17 Ekim 2011

Uğur'u öldüren disiplin

'Disiplin aracılığıyla güç'... Deney ya da oyun değil. Askerliğin kanunu bu. Türkiye'nin her yerinden askerlik yapmaya gelen yüzbinlerce genç nasıl emir altında tutulur yoksa!



Askerlik başka bir ülke, orası gerçek. Sınır taburlarında yollara, yoldan geçen arabalara bakarak gün sayan, karakollarda anlamsızca ve korkuyla dağlara, tepelere bakan, bulaşık yıkayan, tuvalet temizleyen, sayısı asla azalmayan erler. Her seferinde davul-zurnayla uğurlanırlar. O kadar ölüme rağmen yılda dört defa terminaller 'en büyük asker' naralarıyla dolar. O 'en büyük asker' askerliğinin yarısında pislik temizler. Bir önceki devrelerin ayak işlerini yapar. Karşı gelirse çok iyi bir dayak yer. Sonra bir daha, bir daha... Rütbelilerinkine henüz sıra gelmemiştir bile. Dik başlı varsa bile başı ezilir kısa sürede. Disiplin böyle bir şey ne de olsa. Sorsan cevabı hazır: ''Eee tuvaleti bile bilmeyen adam var''. Yani anladığımız: Devlet, ülkesinde yaşayan çoğu insanını vatandaşı saymayıp, birçok şeyden mahrum edip sonra da o mahrumiyetini disiplinle öğretmeye kalkıyor. 'Vatani görev' kutsaldır. Bunu kazımışlar koca bir toplumun kafasına. Kutsal olan şey pisliğe batsa bile inanç inaçtır bir kere.

Askerlik yaparken boş vakitlerde hikayeler anlaıtılır. O hikayelerin en soslusu 'Disko' hikayeleridir. Disko'ya düşmemek için neler yapılmaması gerektiği kimi için kabusa dönüşürken, üst devreler için gurur merkezi haline bile gelebilir. Disko içinden detaylar verilir: Köpeklerin pisliği elle temizlenir, aynı anda tuvalet yapılır ve tabii ki bilimum işkenceler. Orada disiplin verilirken erkeklik de inşa edilir. Hasta ruhların erkekliği.


İçerisi bir deney gibidir. Görmeye gerek yok; askere disiplin veren/doğrusu işkence eden bir başka askerdir. M. Foucault'nun teorileri orada canlanır. 'Das Experiment', 'Die Welle' gibi filmler az kalır yanında. Maalesef az kaldı da. Uzun dönem er olarak askerliğini yapan 21 yaşındaki Uğur Kantar, Disko'da yediği dayak nedeniyle yoğun bakıma alınmıştı ve 2,5 ay sonra da hayatını kaybetti. 21 yaşındaki Uğur Kantar 'vatani görevi'ni yaparken, kurallara uymadığı için disipline edilirken öldürüldü. Hem de asker gardiyanlar tarafından - en azından şu an için gelen bilgi böyle - Uğur'un ölümüne neden olan işkencenin sahibi askerler, ''Uğur çok agresifti, agresif davranışları vardı. Biraz sakinleştirmeye çalıştık, bir iki tokat attık. Biz bu kadar ağır bir darp yapmadık. Bizimle ilgisi yok” demişler. Çok açıklama daha yapılır. TSK bile kendini aklar. Kesin olan şey; Uğur'u askerliğin öldürdüğü.

Uğur hastaneye kaldırıldığında 'beyninde ve iç organlarında hasar oluştuğu, susuz bırakıldığı için böbreklerinin tahrip olduğu' belirlenmişti. 'Önce darp edildiği, ardından bahçede sandalyeye kelepçelenerek saatlerce güneş altında tutulduğu'' anlaşılmıştı. Uğur sadece evinden, sevdiklerinden uzakta ölmedi. Ülkesizlikten de öldü. Normal bir ülkede devletler vatandaşını öldürmez çünkü, böyle disipline de etmez.

Binlerce asker binlerce şekilde hayatlarından vazgeçiyor. Kimisi çatışmada ölüyor, kimisi psikopat komutanı yüzünden psikopatlaşıyor, kimisi üst devreler yüzünden kendine olan inancını yitiriyor. Bu kadar çürümüş bir sistemde bilmediklerimiz var bir de. Ama acı olan 'vatani görev kutsaldır'ın arkasına sığınarak gencecik insanların hayatlarını mahveden yapının hala güçlü olması. Askerlik boyunca dayanamayıp vatana, toprağa bile küfredenler, tezkereyi aldığı gün 'normal'leşip, davul-zurnalı uğurlamalara niye katılır? O küfürler sadece emniyet sübabıysa bu disiplin hala işliyor demektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder