcu bir metin ortaya çıkarıyor. Sinemayla ilgili alışılageldik bilgileri çöpe atarak sadece film yapmak/sanat eseri ortaya çıkarmak için gerekli olanları sıralamıyor, büyük sözler söylemeden alt metinleriyle varoluşsal sorunlara da dahil oluyor. Bu yüzden, ‘Film Yapmak Üzerine’ sadece sinema üzerine bir kitap değil. Tam da bu sebeple, Broughton’ın kitabı çok değerli.

‘’Bir film asla bitmez, sadece terk edilir. Fakat akıllıysak zaten kusursuzluk beklemeyiz çünkü, sanat da dahil hayattaki hiçbir şey kusursuz değildir…’’ 

Film Yapmak Üzerine
James Broughton
Altıkırkbeş Yayın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder