29 Şubat 2012

Çok temiz değildik, iyice kirlendik

Bir meslek olarak gazetecilikten çok, gazetecilik kavramının ana gündem maddesi olduğu bir dönemdeyiz. ‘İçeri’de olan gazeteci sayısı bir hayli korkutucu. ‘Medyadaki dönüşüm’ün gazeteciliğin sonu olduğunu söyleyenlerin de, hiçbir dönemde bu kadar yasak ve sansürün olmadığını savunanların da sayısı az değil. Gazeteciliğin Türkiye’de hiçbir zaman gerçek anlamıyla yapıl(a)madığını aklımızın bir yerinde tutsak da, unutulmayacak bir dönemden geçtiğimiz kesin!




Ancak ‘böyle bir dönemde’ bile Ece Temelkuran’ın Habertürk’ten çıkarılması –en azından bu kadar çabuk - beklenen bir şey değildi. Gerçi kendisi bunu öngören yazılar yazmıştı, ama her şeye rağmen, ülkenin en etkili köşe yazarlarından birinden bu kadar çabuk vazgeçilmesi şaşırtıcıydı. Temelkuran, gazeteyi okutturan isimlerden biri olmasının yanında, Hrant Dink’ten Ahmet Şık’a, Uludere katliamına kadar Türkiye’nin vicdanı olan konularda yazmaktan vazgeçmeyen bir yazardı. Biz de son yazısı ‘Velev ki…’de bile hükümeti kızdırmaktan korkmadan yazan Temelkuran’la, herkesin ağzından düşmeyen konuları konuştuk; ‘Ne olacak bu ülkenin hali?’ gibi büyük konuşmalardan uzakta...

Gazetecilerin tutuklandığı ve ana akım medyanın gazetecilikten uzaklaştığı bilinen gerçekler. Kendi köşenizde inandıklarınızı yazsanız bile, böyle bir medya içerisinde çalışma zorunluluğu rahatsız edici değil miydi?
Zorlayıcıydı ama rahatsız edici diyemem. Muhalefetin marjinalleştirilmeye çalışıldığı bir Türkiye'de her zaman ana medyada yazmayı önemsedim. Şimdi yazmıyorum diye bu fikrimden vazgeçecek değilim. Hala ana akım medya önemli ve oradaki arkadaşların olabildiğince -tıpkı benim de yaptığım gibi- cambazlıklar yaparak orada olabildiğince uzun süre kalmaları gerekiyor.

Bundan sonraki aşamada gazetecilik yapabilecek misiniz? Nasıl bir ortamda ya da kurumda kendinizi var edebilirsiniz?
Bu sorunun cevabını hakikaten bilmiyorum.

26 Şubat 2012

N5 - Berkun Oya ve 5 Müzisyen

En fazla başlık önerdiğimiz konuklardan biri oldu Berkun Oya. Hem çok yönlü bir isim olduğundan hem de zor beğenen zor bir isim olduğundan... Onun seçimiyse müzik oldu.



İşte Berkun Oya'nın etkilendiği 5 müzisyen: İzlemek için tıklayınız

22 Şubat 2012

İnsan yiyen takım elbiseliler

Hayatı geriye saran kişilerden emir alıyoruz. İnsan yiyen takım elbiselilerden. Televizyona çıkıp neyin doğru olup olmadığını söyleyen ‘saygın’, makam sahibi takım elbiseliler…


‘Şiirle, makaleyle, resimle terörü haklı gösteriyorlar’ diyen bir İçişleri Bakanı var bu ülkenin. Böylesine korkutucu bir cümleyi rahatlıkla – ve kesinlikle hesaplayarak – söyleyen bir bakanın olmasından daha da korkuncu ise bu cümleyi normalleştirebilecek bir kıvama gelmiş olmamız.

Nefret dolu argümanlar yüzünden geçmişte hayatını kaybetmiş isimleri anıp, aynı argümanlarla bugünün insanlarına hayatı dar eden bir siyasetin ortasında çırpınıyoruz adeta. Oraya buraya, en çok da Twitter’a yazıp söyleniyoruz ama hava tam da onların istediği gibi.

İki sinemacı Mizgin Müjde Arslan ve Özay Şahin, KCK operasyonlarında gözaltına alındığında ne diyebilirdik! Gözaltına alınan onca insan… Devlet zararlı dediyse, yargıya karışmamak gerekiyorsa, bekleyip görmek lazımsa falan filan… Hayatlar yok olsun kısaca.

15 Şubat 2012

Karanlık bir masal

Gerçekliğini gerçekdışı dünyasından alan etkili bir roman Cadı. Masal gibi bir hikaye. Büyükada’dan bir masal ya da ‘Ümran diye bir kadının ‘gizemli’ hikayesi diye anlatılabilir.

Kadın
‘‘Bunun kehanetle falan ilgisi yok, bir kadın çocuk büyütüp yemek yapmaktan başka şeylerle de ilgileniyorsa ne iyi bir anne olur ne de iyi bir karı.’’

Cadı, her şeyden önce bir kadın hikayesi, güçlü bir kadının hikayesi. Ümran’ın erkekler, kadınlar arasında, anlaşılmayan, görülmeyen halleri, düşleri, gerçekleri… Gerçekle-gerçekdışı arasında olması farketmiyor, kadın olması yetiyor zaten. Onun karanlığı farklı da olsa yine de karanlıkta Ümran. İbrahim’in tokadı farklı bir hikayeden çıkıp gelebilirdi de. Ümran’ın dellenmeleri değil önemli olan. Çocuk Ümran, büyükanne Ümran farketmez, aradaki mesafe ikiyüzlülük arasında bir kadın hikayesi yeterince…

Gerçek
‘‘Gerçeği pozlarından ayırmak mümkün değil ki, ağzından ama düş ama gerçek, berrak bir söz almak mümkün değil ki, zihnine yerleşip kalan bu muammayı da çözebileyim…’’

Cadı, adının hakkını verircesine büyülü bir arayış. Büyücü, şeytan, ruhlar, kara benekler, cinler lanetlenmiş Ümran’ın etrafında dönen bu ‘hurafeler’ hikayenin özü ve asla gerçeğin karşısına konumlandırılmış değiller. Oylum Yılmaz’ın romanı gücünü de buradan alıyor. Yılmaz, gerçeküstü öğeleri hikayesinin gerçekliğini yaratmak için kullanıyor ve en çok da Guillermo del Toro’nun hikayelerini hatırlatıyor; günümüzden ama bu dünyadan değil, bu dünyadan ama yakınlarda değil, yakınlarda ama gerçek değil, gerçek ama büyülü…


7 Şubat 2012

N5 - Ece Temelkuran ve 5 sahne

Sinemadaki Naylon Torba Büyüsü… Ece Temelkuran’ın Altyazı’nın 100. Özel Sayısı’na yazdığı yazının başlığı buydu. Sinemadan bahsettiği kısa yazısı için ‘Amerikan Güzeli’ndeki malum sahneyi seçmişti. Ve çok da güzel anlatmıştı.



O yazıyı okuduğumuzdan beri Ece Temelkuran’la çekmek istediğimiz N5 belliydi. Bir sahneyi bu kadar güzel anlatabiliyorsa, N5 ne kadar güzel olabilir diye kafamızda kurmuştuk bile. Hatta kafamızda çekip, bitirmiştik bile. ‘Amerikan Güzeli’ kesin vardı, peki ya diğerleri.. 

O yüzden N5’e başladığımız günden beri Ece Temelkuran’ı konuk etmek istiyorduk. Ve iyi ki de öyle oldu. 

İşte Temelkuran'ın en sevdiği 5 sahne: İzlemek için tıklayınız

4 Şubat 2012

Milyonlarcamız mutsuz

George Valentin, sessiz sinema döneminin yıldızıyken sesle birlikte düşüşe geçer. Hepimizin yaşadığı o kabus – ne kadar bağırırsak bağıralım sesimizin çıkmadığı kabus – onun hayatının ta kendisi haline gelir. Her şeyin sesi vardır; bardağın, sandalyenin, çerçevenin, kornaların, insanların… Bir tek onun yoktur. Kabustan uyanır ama asıl kabus kapıda beklemektedir. Ses gelir sinemaya. Sinemada bir devrim… Çağ atlar yeni yıldızlarla birlikte. Valentin ise ses’in geleceğini öngöremez. Kibrinden, konformistliğinden, tutuculuğundan ya da gerçekten öngöremediğinden…


Çalıştığı şirket sessiz filmden vazgeçince kendi sessiz filmini çekmeye karar verir: ‘Aşkın Gözyaşları’… Bir maceraperestin hikayesini anlatır sessizce. Adı gibi finali de manidardır en çok. Bataklığa saplanan başrol oyuncusu – yani kendisi – oradan kurtulamaz. Film, Valentin’in hikayesinin özetidir adeta.

Bildiğimiz, sıradan bir düşüştür aslında; bir yıldız zamanla unutulur, kahrolur, bunalıma girer, yok olur. Valentin de öyledir; unutulur, iflas eder, eşyalarını satar, içer, kahrolur, içer, yok olur… Yönettiği, sese direndiği filminin galasında – düşüşünü – izler.  Salonda 10 kişi bile yoktur. Sadece kendisi düşüşünü izler. Filmdeki hikayesini ve kendi hayatını izler.

Bir din olarak sinema

‘‘Bir film asla bitmez, sadece terk edilir. Fakat akıllıysak zaten kusursuzluk beklemeyiz çünkü, sanat da dahil hayattaki hiçbir şey kusursuz değildir…’’ 


Türkçe sinema kitaplığı çok zengin olmasa da film teknikleri, senaryo yazımı, kurgu aşaması gibi konularda birçok kitap bulabilirsiniz.‘Film Yapmak Üzerine’ başlıklı bir kitaptan da beklediğiniz şey basittir: Bir film yönetmek ya da ortaya çıkarmak için somut bilgiler edinmek. Ama James Broughton, ‘bu kılavuzlardan çok var’ diyor ve ‘gerçekten sinema yapmaktan’ söz ediyor: ‘’Benim için sinema şiirdir ve aşktır ve dindir…’’

1999 yılında hayatını kaybeden sinema tarihinin avangard isimlerinden Broughton, bugüne kadar yayımlanmış olanların tersine, teknik bilgileri ve ezberleri bir kenara iterek, kitap boyunca hayata, sanata bakışını yansıtıyor, kitabın temelini bunun üzerine kuruyor çünkü onun derdi salt teknik bilgilerden çok daha fazlası.

Filmden metafizik olarak bahsettiğini baştan belirtiyor. Ve bunu yaparken sinemasal terimleri kullanmayı, dahası ters yüz etmeyi ihmal etmiyor. İlk bölüm ‘Netleşen görüntü’de film yapmak için asıl gerekenin ışık olduğunu söylüyor: ‘‘Gözlerinizin önünde bir film var mı? Ya da gözlerinizin ötesinde? Keşfedin, hissedin ve büyülenin…’’

3 Şubat 2012

N5 - Tom McRae ve 5 şarkı

N5’te bu hafta Tom McRae’nin en çok etkilendiği 5 şarkıyı ve bu şarkıların ondaki hikayelerini dinleyeceksiniz.



İşte Tom McRae’nin en sevdiği 5 şarkı: İzlemek için tıklayınız

2 Şubat 2012

N5 - Görkem Yeltan ve 5 çocuk kitabı

N5’e konuk alacağımız isim; oyuncu, yazar, şarkı sözü yazarı olunca konu alternatifleri de artıyor doğal olarak. Üstelik bu yıl Altın Koza’da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü almış bir isim. Ama Görkem Yeltan, bu alternatifler içerisinden hiç düşünmeden çocuk kitaplarını seçti.



GörkemmYeltan'dan 'En sevdiğim 5 çocuk kitabı': İzlemek için tıklayınız